Araf Nedir Araf Gerçek mi

Konusu 'Sorularla İslam' forumundadır ve EmRe tarafından 8 Aralık 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Araf nedir? Araf ehli kim? Kuran'da Araf

    İki taraf arasında bir perde, A’râf üzerinde de cennetlik ve cehennemliklerin her birini simalarından tanıyacak kimseler vardır ki onlar, henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi şiddetle arzular olarak cennetliklere “selamün aleyküm” diye seslenirler. (Araf, 46)

    A’râf: Arf’in çoğuludur. Yüksekçe olan her şeye arf denilir. Meşhur görüşe göre A’râf, cennet ile cehennem arasındaki sûrun yüksek tepeleri, demektir. Hasan el-Basrî (r.h) demiştir ki: A’râf, marifet kelimesinden olup cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanıyan kimseler demektir.

    Hasılı A’râf hakkında iki görüş vardır: Birincisi Ebû Huzeyfe ve diğer bazı zevattan rivâyet edildiği üzere bunlar, amelde kusur etmiş ve mizanda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş, Allah’ı bir tanıyan kimselerdir ki cennet ile cehennem arasında bir süre kalırlar. Sonra Hak Teâla, haklarında bir hüküm verir. İkincisi: Bunlar peygamberler (a.s.), şehitler, hayırlılar, âlimler gibi yüksek dereceli zatlardır. Âyetin sonundaki lem yedhulûhâ (henüz cennete girmemiş olanlar) birinci görüşe göre, A’râf ehlini tavsif eder: Yani cennetlikler cennete girmiş, bunlar girmemişlerdir. Fakat arzu ve ümid ederler. Onlara özenirler de “Selam ve selamet size” derler. İkinciye göre ise, o sırada cennet ehlinin halidir. Yani henüz cennete girmemiş ve girmek ümidinde bulunmuş oldukları sıradadır ki A’râf ehli, onları selamete ereceklerine dair müjdelerler.

    “Âraf’la ilgili izaha geçmeden önce, Âraf Sûresin-de geçen “Âraf” ve “Âraf ehli” hakkındaki âyet meâl-lerini verelim. Cennetliklerle Cehennemliklerin durumu ve aralarındaki konuşmaların zikredildiği âyetlerden sonra “Âraf”la ilgili şu âyetler yer almaktadır:

    “Cennet ile Cehennemin arasında bir sur vardır. Orada bulunan A’raf ehli kimseler, Cennet ve Cehennem ehlinin hepsini yüzlerinden tanır. Onlar Cennet ehline, ‘Size selâm olsun’ diye seslenirler. Kendileri Cennete girmemiş, fakat girme iştiyakı içindedirler.
    “Gözleri Cehennem ehline çevrildiğinde ise, ‘Ey Rabbimiz!’ derler. ‘Bizi zâlimler topluluğu ile beraber bulundurma.”

    “A’raf ehli, yüzlerinden tanıdıkları Cehennemliklere seslenirler ve derler ki: ‘Ne dünyadaki taraftarlarınızın çokluğu, ne servetiniz, ne de büyüklük taslamanız size bir fayda vermedi.“Allah onları rahmetine eriştirmez diye yemin ederek küçümsediğiniz kimseler şu Cennet ehli olan zayıf ve fakir mü’minler miydi? Siz de ey mü’minler girin Cennete. Size ne bir korku vardır, ne de mahzun olursunuz.” 1

    Evet “Âraf”, “arf” kelimesinin cem’idir. Atın yelesine ve horozun ibiğine “arf” denmektedir. Tefsirlerimizde Âraf hakkında pek çok izahlar bulunmaktadır. Ancak bunların içinde müfessirlerin çoğunun ittifak ettiği görüş, “Âraf”ın Cennetle Cehennem arasında bir perde, yüksek bir sur ve tepeler mânâsına geldiğidir. İbni Abbas ise, “Sırat Köprüsü üzerinde bulunan şerefelerdir” demektedir.“Âraf”ı ve Âraf ehlini âyette geçtiği şekilde tefsir eden Hasan-ı Basrî Hazretleri ise şöyle demektedir:

    “Ahirette Cennetliklerle Cehennemlikleri sîmalarından tanıyan birtakım insanlar vardır” deyince, etrafında bulunanlar, “Bunlar sevap ve günahları eşit olan kimselerdir” derler. Ellerini dizlerine vuran Hasan-ı Basrî, “Bu kimseler, Allah’ın, Cennet ve Cehennem ehlini birbirinden ayırmak için tayin ettiği insanlardır. Vallahi, bilmem, ama bunlardan bazıları şimdi beraberimizdedir” cevabını verir. 2

    Âraftakilere, “Âraf” denmesinin sebebi ise, onların, insanları amellerine göre tanımalarıdır.Yine tefsirlerimizde izah edildiğine göre, Cenab-ı Hak, Mizanda sevap ve günahları tartıp, Cennetlik ve Cehennemlikleri ayırd ettiği zaman, sevap ve günahı eşit gelenleri bir müddet bekletecektir. Sırat Köprüsünün yanında bulunan bu kimseler, Cennetlik ve Cehennemlikleri tanıyacaklar. Cennet ehlini gördükleri zaman, “Allah’ın selâmı sizin üzerinize olsun” diyecekler, sol taraflarına baktıkları zaman da Cehennem ehlini görecekler, bulundukları yerde Allah’a sığınarak, “Yâ Rabbi, bizi bu zâlim topluluktan kılma” diye dua edecekler. Cennetlikler ve Cehennemlikler gittikten sonra Cenab-ı Hak onları rahmetiyle bağışlayıp Cennete koyacaktır. 3

    Nitekim, Peygamberimize Âraf ehlinin kimler olduğu sorulduğunda şöyle buyurmuştur:
    “Cenab-ı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da, ‘Sevaplarınız sizi Cehennemden kurtardı, fakat Cenneti hak edemediniz. Sizi ben rahmetimle Cehennemden âzad ediyorum. İstediğiniz Cennete giriniz’ buyuracak.” 4

    Ayrıca, Âraf ehlinin bazı rivayetlerde insan olmayıp meleklerden bir sınıf olduğu da bildirilmektedir. Bütün bu izahlar ve açıklamalar, âyetlerin mefhum ve meâline uygundur.

    Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri, Mârifetnâme’nin 21. sayfasında, dinî mükellefiyetlerden muaf tutulan delilerin ve kâfir çocuklarının Âraf ehli olduğunu, Cennetlikleri gördükleri zaman, o nimetlere kavuşamadıkları için mahzun olduklarını, Cehennemliklere baktıkları zaman da kendi hallerine şükrettiklerini ve bu halde ebedî olarak orada kalacaklarını bildirmektedir. Bir mânâ büyüğü olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin açıklaması da meselenin değişik bir cihetten izahıdır.Bununla beraber, “Âraf” ve Âraf ehli ile verilen bütün izahlar âyetin bir tefsiri mesabesindedir. Esas mahiyetini ancak Allahü Teâlâ bilir.Kâfir çocuklarının ve hiçbir dini duymayanların hesaptan sonra toprak olacakları meselesine gelince, Nebe’ Sûresinin son âyetinde geçtiği gibi, kâfirler, hayvanların toprak olduklarını görünce, kendilerinin de hayvan olarak yaratılmaları temennisinde bulunacaklar ve hayıflanacaklar.Vâkıa Sûresinin 17 âyetinde geçen “genç hizmetçiler”in bir mânâsının da bir sevap ve günahı bulunmayan kâfir çocuklarının olduğu ve bunların Cennet ehline hizmetçilik yapacakları bildirilmektedir. 5

    Bu durumda, kâfir çocuklarının toprak olmayacakları, toprak olacakların sadece hayvanlardan ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu hususta İbrahim Hakkı Hazretlerinin izahını kendisine has bir açıklama olarak kabul edebiliriz.

    1. A'raf Sûresi, 47-49.
    2. et-Tefsîrûl-Kebir, 14:87.
    3- Taberî Tefsiri, 8:136-139.
    4. A. g. e.
    5. Tefsîrü'n-Nisâbûrl (Taberi Tefsirinin kenarında yer almaktadır), 27:105
     



Sayfayı Paylaş