Aşk Ve Kader Yazı

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 9 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Aşkın Kaderle Dansı!

    Aşk sadece tesadüflerle kurulan bir sistemin oluşumu mudur? Siz yolda yürürken, yanlışlıkla çarpıştığınız kişiyle göz göze geldiğiniz an, aşkın tohumu atılıyorsa; o kişi ile çarpışıyor olmanız, sadece tesadüfler zincirinin bir halkası mıdır?

    Çok kaderci olmayı, yaşamın umutsuzluğu olarak görüyorum. Ancak, bazı durumların önüne geçmek mümkün değildir gibi geliyor. Bana göre hayat, bir duraktan yola çıkıp, başka bir noktaya ulaşma halidir. Bu yolculuğu hangi yolu seçerek yapacağınız tamamen size ve tercihlerinize bağlıdır. Fakat bu seyahat sırasında mutlaka uğramanız gereken belirli duraklar vardır. O duraklara uğramadan geçmeniz mümkün değildir. İşte, o arada durmak ve mola vermek zorunda kaldığınız noktaların kadersel yazgılar olduğunu, oraya gitmek için seçtiğiniz yolda yaşadıklarınızın ise, tercihlerinizin sonucu olduğuna inanıyorum. Yani hayat, biraz kader ve biraz seçimden oluşan, keyifli ve sürpriz dolu bir karışımdır.

    Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimde, hayatımızda derin izler bırakan aşkların, o kadersel şemanın içinde durduğuna ve mutlaka uğranması gereken duraklardan biri olduğuna inanıyorum. Bazı olaylar inisiyatifimizin dışında gelişiyor.

    Peki, kaderi değiştirmek mümkün mü? Belki çok farkında olduğunuzda ertelemek mümkün olabilir ama tümüyle yönünü değiştirmenin zor olduğuna inanıyorum. Kaderle ilgili ne zaman bir sohbetin ortasına düşsem, aklıma Kızkulesi’nin efsanesi gelir. Hikaye şöyledir:
    Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş. Adada çevresi sularla çevrili bir kale ve birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış. Bu kulede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli kızı yaşarmış Sultan, düşünde (başka bir rivayete göre falında) kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş. Yaptırdığı kaleye ve içindeki kuleye kızını kapatmış. Kuleye yılan girmesin diye beton borularla Anasmaslar’dan adaya su ve süt akıtılmış. Böylece yıllar geçmiş ve günlerden bir gün Sultan ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri bir araya gelerek, zar zor hastalığa çare bulmuşlar. Sultan yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için kuleye armağanlar gelmeye başlamış. Yaşlı bir köylü kadın da bir sepet üzüm getirmiş. Ancak üzümlerin içinde bir küçük yılan varmış. Yılan o gece uykuya dalan güzel Prensesi sokup öldürmüş.

    Bu efsane, kaderin önüne geçilemeyeceğini anlatır. Ne yaparsanız yapın, başınıza gelecek olan, gelecektir. Aşkın da insanın kadersel yazgısında yer aldığına inanırsak, yaşamımıza imza atan, iz bırakan ve bize dersler veren aşkların, önüne geçilemez olduğunu varsaymak çok da yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Asıl önemli olan, yaşadığımız o yürek savrulmasından, ne öğrenmemiz gerektiğini bulmak. Sadece bir aşk diyerek geçilen, hiçbir tecrübe edinilmeden atlanılan aşk acıları, aslında kalbimizi ve ruhumuzu biraz rendelemek, eğitmek için yaşatılmıştır. Üstünde durulması gereken bir başka konu ise, deneyimlerinizden doğru dersler çıkararak yola devam etmeyi beceremezsek, bir sonraki daha ağır ve güçlü gelecektir, ta ki öğrenene kadar…
     



Sayfayı Paylaş