Atatürk İçin Yazılan Şiirler

Konusu 'İle İlgili Şiirler' forumundadır ve oguzturk tarafından 7 Aralık 2015 başlatılmıştır.

  1. oguzturk Administrator Staff Member


    ON KASIM MEKTUPLARI ATATÜRK'E

    Yine harmanımız rüzgâr bekliyor;
    Es yine es yine, samanı savur.

    Çak yine, çak yine, Masmavi Şimşek!
    Bu kutsal çorağın özlemi yağmur.

    İn yine, in yine, Sarı Yıldırım!
    Ayrıklı tarlayı aydınlat, kavur.

    Bugün de gecede sayıklayan var,
    Bugün de yobazca adımız gâvur
    Dal şu yüce dağlar gibi tekneye
    Sevgi ekmeğini mayala, yuğur.

    Doğ yine, doğ yine yurdun üstüne
    Sensiz yüreklerin ateşi soğur..

    Behçet Kemal ÇAĞLAR


    10 KASIM TÜRKÜSÜ

    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e Ağrı'ya,
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte,
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
    Ana baba oğul kız,
    Dere tepe bucak köy,
    Yeryüzü yaşamalarımla değil
    Oralarda, Senin gittigince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al,
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken,
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.

    F. Hüsnü DAĞLARCA


    10 KASIM 1952


    Sabahlar, her zaman güzel değildir,
    Her zaman ayrılık akşamla gelmez.
    Al atlar sırtında hoyrattır fecir,
    Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır, bilmez.
    Sabahlar her zaman güzel değildir.

    Vakti, bir yerinden bölünce şafak
    İri ve rüyalı gözlerle müphem;
    Nur olmuş içimde sanırım ak pak
    Ayrı bir mânada korktuğum adem,
    Eski düşüncemde, rahat ve uzak.

    Fethe çıkmış gibi duyarım birden
    Eşsiz gururunu bir cihangirin.
    Ufuklar üstünde yüzen tekbirden
    Vatanca büyümüş asil ve derin
    Bir matem tütmekte şimdi fecirden

    Nefti yalnızlığı başlar zamanın
    Mağfiret ürperir, dağılır, uçar.
    Ölüm korkusuyle dolu bir anın
    Müphem uzletinde ebedî ruhlar;
    Nefti yalnızlığı başlar zamanın.

    Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur,
    Bir garip hali var Dolmabahçe'nin;
    Hala içimizde yüzen gecenin
    Aydınlık bilmeyen devamı durur,
    Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur.

    Ruh için, ölümsüz, derler cihanda,
    Her mevsim onunla güzel her seher
    Bütün esatiri parçalasan da
    Atatürk önünde mağlupsun kader!
    Ruh için, ölümsüz derler cihanda.

    Vehbi KIZILGÜL


    ATATÜRK

    Sen Atatürk'ü tanımazsın çocuğum
    Ne insandı O, ne insandı.
    İzmir'e gelişini görseydin.
    Ne şanlıydı O, ne şanlıydı.

    Benzerdi sana, bana
    Bizim gibiydi eli, ayağı
    Ama bir yol baksaydın yüzüne.
    İçin sevgisiyle dolardı.

    Vapura biniyorsak dilediğimizde,
    Sokakta geziyorsak hür,
    İyi bak dört yana,
    Atatürk'ün aklı görünür.

    Arı Türkçe konuşuyorsak,
    Türkçe düşünüyorsak bugün,
    Her işimizde O'nun gücü.
    Büyük öğretmeni Türk'ün.

    Halkımızın arasında, halktan,
    Davul vurur dengi dengine.
    Dünya rastlamış mıdır?
    Atatürk'ün dengine.

    N. Ulvi AKGÜN


    YARIYA ÇEKİLEN BAYRAK

    Bayraktar bayrağı yarıya çekti,
    İkinci teşrinin onuncu günü,
    Sonbaharın bütün tasası, hüznü,
    Artık yaprak yaprak dökülecekti.

    Atatürk bizimdi, büyüktü, tekdi;
    Ölüm sardığı gün güzel yüzün
    Bu derin azabın üzüntüsünü
    Bizimle birlikte bir dünya çekti.

    Bayrağı yarıya çeken bayraktar!
    Onun cihan değer kutlu na'şını
    Bizim bayrağımız sardığı zaman,

    An hicranlarını, dök yaşlarını!
    Ve nemli sabahtan, solan akşamdan
    Muhteşem çelenkler örsün sonbahar!

    Bahçede solan güz, sen ölmeseydin
    Bu kadar sararıp solmayacaktı.
    Şu yaşlı, bu genç yüz, sen ölmeseydin
    Bu kadar sararıp solmayacaktı.

    Kırılmış gönlümüz, sen ölmeseydin
    Bin yasla boşalıp dolmayacaktı.
    Kırılmış gönlümüz, sen ölmeseydin
    Bir anda perişan olmayacaktı.

    Koncalar dağılmış, yapraklar sarı;
    Dallarda sustu kuş cıvıltıları;
    Atam hayat mıydın, bahar mı, neydin?

    Sen nasıl ölürsün anlayamadık,
    Bizi ta derinden yaktı ayrılık,
    Atam ölmeseydin, sen ölmeseydin...

    Hamit Macit SEMEKLER


    GAZİ DESTANI

    Gücüm yetse keşke yazsam bir destan
    Okunsa istekle nihayete dek
    Başımızda her gün o Başkumandan
    Methini söylerim kıyamete dek

    Onunçün açılır sümbül menekşe
    Cihanda adını söyler her köşe
    Nüfuzu yürüdü dağ ile taşa
    Methini söylerim kıyamete dek

    On yılda yüzlerce yılı aştırdı
    Şanlı geçmişleri deşti deştirdi
    Okuyup yazmayı kolaylaştırdı
    Methini söylerim kıyamete dek

    Varsın geçsin benim yaşım yetmişi
    Son on yılda gördüm en büyük işi
    İster er meydanı böyle er kişi
    Methini söylerim kıyamete dek

    Geçit tünel oldu her çetin kaya
    Şimdi tirendeyiz yürürdük yaya
    Dünya imreniyor Gazi Paşa'ya
    Methini söylerim kıyamete dek

    Sohbetinin doyum olmaz tadına
    Odur haklarını veren kadına
    Aşık Hasan derler benim adıma
    Methini söylerim kıyamete dek

    Arık toprağa yaslanı yaslanı
    Sığır güderken yazdım ben bu destanı
    Nasıl methedeyim böyle aslanı
    Methini söylerim kıyamete dek

    Aşık HASAN


    DOLMABAHÇE

    Sönmüş her ışık kubbenin altında kederden,
    Gülmez o hayal ufka bakıp pencerelerden.
    Hiçbir cama vurmaz, o kızıl dalgalı saçlar,
    Yaprakları düşmüş düşünür yorgun ağaçlar.
    Yollarda çakıllar bile sızlar adım atsan
    Kuşlar konacak avcuna halsiz... el uzatsan!
    Küsmüş gibi her şey elimizden güne, fecre,
    Bir zindana benzer güneşin battığı hücre.
    Sahil boyunun dar kapısından girecek çok,
    Mermer sarayın ön kapısından çıkan er yok.
    Bilmiş gibi içlerdeki ye'sin nedir aslı,
    Rıhtımdaki ıslak kara taşlar bile yaslı.
    Öksüz mü saray, hasta mı yol, içli mi bahçe?
    Matem mi sunar gökte bulut, daldaki serçe?
    Ay yıldızı aldık da senin üstüne sardık,
    Ey dertli saray! Kâbe mi oldun bize artık?
    Dehlizlere girsek ve bağırsak: Ata! Gazi!
    Bir ses gelecektir bize eyvah: O da mazi!

    Edip AYEL


    ATATÜRK'Ü DUYMAK

    Ulu rüzgâr esmedikçe
    Yaşamak uyumak gibi.
    Kişi ne zaman dinç;
    Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.

    Ne var şu dünyada ekmekten daha aziz?
    Sürdüğün tarlalara sevginle serpildik.
    Ekmek olmak için önce
    Buğday olmak gibi.

    Silinir sözcüklerden sen hatıra geldikçe
    Cılız sözler: Uzanmak, yorulmak, durmak gibi.
    Kuvvettir yaptıkların her yeni yetişene
    Her ışık-kaynak gibi.

    En yakınlar zamanla yüzyıllarca uzak gibi,
    Bir sen varsın kalacak, bir sen ölümsüz,
    Daha da yakınsın, daha da sıcak
    Bıraktığın toprak gibi.

    Kaç Türk var şu dünyada, bir o kadar susuz,
    Hepsinin gönlünde sen, bir pınar bulmak gibi,
    Ancak senin havanda sağlıklar esenlikler:
    Olmaya devlet cihanda Atatürk'ü duymak gibi.

    Behçet NECATİGİL


    MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yeleleri alevden al bir ata binmiş
    Aşıyor yüce dağları, engin denizleri.
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
    Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri,

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
    Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
    Arkasından dağ dağ ordular geliyor
    Her askeri Mustafa Kemal gibi.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
    Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere
    Al bir ata binmiş yalın kılıç
    Koşuyor zaferden zafere.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Ölmemiş bir kasım sabahı!
    Yine bizimle beraber her yerde,
    Yaşıyor dört köşesinde vatanın
    Yaşıyor damar damar yüreklerde.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum,
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
    Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum
    Uykularıma giriyor her gece.
    Ellerinden öpüyorum.

    Ümit Yaşar OĞUZCAN


    ATATÜRK GÜLÜMSEDİ

    Atatürk gülümsedi öğretmenim
    Siz sınıfa girince
    Dağıldı kara bulutlar
    Açıldı gonca.

    Baktı ki okul yenidir
    Siz yenisiniz düşünceler yeni
    Atatürk gülümsedi öğretmenim
    Saklayamadı sevincini.

    Baktı ki gençsiniz bilgili
    Eğitiyorsunuz yolunca yöntemince
    Atatürk gülümsedi öğretmenim
    Sevindi onca.

    Baktı ki karışmış aramıza
    Çiziyorsunuz yolu
    Atatürk gülümsedi öğretmenim
    Gözleri dolu dolu.

    Anlaşılan bütün yaz
    Atatürk gözünü kırpmamış
    Çünkü boşmuş sıralar
    Çünkü harf okunmamış.

    Ama baktı ki gün doğmuş
    Bir koşu varmışız okula
    Özlemle açılmış kitaplar
    Bir iştah kızda oğlanda.

    Baktı ki zil çalmış sınıfa girmişsiniz
    Bütün bakışlar sizde
    Günaydın demiş derse başlıyorsunuz
    Sımsıcak bir sevgi gözlerinizde

    Baktı ki Türkiye'si Türkiye'miz
    Aydınlık ufuklara yürüyor hızla
    Atatürk gülümsedi öğretmenim
    Kürsüde kendini görünce.

    Talât TEKİN
     



Sayfayı Paylaş