Arif Nihat Asya Güzel Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 27 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    Arif Nihat Asya Bilinen En Güzel Şiirleri

    Bayrak


    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.
    Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver!
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
    Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.

    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    Kızıllığında ısındık;
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
    Gölgene sığındık.

    Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
    Yer yüzünde yer beğen:
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle seni oraya dikeyim


    Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor


    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor.
    Ve bir göğüs, nefes almak için;
    Rüzgar bekliyor.
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?
    Destanını yapmış, kasideye kanmış.
    Bir el ki; ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
    Öpelim temizse dudaklarımız,
    Fakat basmasın toprağa, temiz değilse ayaklarımız.
    Rüzgarını kesmesin gövdeler
    Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasideler.
    Geri gitsin alkışlar, geri,
    Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
    Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
    Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!
    Söyledi söyleyenler demin,
    Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar
    Şimdi sen söyle söz senin.
    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor!
    Ve bir bayrak dalgalanmak için;
    Rüzgar bekliyor!
    Destanı öksüz, sükutu derin meçhul askerin;
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?


    Dağlar


    Çekmece'den, Maltepe'den ileri
    Gitmemiş Sadabat çelebileri
    Alem tepesine Alemdağ derler
    Dağlar var karanlık, dağlar var beyaz
    Korka, korka eteklerinden öper yaz
    Babadağ, Gavurdağ, Kocadağ, Ilgaz
    Kubbelerdir, dolaşılır aşılmaz
    Tendürek'te, Kop'ta, Palandöken'de
    Kurtların payı var, gelip geçende
    Ki alırlar vermek istemesen de

    Medetsizler, Aklar, Nurlar, Yıldızlar
    Karalar, Kızıllar, Bozlar, Yağızlar
    Karla dolar 'imdat' diyen ağızlar
    Yollar kesen, haraç alan dağlar var.
    Dönmez misiniz, ey yolda kalanlar
    Yolcular, garipler, garip çobanlar
    Allahuekber'de tekbir alanlar
    Ovalar, konaklar, yollar aşırı
    Birbirini selamlayan dağlar var.

    Sarkarken Cudi'nin karları dal dal
    Bir yıldız kayar ki tutuşur çamlar
    Bir kızıl şehrain olur akşamlar
    Tacı tahtı olan karlı dağlar var
    Tüter sarı çiçek burcu burcudur,
    Yazın ya mor, ya da turuncudur.
    Ve kışın dünyanın öbür ucudur.
    Dağlar batının yangınlarında kor,
    Dağlar var adları, Nemrut, Balahor.

    Kayışdağı kim, Alemdağ kim oluyor?
    Lakin ufku görünce birden yoksul,
    Dağ yerine kubbe yapmış İstanbul
    Kurşun şamdanlarda mumlar fildişi,
    Ki pırıltıları sularda pul, pul.


    Anne


    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum!

    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin...
    Dilin damağın
    Ben oldum!

    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum

    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!

    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    "Onun annesi" diyorlar...
    Bu yeter sevgilim, bu yeter bana!

    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu, kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın,
    Ben oldum, yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...

    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum,
    Annen oldum!


    Dua


    Biz, kısık sesleriz... minareleri,
    Sen, ezansız bırakma Allah’ım!
    Ya çağır surda bal yapanlarını,
    Ya kovansız bırakma Allah’ım!
    Mahyasızdır minareler... göğü de,
    Kehkeşansız bırakma Allah’ım!
    Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
    Müslümansız bırakma Allah’ım!
    Bize güç ver... cihad meydanını,
    Pehlivansız bırakma Allah’ım!
    Kahraman bekleyen yığınlarını,
    Kahramansız bırakma Allah’ım!
    Bilelim hasma karşı koymasını,
    Bizi cansız bırakma Allah’ım!
    Yarının yollarında yılları da,
    Ramazansız bırakma Allah’ım!
    Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
    Ya çobansız bırakma Allah’ım!
    Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;
    Ve vatansız bırakma Allah’ım!
    Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
    Müslümansız bırakma Allah’ım


    Ağıt

    Ağlayın, parmakları nur
    Sularından kınalı kızlarım,
    Ağlasın Meraga göklerinden
    Meraga'ya bakıp yıldızlarım!

    Yollara Kürşad'lar uzanmış, ölü...'
    Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü!
    Yiğitlerim uyur gurbet ellerde..
    Kimi Semerkant'ta bekler beni,
    Kimi Caber'de...

    Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok.
    Ben nasıl varım?
    Ağla, ey Tanrı dağlanndan
    İndirilmiş Tanrım!

    Arif Nihat Asya
     



Sayfayı Paylaş