Atatürk Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 9 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Ünlü Şairlerden Atatürk İçin Yazılan Tüm Şiirler

    MUSTAFA KEMAL


    Dağ başını efkâr almış,
    gümüş dere durmaz ağlar,
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim,
    ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar,
    ağlar, ağlar, cihan ağlar.
    Mızıkalar iniler, ırlam ırlam dövülür,
    altmış üç ilimiz, altmış üç yetim,
    yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer,
    her geçen seni bizden parça parça götürür,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Diz dövdüm,
    gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna,
    Sakarya'nın suları nâmın söyleşir.
    Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya.
    Ankara'dan uçan kuşlar,
    Kemal'im der günler günü çağrışır,
    kahrolur bulutlara karışır,
    gök bulut, yaşmak bulut,
    uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar
    divan durmuş bekleşir,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin,
    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin,
    şol yüzünde güneş südü sıcaklık,
    ellerinden öperim, Mustafa Kemal.
    Senin dalın, yaprağın, biz, senin fidanların,
    biz bunları yapmadık,
    sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal.
    Elsiz, ayaksız bir yeşil yılan,
    yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal.
    Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler,
    çün buyurdun kesenleri astılar,
    sen uyudun asılanlar dirildi,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor,
    dokunmayın, ağlamaktan bıkmam diyor,
    bu gece kıyamet gecesi, bu vapur Bandırma vapuru,
    yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal,
    ben ölümden korkmam diyor,
    korkmam diyen dilleri toz oldu, toprak oldu,
    değirmen döndü dolandı, yıllar oldu,
    bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir,
    o bize öğretmedi kazan kaldırmasını,
    günahı vebali öğretenin boynuna,
    erdirip oldurana ana avrat sövmesini,
    yüreğim kırıldı kanım kurudu,
    var git Karadeniz var git başımdan,
    mızıka çalındı düğün mü sandın,
    bir yol koyup gideni gelir mi sandın,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.
    Ankaran'ın Taşına bak

    Ankara'nın taşına bak,
    tut ki baktım, uzar gider efkârım,
    çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım,
    gözlerimin yaşına bak,
    Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de
    bir akça şahan gezer dolanır,
    yaşın yaşın mezarını aranır,
    şu dünyanın işine bak,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...

    Attila İLHAN


    MUSTAFA KEMAL' İZ BİZ

    Susan canların konuşan dili,
    Mazlum insanın en has eli,
    Berrak ediyoruz çamurlu seli
    Biz akı, karayı bilenlerdeniz.

    Boynunu bükmek yoktur bizde,
    Hainle kol kola olmak yok beynimizde,
    Tek ses, tek yürek Kemalizm'le,
    Biz ulusun susmaz, haykıran sesiyiz.

    Yobaza izin yok, aydınlık bizim,
    Hakça üleşmek, düşünüş bizim,
    İnancı sömürene yer yoktur.
    Biz heybetli dağların zirvesiyiz.

    Eğilmeyiz, bükülmeyiz,
    Satmayız, sattırmayız,
    Soros çocuklarına bırakamayız,
    Biz bağımsızlığa sevdalıyız.

    Ezenle dostluk neyimize,
    El etek öpmek sinmez içimize,
    Bütün dünya baksın yüreğimize,
    Biz "Yurtta sulh, cihanda sulh!" diyenleriz.

    Mustafa Kemal'in yoludur yolumuz,
    Emaneti gençliğe biricik yurdumuz
    Özgürlüktür, bağımsızlıktır kavgamız
    Biz "Ya istiklal ya ölüm!" diyenleriz...

    METİN KAYA


    MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yeleleri alevden al bir ata binmiş
    Aşıyor yüce dağları, engin denizleri.
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
    Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
    Destanlar yaratıyorlar cihanın görmediği
    Arkasından dağ dağ ordular geliyor
    Her askeri Mustafa Kemal'i gibi

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
    Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
    Al bir ata binmiş yalın kılıç
    Koşuyor zaferden zafere...

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Ölmemiş bir kasım sabahı
    Yine bizimle beraber her yerde
    Yaşıyor dört köşesinde vatanın,
    Yaşıyor damar damar yüreklerde.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda;
    Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum.
    Uykularıma giriyor her gece.
    Ellerinden öpüyorum.

    Ümit Yaşar Oğuzcan


    BÜYÜK GAZİ'YE

    Sen ki hilkat denilen ummanın
    En büyük incisisin
    O, bu ulvi vatanın talihinin
    En güzel yıldızıdır
    Bir dehaet ki güneşten yüksek
    Ve semavat ile ünsiyeti var ..

    Sen dururken ona gelmez noksan
    Kaplıdır toprağı zırhınla senin
    Hep rehakar değil ey Gazi
    Bu müsellah vatanın sen hem de
    Ebedi bekçisisin ..

    Bu mesalip–zede cemiyyete sen
    Yeniden bir vatan ettin ihda
    Görüyor şevk-i tuluunla senin
    Yeni bir iyd-i zafer İstanbul
    Kendi asar-ı dehanın belki
    Sen de hayretçisisin
    Kainatlarda tecelli buyuran
    Halik’ın sende o hasiyyeti var ...

    Abdülhak Hamit TARHAN


    KUTSAL ÖZLEM


    Sana hasret, sana vurgun gönlümüz,
    Neredesin mavi gözlüm,
    Nerde, nerde, nerdesin dost?
    Bu gemi bu Karadeniz,
    Sarı saçlım, mavi gözlüm,
    Nerde, nerde, nerdesin dost?

    Ararım izini Dolmabahçe'den,
    Bir daha dönmez mi bu yola giden?
    İçimde sen, gözümde sen
    Sarı saçlım, mavi gözlüm
    Nerde, nerde, nerdesin dost?

    Kurban olam yürüdüğün yollara,
    Kara peçe yakışmıyor kullara,
    Uyan bak bizim hallara,
    Sarı saçlım, mavi gözlüm,
    Nerde, nerde, nerdesin dost?

    Bulutlar terinden, dağlar kokundan,
    Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan,
    Bir daha gel, gel Samsun’dan,
    Sarı saçlım, mavi gözlüm
    Nerde, nerde, nerdesin dost?

    Aşık Mahzuni Şerif


    Atatürk Duymasın

    Atatürk duymasın
    Öldüğümüzü
    Atatürk duymasın
    Tarihe gömüldüğümüzü

    Adalet topal aksak
    Hürriyet imf de tutsak
    Atatürk duymasın
    Ve mavi gözleri buğulanmasın
    Atamın
    Üzülürüm
    Utanırım

    Ahmet Ayaz


    AĞLAYALIM ATATÜRK'E

    Ağlayalım Atatürk'e,
    Bütün dünya kan ağladı.
    Süleyman olmuştu mülke,
    Geldi ecel, can ağladı.

    Doğu, batı, cenup, şimal
    Aman Tanrı bu nasıl hal?
    Atatürk'e erdi zeval
    Memur, mebusan ağladı.

    İskenderi Zûlkarneyin*
    Çalışmadı buncalayın.
    Her millet Atatürk deyin
    Cemiyet-i Akvam** ağladı.

    Atatürk'ün eserleri,
    Söylenecek bundan geri.
    Bütün dünyanın her yeri
    Ah çekti, vatan ağladı ..

    Fabrikalar icat etti
    Ata'lığın ispat etti
    Varlığın Türk'e terketti
    Döndü çark, devran ağladı.

    Tren hattı, tayyareler
    Türkler giydi hep kareler
    Semerkant'la Buhara'lar
    İşitti, her yan ağladı ..

    Bu ne kuvvet, bu ne kudret
    Var idi bunda bir hikmet.
    Bütün Türkler, İnönü İsmet
    Gözlerinden kan ağladı.

    Siz sağ olun Türk gençleri
    Çalışanlar kalmaz geri.
    Mareşalin askerleri,
    Ordular, tümen ağladı.

    Zannetme ağlayan gülmez,
    Arslan yatağı boş kalmaz.
    Yalnız gidenler gelmez
    Her gelen insan ağladı.

    Uzatma Veysel bu sözü,
    Dayanmaz herkesin özü,
    Koruyalım yurdumuzu,
    Dost değil, düşman ağladı...

    Aşık Veysel ŞATIROĞLU
     



  2. EjjeNNa Administrator

    KALPAKLI SÜVARİ

    Gecenin arkasında bir yerde,
    Ufaldıkça gaz lambaları,
    Nehrin omuzlarına yaslanıp
    yaşlı ve dindar
    Yalnızlıktan soğumuş dağlar,
    Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde,
    Köylüler böyle diyorlar,
    Yatsıları..

    Nal sesleri duyulur mu yağmur olursa
    Ne mümkün
    En usul havalarda duyulacak
    Erzurum'a doğru şah damarın oynar gibi,
    Gören eden yok, her nasılsa
    Kalpaklı olduğunu biliyorlar.

    Bir elinde kılıç, bir elinde sancak,
    Kemah köylüğünde,
    Fakir fukaraya azık dağıtasıymış,
    Üçer arşın kefenlik,
    İçlik ve mintan,
    Birer kese sarı lira cep harçlığı,
    Olur mu olmaz mı
    Orası bilinmiyor..

    Tılhas’ta bir kağnıya dokunmasıyla
    bir ne halsa,
    Araba traktöre tebdil olmuş
    Allah tarafından.
    Tercan toprağındaki kerametini
    Anlata anlata bitiremiyorlar.
    Köylüler böyle diyorlar..

    Gecenin arkasında bir yerde,
    Ufaldıkça gaz lambaları,
    Nehrin omuzlarına yaslanıp
    yaşlı ve dindar,
    Yalnızlıktan soğumuş dağlar,
    Kalpaklı bir süvari dolaşırmış
    gizlilerde,
    Köylüler böyle diyorlar
    yatsıları..
    Kemal Paşa'dır diyorlar...

    Attila İLHAN


    MUSTAFA KEMAL

    Dağ başını efkâr almış,
    gümüş dere durmaz ağlar,
    gözyaşından kana kesmiş gözlerim,
    ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar,
    ağlar, ağlar, cihan ağlar.
    Mızıkalar iniler, ırlam ırlam dövülür,
    altmış üç ilimiz, altmış üç yetim,
    yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer,
    her geçen seni bizden parça parça götürür,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Diz dövdüm,
    gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna,
    Sakarya'nın suları nâmın söyleşir.
    Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya.
    Ankara'dan uçan kuşlar,
    Kemal'im der günler günü çağrışır,
    kahrolur bulutlara karışır,
    gök bulut, yaşmak bulut,
    uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar
    divan durmuş bekleşir,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin,
    çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin,
    şol yüzünde güneş südü sıcaklık,
    ellerinden öperim, Mustafa Kemal.
    Senin dalın, yaprağın, biz, senin fidanların,
    biz bunları yapmadık,
    sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal.
    Elsiz, ayaksız bir yeşil yılan,
    yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal.
    Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler,
    çün buyurdun kesenleri astılar,
    sen uyudun asılanlar dirildi,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor,
    dokunmayın, ağlamaktan bıkmam diyor,
    bu gece kıyamet gecesi, bu vapur Bandırma vapuru,
    yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal,
    ben ölümden korkmam diyor,
    korkmam diyen dilleri toz oldu, toprak oldu,
    değirmen döndü dolandı, yıllar oldu,
    bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir,
    o bize öğretmedi kazan kaldırmasını,
    günahı vebali öğretenin boynuna,
    erdirip oldurana ana avrat sövmesini,
    yüreğim kırıldı kanım kurudu,
    var git Karadeniz var git başımdan,
    mızıka çalındı düğün mü sandın,
    bir yol koyup gideni gelir mi sandın,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

    Ankara'nın taşına bak,
    tut ki baktım, uzar gider efkârım,
    çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım,
    gözlerimin yaşına bak,
    Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de
    bir akça şahan gezer dolanır,
    yaşın yaşın mezarını aranır,
    şu dünyanın işine bak,
    Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...

    Attila İLHAN


    MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ


    Tükenir elbet
    Gökte yıldızlar denizde kum tükenir
    Bu vatan bu topraklar cömert
    Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Ben de etten kemiktendim elbet
    Ben de bir gün göçecektim elbet
    İki Mustafa Kemal var iyi bilin
    Ben işte o ikincisi sonsuzlukta
    Ruh gibi bir şey görünmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda
    Bilimin yapıcılığın aydınlığında
    Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben
    Evrensel yepyeni buluşlarda
    Geriliği kovmuşum ben dönmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Başın mı dertte beni hatırla
    Duy beni en sıkıldığın an
    Baştan sona her şeyiyle bu vatan
    Sakın ağlamasın kasımlarda
    Fatihler, Kanuniler ölmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Halim Yağcıoğlu


    10 KASIM TÜRKÜSÜ

    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e, Ağrı'ya
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
    Ana baba oğul kız
    Dere tepe bucak köy
    Yeryüzü yaşamalarımla değil
    Oralarda, senin gittiğince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca


    ATAM İZİNDEYİZ!

    Atam, hala yaşıyorsak:
    Edepsizlik sayesinde!
    Altı oku soruyorsan,
    Politika dehlizinde!

    Hele partin senden sonra,
    Devrimlerin tavizinde!
    Vasfedeyim halimizi,
    Kalemime ver izin de!

    Yobazlarla gericiler,
    Onlar bizden daha zinde!
    ’Atam, Atam..’ derler ama,
    Bir adınız var sizin de..

    Halkçılıkla devletçilik:
    Anlatamam, çok hazin de..
    Çoktanberi sahteciler,
    Ağır çeker her vezinde!
    Tek umut var, o da yalnız,
    Amerikan dövizinde!

    Sorma Ata’m, halimizi,
    Hal mi kaldı anlatacak..
    İşte geldik dizindeyiz!
    Yata yata çok yorulduk,
    Tatil yaptık, izindeyiz!

    Sanayide henüz daha,
    Cafer için lazım diye,
    Amerikan bezindeyiz!
    Geçeceğiz Avrupa’yı
    Ama şimdi izindeyiz!

    Hocamız var, hacımız var,
    Uçan kuşa borcumuz var,
    El oğlunun ağzındayız!
    Ama bizi zor bulurlar,
    Bahar, yaz, kış izindeyiz!

    Evet, doğru söylemişsin:
    ’Türk milleti çalışkandır! ’
    Biz de senin tezindeyiz!
    Dinlenmekten yorulduk da,
    Onun için izindeyiz!

    Zinde kuvvet diye söz var,
    Kimse bilmez adresini,
    Ah izindeyiz, vah izindeyiz!
    Bugün değil, bu yıl değil,
    Çoktan beri izindeyiz!

    İlerledik Ata’m öyle,
    Şimdi görsen tanımazsın:
    Amerikan tarzındayız!
    Arasan da bulamazsın,
    Otuz yıdır izindeyiz!

    Aziz NESİN
     
  3. EjjeNNa Administrator

    ON KASIM MEKTUPLARI

    - 1 -

    ATATÜRK'E


    Yine harmanımız rüzgâr bekliyor;
    Es yine es yine, samanı savur.

    Çak yine, çak yine, Masmavi Şimşek!
    Bu kutsal çorağın özlemi yağmur.

    İn yine, in yine, Sarı Yıldırım!
    Ayrıklı tarlayı aydınlat, kavur.

    Bugün de gecede sayıklayan var,
    Bugün de yobazca adımız gâvur

    Dal şu yüce dağlar gibi tekneye
    Sevgi ekmeğini mayala, yuğur.

    Doğ yine, doğ yine yurdun üstüne
    Sensiz yüreklerin ateşi soğur..

    - 2 -

    SEVGİLİYE


    Üç şeyin üstüne can-baş koymuşum:
    Anayurt, Atatürk ve sen, sevdiğim!

    Kavak yeli esmez benim başımda
    Atatürk rüzgârı esen, sevdiğim!

    Diz çök Anıtkabrin mermerlerine
    Herkesi kıskanıp küsen sevdiğim

    Mustafa Kemal'in neferiyim ben;
    Haklısın kölesi desen, sevdiğim!

    Belki çıkacağız yine savaşa
    Ki kalasın sen sağ-esen , sevdiğim!

    Öp beni alnımdan, uğurla, bekle
    Erliğimden şüpheliysen, sevdiğim!

    - 3 -

    ATATÜRKÇÜLERE


    Öyle sırtüstü yatıp dinlenecek gün değil;
    Daha yapacağımız çok şeyler var, çocuklar!

    Ne kadar erken yağdı, gördünüz ya, yeniden
    Nice güvendiğimiz dağlara kar, çocuklar!

    İlerden, ta uzaktan el ediyor durmadan
    Batılı arkadaşlar; vaktimiz dar, çocuklar!

    Toplandık mı başbaşa, verdik mi el ele biz
    Su çekilir, dağ çöker, bora susar, çocuklar!

    Hele kuru kütükler ayıklansın bir kere
    Tadından çatlayacak dallarda nar, çocuklar!

    Sizi bir bir tanıyıp alnınızdan öpmeye
    Mustafa Kemal yolda, hey bahtiyar çocuklar!

    - 4 -

    YENİ MİLLETVEKİLLERİNE


    Haklısınız, bir büyük millete vekilsiniz;
    Göğsünüz, kıvanç dolu, gerildikçe gerilir.

    Bilin ki Atatürk'ün kurduğu Ankara'ya
    Atatürk'ün yolundan yürünerek girilir.

    Anıtkabre gidip de yürekten baş eğmeyen
    Günü gelir çarpılır, düşer, yere serilir.

    Bir avuç yobaz için, bir sürü cahil için
    Devrimi çiğneyecek ayak varsa, kırılır.

    Bir de bakarsınız ki her meydanda bir kere
    Her genç Türkte bir kere bir Atatürk dirilir.

    Bir an unutmayın ki Atatürk ülkesinde
    Ahiretten önce de Yüce Divan kurulur...

    Behçet Kemal ÇAĞLAR


    AĞIT

    Yok gayri bizlere uyku dünek vay,
    Kime bel bağlayak, kime dönek vay,
    Vay amansız ecel, alçak felek vay,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Ağla gözüm ağla, yaşlar dil olsun,
    Kurumuş dereler baştan sel olsun,
    Çiçek kara açsın, çayır kül olsun,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    En büyük, en güzel, en yiğit kayıp,
    Dereler denizler çağlar ağlayıp,
    Rabbim de gözyaşı dökmezse ayıp,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Her gittiği yerde o şan verirdi,
    Aslan bakışını görse erirdi,
    Kaşları yeleden nişan verirdi,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Bakışları şimşek gibi çakardı,
    Yarını görürdü, düne bakardı,
    Kürsüye çıktı mı, arşa çıkardı,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Her belâyı önler, arda atardı,
    Dermandı her dalda, hemen yeterdi,
    Babamızdı, elimizden tutardı,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Kaybını yıldızlar bile bileler,
    Kırıla kanatlar, sola yeleler,
    Kurt kuş duyup cenazene geleler,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Millet Atan gitti, başın sağ olsun,
    Ölümü devr açsın, yeni çağ olsun,
    Dağlar birer birer yanar dağ olsun,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Gitti, her ocağın söndü alevi,
    Yeryüzü dediğin bir ölü evi,
    Cihan türbe olsa almaz o devi,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Dönmüş denizler gözyaşı taşına,
    Dünya ortak çıkmış Türk'ün yasına,
    Her evden bir ölü çıkmışcasına,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Gökler ağıtlardan titriyor kat kat,
    Düştü üstümüze gerilen kanat,
    Onsuz dünya yarım, insanlık sakat,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    O hep dolu tuttu, boş atmadıydı,
    Söz verince yaptı, aldatmadıydı,
    On beş yıl tek burun kanatmadıydı,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Bizdendi sevinci, bizdendi derdi,
    Biz uyurduk, o bizleri beklerdi,
    Uyudu, nöbeti bizlere verdi,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Kuru yapraklara benzedik bu güz,
    Her göz kan içinde, sapsarı her yüz,
    Milyonlarız bir babadan öksüzüz,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Gök düşsün toprağa, toza belensin,
    Mezarına gece yıldız elensin,
    Şehitler doğrulsun, nöbet dolansın,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı.

    Dünya hem kahr olur, hem onu gömer,
    Yıldızlar kandildir, semalar kemer,
    Sus, boğulayazdın, sus Aşık Ömer,

    Türklük yüreğini dağlasın gayrı,
    Cihan da bizimle ağlasın gayrı...

    Behçet Kemal ÇAĞLAR


    NÖBETÇİ MİLLET

    Yaradan hey Yaradan !
    Dört yıl değil bin yıl geçse aradan
    Sensin ateş diye kanımızdaki
    Sesin ışık diye önümüzdeki !
    Ey yanımızdaki
    Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan
    Sınırsız mavi umman hey !
    Yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazardın
    Sen her köpürüp taşmanda;
    Her konuşmanda
    Milletin alın yazısını yeniden yazardın..

    Bakışların inanmayanı ezerdi
    Sağ kolun bir tırpana benzerdi:
    Başlardı yurt tarlasında düşüncenin hasadı.
    Cümlelerin ya örsten kalkardı
    Ya çıkardı kından.
    Başak saçların sarkardı harman alnından:
    Halk, biçilmiş ekin gibi, düşerdi dizlerine.
    Milyonlar katılırdı sözlerine
    Mıknatısa koşan zerreler gibi.
    Köhne kanaatler, köhne küreler gibi
    Sözünde çarpışıp düşerdi.
    Tam sustuğun gün kıyamet oldu
    Tam konuştuğun anlarsa mahşerdi:
    Rab, gökte "dinleyin" derdi meleklerine;
    Yıldızlar girerdi yeni mahreklerine;
    Nehirler kavuşurdu yeni denizlerine:
    Halk biçilmiş ekin gibi düşerdi dizlerine.
    Şimdi nöbetçi olmak için Anıtkabrine
    Tamamlayabilmek için tavafını
    Sarmış yalın kılıçlar gibi etrafını
    Tutuyor nöbet..

    Bu millet:
    Bu, vaktiyle ayaklarını ummanlar yalayan,
    Bu, üç kıtayı atının nallarıyla damgalayan,
    Bu, Timur'u, Atilla'yı, Oğuz'u
    Bu, Yıldırım'ı, Fatih'i, Yavuz'u
    Bu, seni yetiştiren ulu millet.
    Vakar ve haysiyetle dimdik
    Uyanık, tetik
    Anıtkabrinde tutuyor nöbet.
    Dünya dönüp dolaşıp
    Boğazlaşıp dalaşıp
    Ergeç ve ancak
    Milli misaklarda karar kılacak.

    Ey en büyük usta!
    Düşünen olmadı bu hususta
    Senden evvel ve senden ileri.
    İlk müjdeyi, ilk haberi
    Senden almıştı cihan
    Ta o zamandan
    Anlayamadığına yansın.
    Sen, dünyanın dönüp dolaşıp geleceği
    Uğrunda milyonların seve seve öleceği
    En büyük maksat için
    Dünyaya ilk karşı koyansın.
    Nasıl içimizdeysen bütün varınla
    İşte öylece dünya davalarındasın!
    O ışık saçların, o alev sözlerinle
    O gök gözlerinle sen.

    Ey ıssız geceler içinden
    Bize eşsiz sabahı getiren!
    Ey asırlardır dul bayrağın eşi,
    Ey geceyarılarımızın güneşi,
    Ey ışık saçlar,
    Ey yele kaşlar,
    Ey çekilmiş hançer bakışlar,
    Ey fikri döven şakaklar,
    Ey kalem parmaklar,
    Ey ay-yıldızlı el,
    Ey en güzel,
    Ey en büyük,
    Ey Atatürk!
    Getir dudaklarını bir bir alnımıza koy,
    Dağlansın ateşinle bu soy.
    Oy Atatürk oy!

    İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:
    Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez
    Biz varken senin hisarının burçları:
    Bakışlarımız kılıç uçları,
    Bekliyoruz devrimini biz.
    Çökmeyeceğiz diz..

    İsterse hayat zehrolsun,
    İsterse refah kahrolsun,
    İsterse kurşun düşsün yanımıza, belimize,
    İsterse geçinmek için, bir dilim
    Kuru ekmek geçmesin elimize.
    Halel gelmez bizim ateşimize;
    Dünya düşse peşimize,
    Yer sarsılsa yerinden,
    Ne senden geçeriz, ne senin eserinden ...

    Behçet Kemal ÇAĞLAR
     
  4. EjjeNNa Administrator

    ATATÜRK'Ü DİNLERKEN

    Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok;
    Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok;
    Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir:
    Her biri ihtiraını seyre gelmiş gibidir.

    Kalpler ellerde çarpar gibi alkış kopuyor;
    Her ruh bir tutam ışık ve her göz bir damla kor:
    En büyük, en sevgili, en genç, en mert geliyor;
    Dünya imtihanını veren tek fert geliyor;

    Kürsüye her çıkışta, Türk daha yükselecek,
    Dinle: Her cümlesinde doğuyor bir "gelecek"
    Aslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta,
    Kıvılcımlar doğuyor bastığımız her taşta.

    Önümüzde mesafe ve zaman çökmekte diz;
    Bir İnönü azmiyle ardındayız hepimiz.
    Yerine getirmeye yeni dileklerini,
    Koymuş on yedi milyon, yola yüreklerini.

    "Marş! Marş! Öz yurdu fethe!" Şimdi manen, yeniden:
    Deliyor dağı taşı öncümüz gibi tren,
    Fabrikalar kalemiz, kanallar siperimiz
    Ve bu fetih olacak bizim şaheserimiz...

    Behçet Kemal ÇAĞLAR


    ATATÜRK' E SESLENİŞ


    On bin yıl herkese boşa baş vurduk,
    Bütün bir ırk, seni aradık durduk,
    Sana geldik sonsuz mesafelerden,
    Sıyrıldık sayısız efsanelerden,
    Tek sana inanan akıllarız biz!
    Sen selsin, mecranda çakıllarız biz,
    Her yıl biz o damar, her yıl o kan sen,
    Bak, kalplerden çağıl çağıl akan sen..

    Seninle gönüller her an temasta,
    "Atatürk" dendi mi doğrulur hasta,
    "Atatürk" dendi mi dolar gözümüz,
    "Atatürk, Atatürk" bu, baş sözümüz.
    Başını bekliyor her boş duran diz,
    Biz bir gün saparsak fırlar kalbimiz,
    Yola düşer birden açtığın izde..

    Adın besmeledir her işimizde,
    Açan al gülümüz her sonbaharda,
    Yarın bir iskelet olsak mezarda,
    "Atatürk" çığrışır kemiklerimiz,
    Nimetinle dolu iliklerimiz...

    Behçet Kemal ÇAĞLAR


    ATATÜRK'Ü DUYMAK

    Ulu rüzgarlar esmedikçe,
    Yaşamak uyumak gibi.
    Kişi ne zaman dinç?
    Dalgalanırsa bayrak, bayrak gibi.

    Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
    Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik,
    Ekmek olmak için önce
    Buğday olmak gibi.

    Silinir sözlüklerden sen hatıra geldikçe
    Cılız sözler: usanmak, yorulmak, durmak gibi.
    Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene,
    Bir ışık-kaynak gibi.

    En yakınlar zamanla fersahlarca uzak gibi;
    Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz
    Daha da yakınsın, daha da sıcak.
    Bıraktığın toprak gibi.

    Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz:
    Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi.
    Ancak senin havanda sağlıklar, esenlikler;
    Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi...

    Behçet NECATİGİL


    RESİM

    Her gün
    Enginlerden engin
    Yücelerden yüce
    Bir duygu sarar bizi
    Bu sınıfa girince.

    Yanda, bir uçtan bir uca.
    Mavi deniz
    Odanın içinde güneşleri bulunca.
    Isınırız.

    Enginlerin engini deniz olsa
    Deniz ufak!
    Yücelerin yücesi güneş olsa
    Güneş küçük!

    İlk günü gördük, nerden geldi:
    Duvardaydı
    Denizleri, güneşleri
    Küçülten büyüklük.

    Kürsünün üstünde bir resim:
    Gözleri denizlerden mavi
    Bakışları güneşlerden sıcak.
    Dört mevsim.

    Kürsünün üstünde:
    Atatürk'üm, arkasında al bayrak
    Kolları kavuşturmuş göğsünde.

    Bu resimle başlar bizim günümüz
    Karşımızda Atatürk'ü gördükçe
    Kıvançla dolar, taşar gönlümüz.

    Öğretmenimizin kürsüde
    Verdiği dersi
    Dinler bizimle birlikte
    Atatürk'ün resmi.

    Çalışkanız, çünkü
    Çalışınca
    Bakarız, Atatürk güldü.

    Bir yanlışlık yapsak
    Bulutlanır gözleri
    Anlarız Atatürk üzüldü.

    Gelsek kürsünün dibine
    Görür bizi
    Eğilince.

    Kalksak, gitsek gerilere
    Otursak arkalarda;
    Başımızı kaldırmadan duyarız:
    Atatürk orada.

    Öteki odalarda
    Başka başka resimleri Ata'mın.
    Atatürk'üm artık ömrüm oldukça
    Bu resminle karşımdasın!

    Yok hiç birinde
    Bundaki tılsım
    Değişen çizgilere
    Canlı gibi bu resim.

    Öyle canlı ki sanırım
    Bende bir gün okulu bitirince
    Uzanan ellerinle
    Okşanacak sırtım.

    Öyle canlı ki, sanırım
    Karanlık bile olsa
    Aydınlanır yollarım.

    Tıpkı sınıftaki gibi
    Yapacağım bir işte
    Bu resmindir rehberim:
    Kötülüğe uzanırsam
    Çat kaşlarını
    Tutulsun ellerim .

    Tıpkı sınıftaki gibi
    Bütün ömrüm boyunca
    Yaptığım her işte
    İyi, doğru oldumsa
    Sevincini belli et.
    Gülümse !

    Yaprak yaprak dökülürken önümde
    Her yıl dört mevsim;
    Sınıflar içinde yalnız bu sınıf
    Resimler içinde yalnız bu resim !

    Behçet NECATİGİL


    DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ


    Bir sisli kasım sabahıdır bu;
    Düştüler yollara Kırklar Yediler..
    Dağ başını duman almış kardeşim,
    Gün doğmayacakmış, dediler.

    Baktım ki bütün gökyüzü baştan başa tenha,
    Bir kapkara matem sarıyor memleketi,
    Her sineyi bir kapkara yas dolduruyor,
    Ev ev bacalardan taşıyordu.
    Bir sisli kasım sabahı baktım,
    Baştan başa öksüz koca bir yurt,
    Taş taş döğünüp ağlaşıyordu.

    Nereden çıktı bu ferman nereden?
    Dağ başını duman almış kardeşim,
    Ansızın bir karayel esti meğer pencereden,
    Karıştı tarihin sayfaları..

    Toz duman içinde Anafartalar!
    Samsun, Erzurum, Sivas,
    Baş döndürücü bir hız geçiyor memleketi,
    Nefesler tıkanıyor, adımlar şaşıyordu.
    Büyüdü ellerim, ayaklarım, kafam!
    Sakarya boylarında bir yanık türkü,
    Akdeniz'i gösteriyor Mustafa'm!
    Kağnılar mermi değil, iman taşıyordu.

    "Dağ başını duman almış" kardeşim,
    "Gümüşdere durmaz akar."
    Bir dert ki kemirir içimiz kasım sabahları,
    Bir dert ki yakar!

    Yeni bir bayrama girmişti vatan,
    Her taraf mutlu ve hür,
    Tuttu baştan başa Türk yurdunu bir resmi geçit,
    Yürüyor koskoca millet,
    Yürüyor başta Atam,
    Devrim devrim geçiyor memleketi,
    Tepelerden gece gündüz aşıyordu.
    Med miydi, cezir miydi bilinmez,
    Bir seyrediyor şöyle uzaktan uzağa,
    Bir yaklaşıyordu.

    "Rabbim yeni bir mucize versin, diye Türk'ü
    Gönderdi bu dünyaya muhakkak Atatürk'ü."
    Böyle söylerdi kesik kollu dedem.
    Gördüler de analar babalar o kara günleri,
    "Allah gönderdi Gazi'yi,
    Allah yüzümüze bakmış." Dediler.

    Ama bir gün
    Bir sisli kasım sabahı
    Dağ başını duman almış, kardeşim;
    Gün doğmayacakmış, dediler!
    Baktım ki bütün gökyüzü baştan başa tenha
    Bir kapkara matem sarıyor memleketi,
    Her sineyi bir kapkara yas dolduruyor,
    Ev ev bacalardan taşıyordu.

    Bir sisli kasım sabahı baktım,
    Hâlâ vuruyor nabızlarımızda,
    Hâlâ yaşıyordu.
    Lâkin kesilip dinmedi ruhumda o sancı,
    Hâlâ o yetim bakışlarımda
    Donmuş bir avuç hâtıra kalmış!
    Dağ başını duman almış kardeşim,
    Dağ başını duman almış!

    Bekir Sıtkı ERDOĞAN
     
  5. EjjeNNa Administrator

    ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA

    Ne bulutlar gitti, ne padişahlardan bir haber geldi.
    Kemal Paşa derler bir yiğit vardı.
    Bu sefer de millet türkülerle Kemal Paşaya haber saldı.

    - V -

    Kemal Paşa, yenilmez yiğit, şanlı komutan!
    Savaş girer gibi yetiş bize!
    Yetiş bize, çöllerde bile olsan!
    İnanç doldur, güç doldur içimize!

    Bin kere yurdumuzu kurtaran!
    Bir görseydin ağlardın hâlimize!

    Kuşun kanadında türküler
    Kemal Paşanın gönlüne vardı,
    Cevabından önce kendi geldi.

    - VI -


    Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı,
    Selâm durdu kayığı, çaparı, takası,
    Selâm durdu tayfası.

    Bir duman tüterdi bu geminin bacasından, bir duman,
    Duman değildi bu!
    Memleketin uçup giden kaygılarıydı.

    Samsun limanına bu gemiden atılan
    Demir değil!
    Sarılan anayurda,
    Kemal Paşanın kollarıydı.

    Selâm vererek Anadolu çocuklarına
    Çıkarken yüce komutan,
    Karadeniz'in hâlini görmeliydi.

    Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar
    Kalktı takalar,
    İzin verseydi Kemal Paşa
    Ardından gürleyip giderlerdi.
    Erzurum'a kadar.

    Bu ne inançtı ki, Kemal Paşa
    Atının teri kurumadan
    Sürüp geldin yeni yeni savaşların peşinde

    - VII -


    Bir selâm gibi gitti Erzurum'a,
    Bin selâm gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan.
    Dağlar alçaldı yol vermeğe,
    Temizlendi ılkımından karından.

    Analar, bacılar yola döküldü,
    Cephane taşıdı arkasından.
    Irmaklar suyundan faydalandı,
    Ağaçlar dalgasından.

    Yer gök inledi bir yol daha
    Kurtuluş savaşından.
    Düşman koymuş meydanları kaçıyordu.

    - XI -


    Kattı Kemal Paşa'nın ordusu düşmanı uğruna
    Pişman eti anasından doğduğuna.
    Çevirdi Sakarya, çevirdi süvariler,
    Veryansın etti topçu,
    Veryansın etti piyadeler.

    Kattı Kemal Paşa'nın ordusu, sürdü gitti,
    Yetiştikçe vurdu düşmana.
    Hayın düşman sarhoş gibi sallana sallana
    On beş günde İzmir'i dar buldu,
    Ölen kurtuldu, sağ kalan teslim oldu.

    Kaçtı gemiler.
    Alnı sargılı, kolu sargılı, boynu sargılı,
    Ahmet'ler, Bekir'ler, Ali'ler,
    Mahmut'lar, Kâzım'lar, İsmail'ler
    Peşlerinden yettiler,
    Diz çöküp Kordonboyu'na
    Ta yürekten çekip tetiği
    Gemilere yaylım ateş ettiler.

    Bu ne inançtı ki, Gazi Paşa!
    Atının teri kurumadan
    Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde.

    - XII -

    Sana borçluyuz ta derinden
    Çünkü yurdumuzu sen kurtardın
    Hasta, yorgun düşmüştük
    Yaralarımızı iyice sardın ..

    Yiğittin, inanç doluydun, yapıcıydın
    Sanatkardın, denizler kadar engin
    Kimsenin görmediğini görürdü
    Sevgiyle bakan gözlerin ..

    Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet
    Yüzyıllar boyu geri kalmış
    Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz
    Her yanından yaralar almış ..

    Dedin ki: Bir güzel savaşmalı
    Kurmak için yeniden
    Bilgiyle, inançla, coşkunlukla
    "Öğün, çalış, güven" ..

    Sana borçluyuz ta derinden
    Işığısın bu yurdun
    Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize
    Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun ..

    Hürriyeti sen yaydın içimize
    Halkçıyız dedin halk içinden
    İnançta hür yetiştirdin bizi
    Borçluyuz sana ta derinden ..

    Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti
    Bu milleti temiz ellerin
    Sana borçluyuz ta derinden
    En büyüğü Mustafa Kemal'lerin...

    Cahit KÜLEBİ


    HAVZA YOLLARINDA MUSTAFA KEMAL


    Mahmur Dağı'nın başında bir duman bir duman
    Mustafa Kemal'in başında daha bir duman
    Dağ düşünür gündüz gece başından duman gitmez
    Mustafa Kemal düşünür gündüz gece başından duman gitmez
    Dağların başından duman eksik olmaz
    Soy yiğidin başından duman eksik olmaz..

    Mahmur Dağı'nın dumanlarına baktı da dedi
    Mustafa Kemal, Köroğlu olmak ne güzel şu dağlarda
    Tutmak gece gündüz denizlerin yolunu, yol vermemek
    Üşümek, ateş yakmak, yola düşmek ne güzel
    Bölmek orta yerlerinden gemilerin getirdiği güneşi
    Bir sana, bir bana sermek ne güzel..

    Çakal Dağı'nın eteğine vardı ki Mustafa Kemal
    Vakit alaca karanlık, dağın eteğinde bir kahve
    Kahvede düze inmiş eşkıya, Karadeniz uşakları
    Kaynıyor Erzurum işi semaver, çay demleniyor
    Uyanmış su gözleri adamların susuz gözleri sıcak
    Mustafa Kemal baktı, tanıdı hepsi halk..

    Oturdular, hep beraber çayı içtiler
    Ordan burdan, dereden tepeden konuştular
    Sabah güneşi gelip bağdaş kurdu bir yana
    Yarı karanlıktı yüzleri, birden aydınlandılar
    Acı çekmiş, susamış, dağ çizgileri sert
    Mustafa Kemal'in gözlerinde tek tek ışıdılar..

    Çıktı Kavak Yaylası'na, oh dedi Mustafa Kemal
    Ölmez be, insan bu vatanı sevince
    Halk kokusudur, güller çimenlerden gelir
    Ovaları sürenler aşağıda, ormanlarda bıçkı sesleri
    Dağılmış Mahmur Dağı'nın dumanları
    Çekip cümle türküleri bir dere ışıltısıyla akar ..

    Havza'ya vardım ki, kulağımızı koyalım bir
    Bağımsız yaşamak diyelim bir, dinle ne ses verir
    Havza pazarına inmiş allı morlu köylüler
    Çıkarlar ormanlardan gizli gizli, çağıralım bir
    Gelirler toplanırlar ateşimize, onlar için yaktık
    Özgür yüreklerinin soluğunu üflesinler bir..

    Sevelim dedi, Mustafa Kemal, sevelim bir
    Selam verelim bir, selam alalım bir
    Halk olmak ne güzel şeydir arkadaşlar
    Şu sabah çayını içelim bir kardeşçe sıcak
    Yüzümüzü yunalım şu derede bir
    Sonra kursunlar darağacını kavgamıza
    Asarlarsa assınlar bizi düşlerimizden!

    Ceyhun Atuf KANSU


    ATATÜRK OKULU


    En güzeli, en yiğidi, en canlısı
    Bir millet kurtaran adam
    Ağır ağır Kocatepe'ye çıkıyor.
    Bu resim çok güzel, insanı alıp götürüyor,
    Başında kalpağı, parmaklarında cigarası.

    Bir de sabahın erken saatlerinde
    Bozkır tirim tirim titreşirken
    Yol üzeri ak kerpiçler önünde
    Atatürk köylüler arasında
    Milli mücadele günlerinde.

    Arkadaş Ali, uyanık Ali, halk Ali,
    Seçti resimler içinden birini,
    Giyinmiş tertemiz, baş açık güneş gibi
    Karatahtaya ak bahtını milletin
    Yeni yazıyla yazıyor.

    "O bizim öğretmenimiz "diyor, Ali
    O bütün öğretmenlerin öğretmeni.
    İnsanca yaşamanın en kısa yolunu
    Beyaz tebeşirle çiziyor tahtaya,
    Bir güneş halinde geçirip
    Anadolu'nun içinden...

    Ceyhun Atuf KANSU


    ŞU SONSUZ KOŞU

    Samsun’a ayak basmış kahraman bugün,
    Çayır, çimen yeşermiş zafer yolunda.
    Davul zurna sesinde şahlanır düğün,
    Gönlüm coşup öter bir bahar dalında.

    Atanın rüyasına gelincikler sun,
    Emek bahçelerinin güzel gülünü.
    Biz sonsuz bir sabahtayız.. O, uyusun,
    Sevincimiz coşturur onun gönlünü.

    Nasıl çıkmış bir sabah Samsun’dan yola,
    Dağlardan dağlara o zafer türküsü,
    Şahlanıp bayrak çekmiş her eski kola,
    Taze bir bahar açmış yurdun gözünü.

    Al bayrağım Ankara Kalesi’nde hür,
    Dalgalanmakta altın bir çağa doğru,
    Yeni kahramanlar kol kol, boy boy yürür,
    Şu karlı dağlardaki bayrağa doğru.

    On Dokuz Mayıs’ın hür başına çelenk,
    Kiraz mevsimi, gençlik ayı, gül ayı,
    Bir bahar bahçesinde gönüller renk renk,
    Şu sonsuz koşuya bak, sarmış yaylayı...

    Ceyhun Atuf KANSU
     
  6. EjjeNNa Administrator

    ATATÜRK

    Ey, sanki alev saçlı zafer küheylaniyle
    Kurtardığın vatanda en yüce şehsüvarsın,
    Bir şimşek çağlayanı haliyle, Türk kanıyle
    Aldığı şâna lâyık bir tarihde bir Sen varsın.

    Erişmez vasfına hiçbir rebabın sesi,
    Sen yükseksin, ilhamın yıldızlı göklerinden,
    Dehâdan kanatlanan kılıcının şulesi,
    Ebediyette olmuş bir murassa kasiden.

    Kızıl gökte parlayan Ay-yıldız'ın nurusun.
    Sen en büyük milletin, Türklüğün gururusun
    Bu yurdun timsalisin bugün bütün cihanda
    Gözler, gönüller senin, senin şeref de, şan da!

    Enis Behiç KORYÜREK


    EBEDİYYET YOLUNDA

    Fecre benzettiği bayrakla kefenlenmiş Ata,
    Çıktı bir kor gibi mermer kapısından sarayın.
    Gönlümüz, bayrağı öğrendiği günden beri ta,
    Duymamıştır bu kadar hüznünü yıldızla ayın.

    Gidiyor, gizleyerek sır gibi bizden sesini,
    Çıkıyor, ilk olarak bir yola Başbuğ bizsiz.
    Biz ki dünyada bırakmazdık onun gölgesini,
    Bu ne hicranlı seferdir ki beraber değiliz.

    Sen ki Gayya'ya düşen bir nice milyon Türk'ün
    Dehşetinden sararırken yüzü yaprak yaprak,
    Onu bir anda çevirmiştin ölümden daha dün,
    Tunç elin, yalçın iradenle, kolundan tutarak..

    Ve bugün bir nice milyon geliyor bir yere de
    Ebedî yolculuğundan seni döndürmek için,
    - Seni hicranlı yolundan alıkoymak nerede? -
    Gücü ancak yetiyor kabrine yüz sürmek için!

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


    MUSTAFA KEMAL


    Dünyada tabiatın binbir tecellisi var,
    Korkunç olursa kıştır,munis olursa bahar.
    Görmüşe benzer mi hiç bahsetsem ikisinden
    Birinin tipisinden, ötekinin sisinden.

    Bazen durgun denizin görürüm taştığını,
    Yükselen dalgaların göğe yaklaştığını,
    O dalgalar ki yılda yalnız bir gün şahlanır,
    Şahlandı mı ne kıyı, ne koy, ne yelken tanır..
    Engini alt üst eden bu rüzgarların adına,
    Bazıları şimşek der, bazıları fırtına.

    Kara toprakta bir dev var geçmez ele.
    Sarsıntısından bilir insan: Zelzele..
    Dalganın, fırtınanın yeri yurdu bu toprak
    Lazım mı ki her kuvvete ayrı ayrı ad komak?
    Bize sorsan onların hepsini bir ederiz,
    Sonra onun adına
    MUSTAFA KEMAL
    deriz...

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


    ATAM


    Bir yüz tanıdım, ruhuma nakşoldu zamanla,
    Bir yüz ki bütün hatları şimşekle doluydu,
    Ben yalnız onun resmine daldım heyecanlı,
    Benden çocuğum yalnız onun şi'rini duydu.

    Bir hüzne bürünmüştü cenazeyle düğünler,
    Bir damla yaş olmuştu denizler gözümüzde.
    Hasretle bakarken gecenin rengine günler,
    Seyretti yanan gözlerimiz fecri o yüzde.

    Tarih onun emriyle kımıldandı yerinden,
    Birkaç yıla toplandı hemen birçok asırlar,
    İsa eli geçmiş sanılır yurt üzerinden,
    Gül bahçesi olmuş dün ayak bastığı yerler.

    Ondan geliyor, her günümüz başka baharsa,
    Ondandır, ufuklarda ne ürperme, ne gam var.
    Kalbim nefesim dursa, düşüncem sona varsa,
    Dünyayı unutsam da unutmam bir Atam var...

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


    ATATÜRK


    Üstümüze gece gündüz kol geren,
    Bize güzel iyi günler gösteren,
    Türk iline yeni baştan can veren
    Kimdir diye sorarlarsa: Atatürk.

    Yurdumuzu aydınlatan sabahlar,
    Düşmanlara korku veren silâhlar,
    Tersaneler, fabrikalar, tezgâhlar
    Göze çarpan her ne varsa: Atatürk.

    Tanrı gibi görünüyor her yerde
    Topraklarda, denizlerde, göklerde:
    Gönül tapar kendisinden geçer de
    Hangi yana göz dalarsa: Atatürk.

    Babasından önce onun adını
    Öğretiyor oğluna Türk kadını,
    Ondan aldık yaşamanın tadını,
    Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk...

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


    ON KASIM'LARDA YÜRÜMEK

    Atatürk'üm işte 10 Kasım yine
    Dalgalanır ağaçlarla oğullar
    Dalgalanır oğullarla nineler
    Dalgalanır ninelerle genç kızlar
    Özlemin ta yüreğime işlemiş
    Seni bulmak, seni görmek için ben
    Bütün toprakaltıyla barışacağım ..

    Ereceğim sana usta, barışta, başarıda
    Öyle
    Güçlüsün ki
    Güçleneceğim
    Öyle yücesin ki, yüceleceğim
    Düşüne düşüne seni kocaman kocaman
    Dağlara, dağlara karışacağım ..

    Ozan mıyım, ordu muyum, su muyum anlaşılmaz
    Çağlar upuzun allığı yüreğimde ülkünün
    Sanki bayrak bir kalemdir, sanki gökler bir kağıt
    Sanki ellerim gece
    Sanki ellerim gündüz
    Yazacağım seni daha, bir daha
    Ben senin ölümünle yarışacağım ...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


    MUSTAFA KEMAL'İN OĞLU

    Mustafa Kemal'in oğlu diyorlardı ona.
    Sırtını okşamıştı Mustafa Kemal bir sabah erken.

    Geçiyordu paşalarla beylerle,
    Su içmişti tarlasından şuncağız.
    Öbür çocuklardan ayırmıştı kendini artık,
    Adını duyuyordu yüreğinde ateşçe,
    Soluk alırken, ekmek yerken..

    Köyün yetimiydi, ölmüştü babası Çanakkale'de,
    Kale gibi tutardı omuzlarında başını.
    İnce bacakları altında koca ayakları vardı
    Sarıydı, kuruydu bozkırda bir çalı kadar,
    On üçündeydi ama, göstermiyordu yaşını.

    Bir zaman sonra top sesleri duyuldu uzaklardan,
    Al al oldu dağların moru.
    Eli silah tutanlar girmişti cephelere bir bir,
    Kadınlar, çocuklar, dedeler toplandı cami avlusuna
    Sordu cümlesi birbirine ne yapak?

    Ansızın düşman askeri görüldü çayırda,
    Geldi çattı köye gavurun zoru.
    Devrisi gün bir haber ulaştı evlere, samanlıklara
    Alanda ismi yazılacakmış herkesin.

    O saat bir yangın sardı Mustafa Kemal'in oğlunu,
    Kimi Kadir diyecek, kimi Mıstık, kimi Özdemir..
    Ankara'dan gelen rüzgarlar önünde,
    Ankara'ya uçan şahinlere karşı,
    O, ne desin?
    O, Mustafa Kemal'in oğlu, nasıl söyler
    Adını, bir avuç düşmana?
    Mustafa Kemal'in oğlu yenilmez, tutsak olmaz,
    Adını vermez süngüler altında,
    Kellesini verse bilem.
    Hem ağaç ağaçtır; öküz öküzdür,
    İsim yakışmalı cana.

    Bayrak mıydı ne, kartal kanadı mıydı ne,
    Ses verdi göklerden adı.
    O yürüyordu, köylünün dehşeti büyüyordu peşinde,
    Büyüyordu gövdesi,
    Büyüyordu dağ kadar.
    Dur diye haykırdılar, namluları çevirip üstüne,
    Durmadı...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
     
  7. EjjeNNa Administrator

    MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI

    Yediyordu Elif kağnısını
    Kara geceden geceden.
    Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu.
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
    İnliyordu dağın ardı, yasla
    Her bir heceden heceden..

    Mustafa Kemal'in kağnısı derdi kağnısına.
    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
    Nam salmıştı asker içinde..
    Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
    Doğrulmuştu yola önceden önceden ..

    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif
    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar.
    Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı.
    Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra
    Gecenin ulu ağırlığına karşı
    Hafiftiler, inceden inceden..

    İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında.
    Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri.
    Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim;
    Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
    Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti
    Niceden niceden ..

    Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu.
    Nazar mı değdi göklerden ne?
    Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez
    Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacur gucur.
    Nasıl durur Mustafa Kemal'in kağnısı?
    Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden ..

    Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş
    Sür beni, öldür beni, koma yollarda beni.
    Geçer, götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin
    Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
    Bak hele, üzerimden ses seda uzaklaşır,
    Düşerim gerilere iyceden iyceden ..

    Kocabaş yığıldı çamura,
    Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar.
    Örtüldü gözleri, örtüldü hep.
    Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı bacım,
    Kocabaş'ın yerine koştu kendini Elifçik,
    Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


    KAHRAMAN


    Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün;
    Seni gördük sesimiz Hakk'a yalvardığı gün,
    Seni gördük, bir mazi dağları sardı ses ses,
    Bir Akdeniz dalgası buldu içinde herkes..

    Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da,
    Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu'da.
    O kadar eskisin ki şimdi ruhumuzda sen,
    Bulursun bu sevgide asırları istersen.

    Ararsan bakışında uzun ovalar erir,
    Dinlersen gönül denen yüce dağlar ses verir.
    Bir dünya, bir millete düşman olduğu zaman
    Sana büyük hızını verdi nabzındaki kan..

    Dört sınırın ucunu getirdin bir araya,
    Dört bucak sevgisini topladın Ankara'ya.
    Sesin, bir tılsım gibi, yurdu dolaştı yer yer
    Ve senden öyle keskin hız aldı ki gönüller.

    Yüzyılda giden vatan bir anda geri geldi,
    Sonra sanki ruhundan kartal sesleri geldi;
    Sanki yeni bir ışık süzüldü gözlerinden
    Ve bir fert, tek başına, bir millet yarattın sen.

    Bastığın yer tarihten yer alırmış, yok, değil:
    Bir gününe bir tarih bağışlasak çok değil!
    Çok değil, kanımızın rengini süze süze,
    İsmini döğmelerle işlesek göğsümüze..

    Çok değil göğsümüzün içine çizsek seni,
    İsterse bundan sonra ufuk yansın, gök yansın;
    Çünkü sen bu milletin umduğu kahramansın..
    Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün;
    Seni gördük sesimiz Hakk'a yalvardığı gün...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


    BÜYÜK MİSAFİR


    Bir sevinç incilemiş gözleri yaşlar yerine,
    İzi üstünde gül açmış kapanan her yaranın.
    Bir bahar yağmuru halinde derinden derine
    Çağlıyor her yanı alkışla yeşil Marmara'nın.

    Bu misafirdir, inan memleketin neyse varı,
    Böyle bir yüz mü görür bir daha fâni ömrün?
    Gelin ay Bahr-i Muhit'in köpüren dalgaları,
    Kırk asırlık yolu bir hızda alan Türk'ü görün...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


    ANIT KABRİN KAPISI

    Bu kapı başlar çok uzaklardan,
    İzmir'de, Akdeniz'de,
    Dört nala köpürürken atlarınız,
    Kılıçların parıltısındaki haklardan.

    Bayrak bayrak olmuş şafaklardan,
    Göklere sığmaz Allah Allah sesleri,
    Geçer Hürriyet ebemkuşaklarında
    Taklardan.

    Mübarek ırmaklardan
    Yıkanmış yemyeşil muradınız
    Kavaklara sizden varılır şehitler
    Mustafa Kemal'e kavaklardan...

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


    MUSTAFA KEMAL'LER TÜKENMEZ


    Tükenir elbet,
    Gökte yıldızlar, denizde kum tükenir.
    Bu vatan, bu topraklar cömert,
    Kutsal bir ateşim ki ben sönmez,
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez..

    Ben de etten kemiktendim elbet,
    Ben de bir gün göçecektim elbet,
    İki Mustafa Kemal var iyi bilin,
    Ben işte o ikincisi sonsuzlukta,
    Ruh gibi bir şey görünmez,
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez..

    Hep kardeşliğe, bolluğa giden yolda,
    Bilimin, yapıcılığın aydınlığında,
    Güzel düşünceler, soyut fikirlerde ben,
    Evrensel yepyeni buluşlarda,
    Geriliği kovmuşum ben, dönmez,
    İnanın Mustafa Kemal'ler tükenmez..

    Başın mı dertte, beni hatırla,
    Duy beni en sıkıldığın an,
    Baştan sona her şeyiyle bu vatan,
    Sakın ağlamasın kasımlarda,
    Fatihler, Kanuniler ölmez,
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez...

    Halim YAĞCIOĞLU


    ATATÜRK'TEN SON MEKTUP


    Siz beni hâlâ anlayamadınız
    Ve anlamayacaksınız çağlarca da...
    Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz
    Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
    Mustafa Kemal'i anlamak bu değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..

    Bırakın o altın yaprağı artık
    Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
    Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin .
    Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
    Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil
    Mustafa Kemal'in ülküsü, sadece söz değil ..

    Bana, muştular getirin bir daha
    Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan .
    Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
    Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
    Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..

    Hâlâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda
    Hâlâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz .
    Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
    Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların .
    Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..

    Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız
    Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil .
    Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar .
    Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
    Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..

    Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü
    Görüyorum ki, hâlâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş
    Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken .
    Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
    Mustafa Kemal'i anlamak itişmek değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ..

    Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
    Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla .
    Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister
    Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
    Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil
    Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil ...

    Halim YAĞCIOĞLU
     
  8. EjjeNNa Administrator

    KASIM

    İşte çınar yaprakları, yerde sonbahar
    Hasret yağıyor, hasret yağıyor gökten
    Onbir yıl oldu ayrıldık Atatürk'ten
    Öksüzler içinde vatan ağlar
    Can'ü yürekten..

    İşte güz bahçeleri tutuşmuş, perişan
    Gene yüz sürmeye geldik mabedine,
    Az gelir Eyüp sabrı milletine,
    Yat ışıklar içinde şeref-şan,
    Layıksın Tanrının rahmetine..

    İşte çınar yaprakları yerde sonbahar
    Öksüzler içinde vatan ağlar...

    Halim YAĞCIOĞLU


    DUMLUPINAR YOLUNDA


    Sakarya 'da ebedilik sırrına eren,
    Kahramanlar arasından geçiyor tren.
    Hatırasız harabeler önünde durup
    Duyuyoruz ruhumuzda hazin bir gurup.
    Sonra yine tiren sesi, yine yolculuk,
    Her saniye karşımızda başka bir ufuk!
    Ey bu yolda sıralanan gazi tepeler!
    Siz de koşup gelirdiniz bilseydiniz eğer.
    Bilseniz ki Dumlupınar önünde yarın
    Ayini var Hürriyete tapanların!

    Kemalettin KAMU


    ATATÜRK


    Karanlık gecelerde parlayan yıldızımız,
    Aydınlattığın yolda bitmeyecek hızımız,
    Senin ilkelerinle, aktır alınyazımız.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk.

    Senin emrinle erdik bu uygarlık çağına,
    Seni yazdık vatanın her karış toprağına,
    Devrimin ulaşacak ölmezlik kucağına.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük,
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk.

    Türküm diyen çok mutlu, eserinle dopdolu,
    Yürüyoruz dipdiri, sen gösterdin bu yolu,
    Bir çizgiye getirdik düz ettik sağı-solu.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük,
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk.

    Seni okur yazarlar, okullarda çocuklar,
    Üzmesin hiç ruhunu sapıtanlar, sapıklar,
    Mehmetçik hazırolda, bak bitişik topuklar.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük,
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk.

    Anadolu'mda sabah, sen batmayan güneşim,
    Mutluluğum seninle, özgürlük benim eşim,
    Yaktın onu ruhumda, sönmeyecek ateşim.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük,
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk.

    Edirne’den selamlar, Ardahan’dan selamlar,
    Çanakkale’den, Van’dan, tüm vatandan selamlar,
    Damarında dolaşan, asil kandan selamlar.

    Sana bitmeyen şükran, bugün dünden de büyük
    Yolumuzun güneşi sensin ulu Atatürk...

    Mehmet Bozkurt ESENYEL


    GAZİ'YE


    - Cumhuriyetin Onuncu Yıl Dönümünde -

    İnsan kanının yazdığı tarihi açarsak,
    Siması dökülmüş, eli titrek, kolu sarsak.

    Binlerce hayalet ebediyyen dilenirler;
    Heykellerinin can çekişen taşları titrer.

    Bir an unutulmaktan, o bir damla yosundan,
    Her âbide kıpkırmızıdır kan kokusundan.

    Bir âbidesin sen de fakat her tarafın nur;
    Toprak gibi pek sade, fakat dağ gibi mağrur!

    Tarih ebediyyetlere insan diye versin:
    Sen hissi olan, göğsü vuran tak-ı zafersin!

    Hisler uçuşur kaskatı tuncunda, taşında!
    Şebnemleri var merhametin taş bakışında!

    Tunç olmana rağmen de çiçek gördün, eğildin;
    İnsan yaratırken bile insan kalabildin.

    Çıksan göğe "buldum" diyerek gökyüzü saklar;
    İnsen yere, ay, yıldız iner, yerde kucaklar;

    Gözlerde, gönüllerde kurulmuş oturursun;
    Hislerde, göğüslerde, nabızlarda vurursun;

    On yıldır, omuzlardaki başlar da başındır,
    Ak saçlı, siyah saçlı olanlar sarışındır.

    Zira bu alev parçalanırken de tamamdır;
    Zira bu yığınlarla adam tek bir adamdır:

    Zira içi hep senden ibaret derimizle,
    Sensin tutan âtiyi bizim ellerimizle...

    Mithat Cemal KUNTAY


    BÜYÜK TAARRUZ

    Dağlarda tek tek
    ateşler yanıyordu.
    Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki
    şayak kalpaklı adam
    nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    güzel, rahat günlere inanıyordu
    ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
    birden bire beş adım sağında onu gördü.
    Paşalar onun arkasındaydılar.
    O, saati sordu.
    Paşalar `üç' dediler.
    Sarışın bir kurda benziyordu.
    Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
    eğildi durdu.
    Bıraksalar
    ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
    ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
    Kocatepe'den Afyon Ovası’na atlayacaktı...

    Nazım Hikmet RAN


    ATATÜRK İÇİN


    Afganlı kadınların gözlerini gördünüz mü?
    Korku mu vardı,
    Çaresizlik mi bilinmez,
    Ama bir eziklik ve bir hiçlik,
    Anlaşılması güç değil,
    Bir terkedilmişlik..

    Atatürk ne yapmıştır anlamak için,
    Afganlı kadınların gözlerine bakın
    Ve düşünün önemini bir ülkeyi kurtaranın,
    Değerini o ülkede insan olmanın.

    Düşünmek yaşarken bir insan gibi,
    Dünü, bugünü, yarını,
    Anlamak yaşananı,
    Tanımak Mustafa Kemal’i
    Tapınmadan, redetmeden anlamak,
    Ruhuna selam göndermek,
    Kabrine bir çiçek koymak,
    Sessizce teşekkür etmek,
    O deniz bakışlı gözlerine
    Dalıp gitmek..

    Kim kaldı yirminci yüzyıldan?
    Lenin’in ülkesi,
    Tito’nun ülkesi dağıldı.
    Mao’nun ülkesi liberal,
    Hitler mitler yok oldu zaten.
    Var mı dimdik ayakta başka biri Atatürk’ten?
    Gözlerine bakın onun,
    Deniz derinliğindeki gözlerine,
    Sevincine,
    Hüznüne,
    Herşeyi anlatan o güzel gözlerine
    Ve yol gösteren sözlerine.
    Boş laflarla anmayın onu,
    Anlamaya çalışın.
    Zor değil anlamak,
    Dünya evinizde
    Ve hergün seyrinizde.
    Onun gösterdiği yöne bakın,
    Bir de aksi yöne,
    Aksi yönün ucunda Afganlı kadınlar var.

    Mustafa Kemal
    Ve arkadaşları
    Ve onların uğruna savaştıkları bu ülke
    Şimdi ellerimizde,
    Dünya önümüzde.
    Hiç bilmeseniz de onun mavi gözlerini,
    Dahi beynini,
    Bir sorun kendinize,
    Nasıl kuruldu bu devlet,
    Nasıl oluştu bu millet?

    Ve bir illet gibi yakamıza yapışan
    Tüm yeteneksizlere rağmen,
    Hala varız ve ayaktayız
    Çünkü pekçoğumuz
    Yüreğimizde Mustafa Kemal’i taşımaktayız..

    Sana bin şükran
    Atam!
    Nasıl yaşanırdı bugünler
    Ülkeyi sen kurtarmasan?

    Oğuzkan BÖLÜKBAŞI
     
  9. EjjeNNa Administrator

    ATATÜRK BİR ÇIKIŞTIR, VARIŞ DEĞİL

    Atatürk bir çıkıştır, varış değil.
    Varmak tükenmek demek, Atatürk tükenmez,
    varmak ölüm demek, Atatürk ölmez.
    Ben ölürüm, benimle bir eksilir Atatürk,
    sen doğarsın, o doğar, başkaları doğar;
    sizinle bin doğar, bin çoğalır, bin yücelir,
    dünya sürer, yaşam sürer, sürer Atatürk.

    Atatürk bir yönün adı, özgürlüğe, uygarlığa, ileriye
    bir parlamış, bir sönmüş, işte yolun demiş,
    Atatürk bir ufkun adı, dağın değil,
    Himalaya kadar bile olsa, dağın değil.
    Dağ durur, oysa ufuk yürür.
    Her ufukta Atatürk büyür.
    Her ufukta yenilenir bir kez.

    Atatürk bir ilk hızdır doğadaki,
    tohumu çatlatan bir güç,
    kozayı delen ilk vuruş,
    kuşun kanadındaki ilk günü,
    koş demiş, atıl demiş sana, durulur mu?
    Atatürk durmuş mu ki sen durasın?
    Atatürk susmuş mu ki sen susasın?
    Atatürk ölmüş mü ki sen ölesin?

    Atatürk bir kavganın adı, her gün yenilenen,
    her gün değişen düşmana karşı.
    Bilgisizliktir bu düşmanın adı çok kez,
    geriliktir, aptallıktır, dönekliktir.
    Çıkarcılık, neme gerekçilik, vurdumduymazlık,
    korkaklık, eyyamcılık, yalancılık,
    bir bakarsın topla tüfekle yürür üstüne,
    bir bakarsın gülücüklerle, okşamalarla gelmiş,
    bir bakarsın, seni ta içinden kemirir bir kurtçuk.

    Atatürk bir ak törenin, bir buluncun adı,
    her gün bizi bir kez daha uyaran,
    her gün bizi bir kez daha yürüten doruğa.
    Yiğitliğe, namusluluğa, doğruluğa,
    her gün bir kez daha yarışalım diye kendisiyle,
    o en güzele, en yüceye, en doğruya...

    Orhan ASENA


    GİDİYOR


    Gidiyor, rastgelemez bir daha tarih eşine,
    Gidiyor, on yedi milyon kişi takmış peşine.

    Gidiyor, sonsuz olan kudreti sığmaz akla,
    Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla.

    Gidiyor, izleri üstün birikmiş yaşlar,
    Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar.

    Gidiyor, harbin o en korkulu aslan yelesi,
    Gidiyor, sulhun ufuklarda yanan meş’alesi.

    Yine bir devr açacakmış gibi en başta O var,
    Hıçkıran seste O var, sessiz akan yaşta O var.

    Siliyor ruhunun ulviliği fani etini,
    Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini.

    Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça,
    Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça...

    Orhan Seyfi Orhon


    ÖLMEZ


    Bitmez yasımız, içte kapanmaz yaramız tez,
    İnsanlar ölür, bir koca tarih olan ölmez!
    Solmaz o beniz, yok, o bakışlar yine mavi,
    Lâyık onu tutsak biz ilahlarla müsavi.

    Göğsünde bu yurdun tütedurdukça ocaklar,
    Eksilmeyecektir ona kan ağlayacaklar.
    Batmaz o güneş, yurdu aşıp tarihe dalsa,
    Her Türk Ata'nın yolcusudur tek kişi kalsa!

    Atmaz bir adım arkaya "Türk"üm diyecek genç,
    Yoktur onu inkâr edecek, varsa ne iğrenç!
    Çiğnenmeyecek ömrünü vakfettiği ülkü,
    Ahrette bulur, ölse de, ardında bu mülkü.

    Ant içtik evet gitmeye gösterdiği izden,
    Her gün tutacaktır o büyük ruh elimizden.
    Yok işte bakın ondaki nur ayda, güneşte,
    On beş yıla sığdırdı o dev, yüzyılı işte!

    Gencim! diyen artık bir akistir o güneşten.
    İçlerde yanan kutsal alev hep o ateşten.
    Parlar o güneş, âlemi sonsuz gece sarsa,
    Bir laht ona tarih, o anıt şanına darsa.

    Bir dağdı aşılmaz, yüce gökten daha yüksek,
    Yetmez, biz o insanla asırlarca övünsek.
    En ünlü adamlar bile etsin ona gıpta
    Yansın ona âlem, yüreğinde kan akıp da.

    Kalbimizdeki tunç heykeli gök çatlasa bölmez,
    İnsanlar ölür, Türk'e ilâh olmuş er ölmez!

    Orhan Seyfi ORHON


    MUSTAFA KEMAL’İM

    Yeniden kuşatıldık, ülkemiz sana muhtaç,
    Bir gün Anıtkabir’den kalk Mustafa Kemal’im.
    Karanlığa gömülen ufka güneş gibi aç,
    Son kez olsun Samsun’a çık Mustafa Kemal’im.

    Bizler koruyamadık verdiğin emâneti,
    Cehenneme benzettik bıraktığın cenneti.
    “En büyük eserimdir” dediğin o devleti,
    Mozayiğe çevirdik bak Mustafa Kemal’im.

    Ekmeğini yiyenler, sırt döndüler vatana,
    Meclis’ine oturup, kalkıştılar isyana.
    Üste maaş ödeyip, rezil olduk cihana,
    Tüm bunları hesaba çek Mustafa Kemal’im.

    Vakit kaybedilmeden kesilmezse önleri,
    İlerde çok ararız yaşanılan günleri.
    İçteki ve dıştaki bilcümle hainleri,
    Götürüp Akdeniz’e dök Mustafa Kemal’im.

    Açıkça çiğnenirken devletimin yasası,
    Bazı beylerin derdi; cüzdanıyla kasası.
    ERBABİ şunu söyler, uzun lafın kısası;
    Anladım ki emsâlin yok Mustafa Kemal’im...

    OZAN ERBABİ


    BİR RESİMDE ATATÜRK

    İzmir' e girişini Atatürk' ün,
    Bir kahve duvarındaki resimde gördüm,
    Bir ılık güz öğlesinde,
    Şanlı haki urbası üzerinde,
    Koymuştu kılıcını içine kınının,
    Yürüyordu arasına sevgili halkının.
    Ayağında Anadolu' dan getirdiği toz,
    Bir inanç gözlerinde tükenmez,
    Alabildiğine insan kalabalığı ardı,
    Bir aydınlık geleceğe bakıyordu,
    Işıktı, sevinçti, türküydü,
    Görseydiniz o resimde Atatürk' ü...

    Sabahattin Kudret AKSAL


    ATATÜRK OLMAK

    Atatürk'ü bulmak her iyi işte,
    Her yaşta, her başta Atatürk olmak.
    Gece düşte, gündüz alışverişte
    Barışta, savaşta Atatürk olmak..

    Yedide okulun ilk sırasında,
    Yetmişte safların en arkasında,
    Devlet kapısında, yurt yapısında,
    Her harçta, her taşta Atatürk olmak..

    Tarlada en sarı, en olgun buğday,
    Şehirde en güzel, en ulu saray,
    Seferde, zaferde taçlanmış alay,
    Her güçlü yarışta Atatürk olmak..

    Atatürk'le olmak her yeni hızda,
    Okuyan, çalışan erkekte, kızda.
    Uygarlık yolunda, yaşantımızda
    Her soluk alışta Atatürk olmak...

    Tarık ORHAN
     
  10. EjjeNNa Administrator

    SEN HEP GÖKLERE BAK ATA'M

    Sen hep göklere bak Ata'm,
    Mavi gözlerin ufkumuzu aydınlatsın!
    O ufku karartmaya çalışanları,
    Sonsuz maviliğinde boğacaksın.
    Eksilmesin üstümüzden,
    Gülümsemen, bakışın.
    Anlaşıldı, bu kez bizi yine,
    Sen kurataracaksın!

    EHİCRAN


    ATAM

    - I -


    Emanete hıyanet edenler vardır
    Hazmedemiyor, yutamıyoruz Atam
    Vatan, millet kimin umurunda
    Kabrine gelmeye utanıyoruz Atam.

    Temellerine layık kuramadık yapıları,
    Bize umut oldu el kapıları,
    Yine önümüzde Sevr tabuları,
    Senin gibi yırtıp atamıyoruz Atam.

    Dedemin kurumadan toprakta kanı,
    Bölmeye kalktılar aziz vatanı,
    Herkes kurtarmaya çalışıyor günü
    Sensiz kendimize yetemiyoruz Atam...

    - II -

    Yigittin, yürekliydin, örnektin bize,
    Çalıştın başardın çıkardın bizi düze.
    Biz meydanları bıraktık üç beş soysuza.
    Hainleri zindalara atamıyoruz Atam.

    Alev alev yanıyor yurdun her yanı.
    Oluk oluk akıyor milletin kanı.
    İdareden aciz kaldık vatanı.
    Yatağımızda huzurlu yatamıyoruz Atam.

    Mezarında da rahatsız ederiz seni.
    Çok erken yitirdik ararız seni.
    Bir tek yüreğimizde buluruz seni.
    Kendimizi ayakta tutamıyoruz Atam...

    İlhan KIRCA


    ATATÜRK ve CUMHURİYET


    Rabbimin armağanı batıdan doğan nurdun,
    Sine-i millet ile önderi oldun yurdun,
    Adım adım dolaşıp gereğini buyurdun,
    Saygılar duyulan bir Türk gücünü duyurdun,

    Gerçek bir dehaydın, hep bir adım önde durdun
    Tertemiz ufkun gibi Cumhuriyeti kurdun.

    Dağılan orduları ve halkını dererek,
    O günkü imkanları önlerine sererek,
    Gençliğine güvenip idealler vererek,
    Sevgiyle toparlayıp Türk gücünü duyurdun,

    Gerçek bir dehaydın, hep bir adım önde durdun,
    Tertemiz ufkun gibi Cumhuriyeti kurdun.

    Yaptığın mücadele yedi düvelle yarış,
    Alamadı düşmanlar bu vatandan bir karış,
    Seninle geldi zafer, sayende oldu barış,
    Zaferler kazanarak Türk gücünü duyurdun,

    Gerçek bir dehaydın, hep bir adım önde durdun,
    Tertemiz ufkun gibi Cumhuriyeti kurdun.

    Yıllar sonrayı görüp istikbal belirledin,
    Devrimlerinle fersah fersah hep ilerledin,
    Ekonomiyle sosyal hayatı da derledin,
    İnkılaplar yaparak Türk gücünü duyurdun,

    Gerçek bir dehaydın, hep bir adım önde durdun,
    Tertemiz ufkun gibi Cumhuriyeti kurdun.

    Vatan millet minnettar ve şükranlar borçluyuz,
    Türk’üz mayamız sağlam çünkü demir harçlıyız,
    Başka nişan istemez, Atam senle taçlıyız,
    Ne mutlu Türk'üm deyip Türk gücünü duyurdun,

    Gerçek bir dehaydın, hep bir adım önde durdun,
    Tertemiz ufkun gibi Cumhuriyeti kurdun...

    Zeki İ. KIZILIŞIK


    ATAMA MEKTUP


    Uygarlık için savaş olur mu?
    Uygar bir ulusta silah sesi duyulur mu?
    Söyleyin kardeşlerim, uygarlık bu mu?

    "Yurtta barış, dünyada barış." diyen Atanın
    evlatlarıyız.
    Barışın olmadığı ulusta uygarlık aramayız..

    "Gözyaşı, kan" nedir bu Atam?
    Sen böyle mi bırakmıştın bizleri,
    Uygarlık derken bunu mu kastetmiştin?
    Sanmam ki bizi böyle görünce sevinesin,
    Hiç sanmam uygar olduğumuzu düşünesin!

    Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmamızı istemiştin.
    Ya bunu unuttuk,
    Ya da seni yanlış anladık.

    Uygarlığı; Irak'ı kan gölüne çeviren,
    Afrika'daki aç çocukları görmezden gelen,
    Hiç barış nedir bilmeyen
    Uluslarda arar olduk..

    Sen ki "Yurtta sulh, cihanda sulh"
    diyordun Atam..
    Nereye baksam SAVAŞ,
    Nereye baksam KAN!
    Unuttuk birşeyleri, unuttuk Atam...

    Büşra Dilara KARACA


    MUSTAFA KEMAL' İZ BİZ


    Susan canların konuşan dili,
    Mazlum insanın en has eli,
    Berrak ediyoruz çamurlu seli
    Biz akı, karayı bilenlerdeniz.

    Boynunu bükmek yoktur bizde,
    Hainle kol kola olmak yok beynimizde,
    Tek ses, tek yürek Kemalizm'le,
    Biz ulusun susmaz, haykıran sesiyiz.

    Yobaza izin yok, aydınlık bizim,
    Hakça üleşmek, düşünüş bizim,
    İnancı sömürene yer yoktur.
    Biz heybetli dağların zirvesiyiz.

    Eğilmeyiz, bükülmeyiz,
    Satmayız, sattırmayız,
    Soros çocuklarına bırakamayız,
    Biz bağımsızlığa sevdalıyız.

    Ezenle dostluk neyimize,
    El etek öpmek sinmez içimize,
    Bütün dünya baksın yüreğimize,
    Biz "Yurtta sulh, cihanda sulh!" diyenleriz.

    Mustafa Kemal'in yoludur yolumuz,
    Emaneti gençliğe biricik yurdumuz
    Özgürlüktür, bağımsızlıktır kavgamız
    Biz "Ya istiklal ya ölüm!" diyenleriz...

    METİN KAYA
     

Sayfayı Paylaş