Atatürk ve Halil Ağa Gerçeği...Mutlaka Okuyun

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Pelin tarafından 5 Kasım 2007 başlatılmıştır.

  1. Pelin Super Moderator


    turkeyarena

    Gel yardım et bana Nuri... Kaçalım köşkten..."

    Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı.

    "Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım..."

    Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı ötekinin uyguladığı plansonunda Florya Köşkü ' nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten kaçtılar.

    Altlarında, Nuri Conker' in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece' ye doğru gidiyorlardı.Birden Atatürk' ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu.

    Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.Atatürk şoföre durmasını söyledi.

    İndiler. Köylüye seslendi:

    "Kolay gelsin Ağa!.."

    Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:

    "Kolay gelsin"

    "İşler nasıl Ağa? Bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?"

    Köylü isteksiz konuştu:

    "Tanrı' nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. Kabahatin acığı bizde, acığı yukarda!

    Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi."

    "Bakıyorum, sabanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. Öküzünyok mu senin?"

    "Var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar."

    "Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı?"Olmaz böyle şey! Muhtara şikayet etseydin...

    "Köylü güldü:"Muhtar başında deel miydi memurun, a bey?"

    Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu:

    "Kaymakama gitseydin."

    Köylü iyice güldü.

    "Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" dedi.

    Atatürk konuşmayı sürdürdü.

    "E peki, İstanbul şuracıkta geleydin valiye anlataydın derdini....Onunişi bu değil mi?"

    Köylü Atatürk' ün saflığına inanmış iyiden iyiye gülüyordu. Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz.

    Kestirip attı:

    "Bırak şu sağırı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük.Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"

    Atatürk sordu:

    "Adın ne senin Ağa?"

    "Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Ağa derler..."

    "Demek varlıklısın?.. Ağa dediklerine göre."

    "Acık çiftimiz- çubuğumuz varken adımız ağa' ya çıkmış."

    "Peki Halil Ağa, bu senin işin beni bayağı meraklandırdı. Benim bildiğime göre, bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz. Sen aldılar diyorsun.Hadi kaymakam şöyle, vali böyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin?"

    "Bilmez olur muyum, beyim?"

    "Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor. Florya Köşkü'ne iniyor. Köşk de şuracıkta. Bir gün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona... Herhalde çaresini bulurdu."

    "Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun.

    Ama bak şimci, tutalım gittim vardım,

    beni o kapıya koymazlar ya...

    Tutalımki kodular, koskoca İsmet Paşa' mızı göstertmezler ya.

    Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağırın sağırı! Heç işitmez beni..."

    Nuri Conker, lafa karışmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.

    "E peki, bakalım bu dediğime ne bulacaksın!" dedi"

    Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu. Gitseydin, çıksaydın önüne,anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya!..

    Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu.

    "Sen ne diyorsun bey?" dedi.

    "Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."

    Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken, Atatürk'ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor, çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu. Konuşacak bir şey de kalmamıştı. Atatürk köylünün omuzuna elini koyarak,

    "Senden hoşlandım Halil Ağa" dedi."Bir gün köyüne de gelir, bir ayranını içerim. Açık yürekli bir vatandaşsın. Ama yine de sana söylüyorum, hakkını kimsede bırakma ara!.."

    Döndüler, arabaya bindiler. Halil Ağa, onları uğurladı.

    "Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez.Fakat bu, Devlet Baba' ya borçtur. Ödenmesi gerek..."

    Otomobil hareket etti. Atatürk'ün canı sıkılmıştı.

    "Bir uygun yerden dönelim, tadı kaçtı bu işin!.." dedi.

    Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor, sigara üstüne sigara yakıyordu. Yüzünde ince bir keder vardı.

    "Yahu çocuk, şu Halil Ağa'nın vergi borcundan öküzünü satmışız, merkeple çift sürüyor, hala da 'Devlet Baba' diyor. Ne mübarek millet, bu millet!.."

    Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:

    "Şimdi" dedi:

    "İstanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!.. Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum. Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa' yı bul, onlara da haber ver."

    Yaver odadan çıktı.. Atatürk, Nuri Conker' e döndü:

    "Şimdi sen de arabayla çıkıp o Halil Ağa' ya gideceksin. Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'Seni sevdi, sanaöküz alıverecek' diye bir şeyler söyle, kandır. Kuşkulandırmadan al getir buraya."

    O akşam Atatürk' ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ' dan oluşan yirmi beş konuk vardı. Atatürk,

    "Bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi.

    "Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum.

    "Bir süre sonra içeri baş yaver girdi ve Atatürk' ün kulağına bir şeyler söyledi.
     



  2. keşke kaynakta vermiş olsaydın
     
  3. yaren38_20 Well-Known Member

    Yaa daha öncede okumuştum :)Paylaşım için saol..
     

Sayfayı Paylaş