Atatürk,Başörtüsü,Laiklik

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Pelin tarafından 13 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. Pelin Super Moderator


    Yanlış: Türk üniversitelerinde başörtüsünü kanun yasaklıyor.

    Doğru: Aksine, Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17′nci maddesine göre, "kanunların yasaklamadığı her türlü kılık kıyafet serbesttir." Türkiye'de, devrim kanunları da dahil, başörtüsünü yasaklayan bir kanun mevcut değil. Devlet Memurları Yönetmeliği'nde ve Milli Eğitim Yönetmeliği'nde (ilk ve orta öğretim için) başın açık olması mecburiyeti var.


    Yanlış: Başörtüsü yasağı Anayasa Mahkemesi tarafından konulmuştur.

    Doğru: Anayasa Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17′nci maddesini iptal etmemiş, sadece bu serbestinin, dinî amaçla başörtüsü takmak biçiminde değerlendirilemeyeceğini belirtmişti. Oysa Anayasa'nın 153′üncü maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Kaldı ki, Anayasa'nın iptal kararları bağlayıcıdır. Halbuki, Anaya Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17′nci maddesini iptal etmemiştir; Meclis iradesine aykırı bir biçimde yorumlamıştır.


    Yanlış: Başörtüsü Atatürk devrimlerine aykırı.

    Doğru: Atatürk'ün kadının başını örtmesi veya açmasına ilişkin bir devrimi yok. Buna mukabil Atatürk, Konya Hilâliahmer Cemiyeti'nin düzenlediği çaylı toplantıda, tesettürün, kadınların çalışmasını engellemeyecek kadar basit olmasını tavsiye etmiş ve kadın kıyafetinde bir düzenleme düşünmediğini söylemişti: "Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete, uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince tesettür etselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne de o kadar açılacaklardı. Tesettürü şer'i, kadınlar için mucibi müşkilât olmayacak, kadınların sosyal hayatta, iktisadî hayatta, erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak şekli basittedir…. Kadının tarzı telebbüsünde (giyim kuşamında) teceddüt (yenileşme) yapmak meselesi mevzubahis değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri belletmek mecburiyeti karşısında değiliz. Fertler, her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkine, arzusuna, terbiye ve seviyesine göre istediği kıyafeti ihtiyar eyleyebilir."



    Yanlış: Kamu alanında bir kılık kıyafet kuralı vardır. Bikini giymek gibi, başörtüsü takmak da yasak olmalıdır.

    Doğru: Bikini ile başörtüsü aynı şey değil. Başörtüsü din ve vicdan özgürlüğünü temsil eder; temel bir haktır. Bikini giymek, temel bir hak değildir.
    Yanlış: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de başörtüsünü yasakladı.
    Doğru: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan müracaat, diploma resmiyle sınırlıdır. Nitekim, Mahkeme, başı açık diploma resminin, talebenin, öğretim özgürlüğünü sınırlamadığını, kararında açıkça belirtmiştir. Ayrıca, laik bir üniversiteyi seçen öğrencilerin bu üniversitenin kurallarına uyacaklarını peşinen kabul ettikleri hususunun da altı çizilmiştir. Türkiye'deki yasağın bütün üniversitelerde geçerli olduğu gerçeğinin mahkemeye anlatılmadığı anlaşılmaktadır.


    Yanlış: İslâmiyet, dünya işlerine karışıyor, bu yüzden tehlikelidir.

    Doğru: Dünya işlerine karışmayan hiçbir din yoktur. Dinler, tanımları gereği, müminlerin bu dünyadaki davranış ve ilişkilerini düzenler.


    Yanlış: Başörtüsü takan kadınlar çağdaş değildir.

    Doğru: Bu iddia, hatalı bir çağdaşlaşma yorumundan kaynaklanıyor. Bizim ülkemizde modernleşme, kültürel yapının, hayat tarzının ve kimliğin Batılılaşması olarak görülmüştür. Türk seçkinleri, modernleşmeyi, toplumu, yerel ve İslâmi birikimin boyunduruğundan kurtararak gerçekleştirebileceklerini düşünmüşlerdir. Oysa çağdaşlık, medeniyet, özgürlüklerin inkişafında, insan haklarının ve bilimin gelişmesinde aranmalıdır.


    Yanlış: Meclis Genel Kurulu'na başörtüsü ile girmek yasaktır.

    Doğru: Hiçbir kanunda ve özellikle Meclis iç tüzüğünde böyle bir yasak yok. Hanımların sadece tayyör giymeleri belirtiliyor.

    Yanlış: Kadın milletvekillerine, Devlet Memurları Yönetmeliği uygulanabilir.
    Doğru: Uygulanamaz, çünkü milletvekili devleti değil, milleti temsil eder. Milletvekili, devlet memuru değildir. Zaten TBMM'nin Devlet Memurları Kanunu'ndan ayrı bir iç tüzüğü bulunmaktadır.


    Kanun ve başörtüsü

    Türkiye'de bazı insanlar, yanlış bir bilgilendirme sonucunda, başörtüsünün, devrim kanunlarına aykırı olduğu sanılıyor. Oysa başörtüsünü yasaklayan hiçbir devrim kanunu mevcut değil.

    Kıyafet ile ilgili 3 kanun mevcut: 25 Kasım 1925 tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun, 3 Aralık 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilmeyeceğine Dair Kanun, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu.

    *Şapka İktisası Hakkında Kanun, milletvekillerinin ve memurların Türk milletinin kullandığı şapkayı giymek mecburiyetinde olduğunu belirtmektedir: "Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup, buna ters bir itiyadın devamını hükûmet men eder"

    Görüldüğü gibi 1925 tarihli Şapka Kanunu'nun başörtüsüyle hiçbir ilgisi yok.
    *Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun ise, "Ruhanilerin, mabet ve ayinler haricinde ruhanî kisve taşımalarını yasaklar, her din ve mezhepten yalnız bir Ruhani'ye, mabet ve ayin haricinde ruhanî kıyafet taşıyabilmek için geçici izin verilebileceğini öngörür. Bunun yanı sıra, izcilerin, sporcuların alâmet ve kıyafetlerini düzenler. Türkiye'yi ziyaret eden veya Türkiye Devleti nezdinde memur bulunan ecnebilerin, resmi üniformalarını, nerelerde ve ne zaman taşıyabileceklerinin hükûmet tarafından tesbit edileceğini" belirtir.

    *657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nunda da, başörtüsü yasağı mevcut değildir. Ek 19′uncu madde sadece, "Devlet memurları, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetindedir" diyor. Devlet memuru için başörtüsü yasağını 1982 tarihli "Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık ve kıyafetine dair yönetmelik" getiriyor. Bu yönetmeliğe göre, kadınlar, "Elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur. Pantolon, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz. Sandalet ayakkabı giyilemez."
    Yönetmelikte görüldüğü gibi "başın açık olması" 5′nci maddede sıralanan şartlardan sadece bir tanesidir.

    Meselâ erkekler için de bazı kurallar var: "Kulak ortasından aşağıya favori bırakılamaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir, temiz, bakımlı ve taranmış olur. Sakal bırakılmaz. Bıyık tabiî olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez. Üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olup, alt uçları dudak hizasından kesilir."
    Yönetmelik başörtüsüne, bıyıktan daha az yer ayırıyor.


    Atatürk Başörtüsü konusunda ne demişti?

    Atatürk'ün kadın kıyafeti konusunda görüşlerini Hilâliahmer Kadınlar Şubesi'nin tertip ettiği bir çay ziyafetinde dile getirdiğini hepimiz biliyoruz. Ondan sonra da, kadının kılık kıyafetine değinen kapsamlı hiçbir konuşma yapmamış, hiçbir hukukî düzenleme gerçekleştirmemiştir.


    İşte sözleri:

    "Memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde, tarzı telebbüsümüz (giyim kuşamımız), kıyafetimiz, bizim olmaktan çıkmıştır. Ya ifrat, ya tefrit. Ya çok kapalı, çok karanlık bir şekli harici gösteren bir kıyafet, veyahut Avrupa'nın en serbest balolarında bile kıyafeti hariciye olarak arz edilemeyecek kadar açık bir telebbüs. Bunun her ikisi de, şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz, kadını, o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete, uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince tesettür etselerdi ne o kadar kapanacaklar, ne de o kadar açılacaklardı. Tesettürü şer'i, kadınlar için mucibi müşkilât olmayacak, kadınların sosyal hayatta, iktisadi hayatta, erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak şekli basittedir. Bu şekli basit, heyeti içtimaiyemizin ahlâk ve adabına mugayir değildir. Tarzı telebbüsümüzü, ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler, düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, adeti, kendine göre milli hususiyetleri vardır... Kadının tarzı telebbüsünde teceddüt (yenileşme) yapmak meselesi mevzubahis değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri belletmek mecburiyeti karşısında değiliz. Fertler, her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkine, arzusuna, terbiye ve seviyesine göre istediği kıyafeti ihtiyar eyleyebilir."
     



Sayfayı Paylaş