Amerikayı Kim Keşfetti

Konusu 'Ülkeler' forumundadır ve RüzGaR tarafından 27 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Amerika'yı Kim Keşfetti

    Detaylar
    Kategori: Seçilmiş Makaleler Oluşturulma tarihi: Çarşamba, 15 Haziran 2011 20:33 Son güncelleme: Çarşamba, 15 Haziran 2011 21:20 Yayın tarihi: Çarşamba, 15 Haziran 2011 20:33 Yazar: Bu makale İnternetten alınmışdır, sayfa altında referansı verilen, Gösterim: 2428

    İslam alimleri Amerika’yı biliyordu
    Prof. Hitti’ye göre Endülüs’teki müslüman coğrafyacılar, dünyanın bir küre şeklinde olduğunu söylemeseydiler Yeni Dünya (Amerika Kıtası) asla keşfedilemezdi. Zaten Colomb’un, Marko Polo’nun Doğu’dan öğrendiklerini okuduğunu da biliyoruz.
    [​IMG]

    Amerika’nın keşfi hadisesi her zaman için zihinleri meşgul eden sorulardan biri olmuştur. Nitekim bu kıta keşfedildikten sonra tarihin seyri değişmiş birçok önemli olayın müsebbibi bu kıtada yaşayanlar veya kaşifleri bu kıtaya gönderenler olmuştur. Yeni dünyanın keşfi ile eski dünyanın güçlüleri önce oradaki insanları sonra da yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye başlamış, ardından tarihin seyri ilginç bir şekilde değişmiştir. Nitekim daha sonra da değineceğimiz üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu da bir hayli ilginç olacak, kurucularının ilginç bağlantıları herkesi şaşırtacak ve bugünü doğru tahlil edebilmemiz için gerekli olan alt yapıyı verecektir bizlere.
    Yeni Dünyayı Christophe Colomb’dan önce keşfedenlerin olduğu hep söylenegelmiştir. Fakat her ne kadar bu kıtanın keşfi, Colomb tarafından yapıldı denilse de kıtaya adını başka biri vermiştir. Bu konulara girmeden önce Colomb’un bu seyahate çıkış sürecine kısaca bakalım.

    Dünya yuvarlak mı?
    [​IMG]

    Dünyanın yuvarlak olduğunu söylemenin yasak olduğu 15. yüzyılda İslam dünyası dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor, Avrupa’da ise bunu söyleyenler ateşe atılıyordu. Kilisenin söylediklerinin aksini iddia edenler dinsiz oluyorlar ve cehennem ateşinden kurtulmaları için yakılıyorlardı. Prof. Hitti’ye göre Endülüs’teki müslüman coğrafyacılar, dünyanın bir küre şeklinde olduğunu söylemeseydiler Yeni Dünya (Amerika Kıtası) asla keşfedilemezdi. Zaten Colomb’un, Marko Polo’nun Doğu’dan öğrendiklerini okuduğunu da biliyoruz.
    Ünlü Arap kadısı-tarihçisi Kalkaşandi değerli eseri Subhü-l Aşa’da, Atlantik Okyanusu’ndan Amerika’ya doğru seyahate çıkıp da genelde dönmeyen müslümanların varlığından söz eder. (Fendoğlu Hasan Tahsin, Doç. Dr. Modernleşme Bağlamında Osmanlı- Amerika ilişkileri, sf. 150) Peter Matry de İspanyolların bu bölgeye geldiklerinde zencileri gördüklerini ve bunların Kızılderililerle savaş halinde olduklarını yazar. Buna göre eski dünya ile yeni dünya arasındaki trafik ilk kez Müslümanlar tarafından oluşturulmuştur. (Muhammed Hamidullah,)

    [​IMG]

    Hatta Amerika gibi Güney denizlerinin ve orta Pasifik adalarından binlercesinin Müslümanlar tarafından keşfedildiği söylenir. Örneğin Brazil kelimesi etimolojistleri (dil bilginlerini) çok şaşırtmıştır. Çünkü bu kelime ne İngilizce, ne Avrupa, ne de Brezilya kökenlidir. Müslümanların okyanuslardaki aramalar dolayısıyla yapmış oldukları seferlerde Kuzey Afrikalı çok ünlü Birzala Kabilesi (veya Benu Brazil) fertlerinden bir grup buraya yerleşti ve buraya Brazil dediler. Etimolojistler, Kızılderililerin dilinde Arapça asıllı kelimelerin bulunduğunu da ortaya çıkarmışlardır. (Fendoğlu Hasan Tahsin, Doç. Dr. A.g.e. sf, 151)
    Bazı bilim adamları “Arap coğrafyacıların verdiği bilgiler Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinden (1492) önce müslüman denizcilerin Atlas okyanusunu aşarak yeni dünyaya ayak basmış olduklarını gösterir” derler.

    [​IMG]

    Amerika’ya Osmanlı’dan bir bakış
    Tarih muhtelif rivayetlerle dolu bir bilim. Zaten bu yüzden de hep bir bilim olup olmadığı tartışılmıştır. Resmi tarih bize denizciliğimizin iyi olmadığını yalnızca Barbaroslar döneminde bir şeyler yaptığımızı anlatsa da Amerika’nın doğusunda bugün dahi Büyük Türk Takım adaları diye adlandırılan yerlere ilk çıkanların Türk gemicileri olduğu düşünülmekte ve bu ismin de ondan dolayı verildiği kabul edilmektedir. Osmanlı denizcilerinin bu gün bile (Turks Islands) diye adlandırılan adalara, o dönemde gitmiş olmasına şaşırmamak lazım gelir. Çünkü Piri Reis’in haritası bize haritacılıktaki bilgimizi ve maharetimizi anlatmaya yeter de artar bile. H. Tahsin Fendoğlu kitabında şöyle der: “Kolomb, Türklerin ve müslümanların yaptığı harita ve deniz yolları haritalarından yararlanarak Amerika’ya gitmiştir ama Batı bunu gizlemiştir. Gizlemesinin nedeni de İstanbul’un fethinden sonra Kilisenin Türklere (müslümanlara) karşı topyekün bir saldırıya geçmiş olmasındandır. (A.g.e, sf. 155)” Piri Reis haritasında Amerika’dan “Antilya” diye bahseder. Amerika’nın keşfi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyesine göre 1465 yılında, Fatih döneminde olmuştur.

    Kolomb’un Tayfaları
    [​IMG]

    Kolomb’un keşif macerasına doğru yelken açacağı asırda en güçlü donanma Osmanlı’da bulunuyordu ve bazı tarihçiler Kolomb’un Sultan 2. Bayezid’e baş vurup ondan yardım istediğini söylerler. Her ne kadar Kolomb’un tayfalarının içinde üç Müslümanın bulunduğu, neredeyse, herkesçe biliniyorsa da bunların kim olduğu hakkında pek de malumat yoktur ama Bayezid’in Kemal Reis’in arkadaşlarından birkaç kişiyi Kolomb’a yardım için görevlendirdiği de söylenir. Batı’da yazılan eserlerde hiç bahsedilmemişse de Kolomb’un tayfalarının arasında Rodrigo veya Diego de Arana veya Diego de Deza takma isimli müslümanların olduğu hatta bu müslüman denizcilerin Amerika’ya daha önce de gittikleri söylenir.

    Kolomb’un yolculuğu nereye?
    Kolomb’un yolculuğunu yapmak için önce Portekizlilere baş vurduğu fakat isteğinin kabul edilmediği tarih kitaplarında yazar. Kolomb’un daha sonra İspanya Kurtuba’da bulunan Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella’dan yardım istediği ve isteğinin kabul edildiği de açıktır. Açık olmasına açıktır fakat her şey bu kadar masumane mi yapılmıştır? Kolomb bu seyahate yalnızca yeni toprakları keşfetmek için mi gitmiştir? Osmanlı’ya bulaşmadan Hindistan’a gitmek isteyenlere alet mi olmuştur? Yoksa bu yolculuk, İspanyol Kral ve Kraliçesini adeta esir almış ve onları kuklalar gibi ellerinde oynatan bazı “üstün ırka mensup” kişilerin isteği doğrultusunda mı yapılmıştı?
    Kolomb yelkenlerini açmıştı. Sürekli Batı’ya gidersem Doğu’ya varacağım diyordu ve yolculuğu hayli ilginçti…

    Müslüman Bilim adamlarının söyledikleri
    Onuncu yüzyılda yaşayan büyük İslam Alimi Biruni eserlerine, Hind ve Atlas Okyanuslarının ötesinde büyük kara parçalarının olması gerektiğini belirtirken Japonya ve Amerika’yı kastediyordu.
    Ebul Hasan el- Mesudi, bir eserinde Kurtubalı Haşhaş b. Said b. Esved’in Atlantik Okyanusunu geçtiğini ve geri döndüğünü yazmıştı. Nitekim Mesudi 943 yılında bir Dünya haritası yapmıştı.
    Sicilya’da Norman Kralı’nın sarayında bulunmuş olan Şerif el- İdrisi, Lizbon’dan sekiz kişinin Amerika’ya gittiğini ve oradaki adalarda meskun olduğunu yazmıştır. Üç asır boyunca Avrupa’daki boşluğu dolduran haritanın da sahibi olan İdrisi’nin haritasının Kolomb tarafından kullanıldığı düşünülmektedir.
    Nitekim bir çok bilim adamı ve yazar İdrisi’nin haritasında, Antilla adalarını göstermesinden dolayı müslümanların Kolomb’dan önce bölgeden haberdar olduklarını kabul eder. (İdrisi’nin vefat tarihi 1165’tir.) Kristof Kolomb 1499 yılında Haiti’den yazdığı bir mektupta, İbn Rüşd’ün Amerika’nın varlığı konusunda kendisine bir fikir vermiş olduğunu belirtiyordu.
    Nitekim bu ve bunun gibi daha bir çok bilgi aslında müslümanların Kolomb’dan neredeyse üç yüz yıl önce Amerika’yı bildiğini ve burada İslamı yayma çalışmalarına bile girdiklerini anlatır.
    2
    Amerika’nın Keşfinde Yahudi Parmağı
    Kolomb, yolculuğunun 68. gününde Amerika kıtasına ulaşmıştı. Kolomb’un el yazılarında şöyle yazdığı söylenir: “Bu zat, Rodrigo (müslüman denizci) sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı Deniz Kuvvetlerine mensup olup gizli bir din (İslam) taşıyordu. Bu durumu benden başka kimse bilmiyordu. İlk karayı gören kişi de Rodrigo’ydu. Ama mükafatı resmen bir müslümana vermek istemedim…”
    Sürekli Batı’ya gittiğinde Doğu’ya varacağını öğrenmiş olarak yola çıkan Kolomb, okyanusa yelken açtığında, aynı zamanda tarihte de bir muammaya doğru yelken açmıştı. Bir çok tarihçi Kolomb’un bu seyahate yalnızca Amerika kıtasının varlığını ispat etek için çıktığını söylese de aklımıza takılan bazı soruların cevaplarını bulabilmek için taşları yerine koymaya ve parçaları birleştirmeye çalıştığımızda ilginç şeylerle karşılaşıyoruz. Örneğin Kolomb’un bir İtalyan olduğu halde asla İtalyanca konuşmayıp, yalnızca İspanyolca konuştuğu biliniyor. Asıl ismi Domenico Colombo olan Kolomb, Geneoa’ya yerleşmiş bir İspanya Yahudi’si…

    Amerika’nın Keşfinde Yahudi Parmağı
    Diğer farklı bilgiler de şöyle: 1485 yılında Yahudiler Hindistan’ı keşfedip Hindistan’dan altın, mücevher ve değerli taşlar getirmeyi hesaplıyorlar. Bu iş için gerekli parayı temin edebilmek için de İspanya Kralına gidip ona; “Bize oraya gidip gelecek gemileri ve o kadar parayı ver, döndüğümüzde sana iki mislini verelim.” diyorlar. İspanya Kral ve Kraliçesini kandıran Yahudiler ondan parayı ve gemileri aldıktan sonra, yine bir Yahudi olan Kolomb’u kaptan tayin edip tayfalarıyla berber yolcu ediyorlar. Hindistan’a gitmek umuduyla yola koyulan Kolomb, Amerika’ya çıktığında kıtayı Hindistan zannediyor ve tabii ki altın, elmas, mücevher gibi bir şey görmüyor. Eli boş olarak İspanya’ya döndüğünde Yahudiler ve Kral hayal kırıklığına uğruyor. Bu işe çok kızan ve kendisini kandırılmış hisseden Kral, bu işe sebep olan Yahudileri mahkemeye veriyor. Engizisyon da hepsini kesmeye başlıyor.
    Sultan Bayezid’in hekimlerinden birinin Yahudi olduğu ve İspanya’da bu mezalim yaşanırken Yahudi hekimin bunu Bayezid’e söyleyip, Yahudilerin kurtarılmasını istediğini ve Sultanın da bunu kabul ettiği söyleniyor.
    Bu anlattıklarımız, tarih kitaplarında anlatılanlardan çok farklı ama mahdut güvenle yazılan tarih, sorgulandıkça bir propaganda aleti olmaktan çıkıp doğru ile yanlışın ayırt edilebilmesi için gerekli olan bir ilim halini alıyor. Bu sebepten dolayı biz her soruyu sormak ve her ihtimali de göz önüne almak zorundayız.

    Kolomb’un ilk yolculuğu
    Kaptan Kolomb’un ilk yolculuğuna yelken açtığını söyleyip araya “Niçin” sorusunun cevabını bulabilmek ümidiyle bazı bölümler koymuştuk. O yolculukla devam ediyoruz. O günlerde Atlas Okyanusuna Sis Denizi deniliyordu ve bu denizin ardında Cehennem ile korkunç canavarların olduğuna inanılıyordu. Tabii ki bu bir Hıristiyan inancıydı. Kolomb üç de müslüman denizcinin iştirakiyle oluşturduğu 120 mürettebatı ve Santa Maria, Pinta, Nina isimli gemileriyle sulardaydı. Yolda Santa Maria adlı gemi batmıştı. Tayfalar isyandaydı. Cehenneme doğru gittiklerini düşünüyorlar ve bu yüzden de sürekli rahatsızlıklarını dile getirip dönmeyi teklif ediyorlar Kolomb ise “Müslümanların kitaplarından burada bir kara olduğunu öğrendiğini” söylüyor ikna olmayanlara da “Müslümanlar bilirler ve yalan söylemezler” diyordu. Her ne kadar Kolomb tayfaları yatıştırmaya çalışıyorsa da ucu bucağı gözükmeyen su ve korkulu hava insanları tedirgin ediyordu. Bu arada üç müslümandan ikisinin dini ortaya çıkmış ve mutaassıp Hıristiyanlar onları denize atarak şehit etmişti.
    Yolculuğun 65. gününde, tayfaların bir daha kara göremeyeceklerini veya cehenneme gideceklerini düşünmesinden dolayı, sinirlerin iyice gerildiği bir anda bir tayfanın ilk adımıyla tayfalar Kaptan Kolomb’u dövmeye başlamıştı. Tayfalar kendilerini ölüme sürüklediğine inandıkları Kolomb’u döverken gemide kalan diğer müslüman denizci (Rodrigo lakaplı) üç gün sonra karaya ayak basacaklarını müjdelemişti. Bunu da güneşten irtifa almak suretiyle yaptığı yer tayini sonrasında bulduğunu söylüyordu.
    “Mükafatı Bir Müslümana Vermek İstemedim”
    Kolomb, yolculuğunun 68. gününde Amerika kıtasına ulaşmıştı ama tayfaları cehennemde olduklarını zannediyorlardı. Bazı rivayetlere göre Kolomb’un Paris Bibliotheqe Nationale’de bulunan el yazılarında şöyle yazdığı söylenir: “Bu zat, Rodrigo (müslüman denizci) sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı Deniz Kuvvetlerine mensup olup gizli bir din (İslam) taşıyordu. Bu durumu benden başka kimse bilmiyordu. İlk karayı gören kişi de Rodrigo’ydu. Ama mükafatı resmen bir müslümana vermek istemedim…”
    Rodrigo lakaplı Osmanlı Denizcisi 1498 yılında 3. Amerika seyahatine ait haritayı eski kaptanı ve arkadaşı Kemal Reis’e vermiş dolayısıyla bu bilgiler henüz o dönemde Osmanlı’nın eline geçmiştir. Nitekim Rodrigo’nun 3. Amerika Seyahatine ait bu haritası Piri Reis’in haritasının bulunduğu yerde, Piri Reis’in haritasının içinden çıkmıştır. Her ne kadar Amerika’nın müslüman ilim adamlarınca bilindiği ve bu sebepten dolayı Amerika’yı müslümanların keşfetmiş olduğunu daha önceden söylemiş olsak da, keşfi; oraya gitmek olarak niteleyenlere eğer onu kabul etmiyorsanız bunu kabul edin diyor ve Osmanlılar Amerika’ya işte bu sebepten dolayı Kolomb’dan önce çıkmıştır diyoruz.
    Başka bir iddiada ise Barbaros Hayrettin’in, Kanuni Sultan Süleyman’a Amerika’nın fethedilmesi için müsaade istediği ve Kanuninin de bunu o günlerde Mısır’da bulunan Makbul İbrahim Paşa’dan sorduğu ve Paşa’nın da “Ülkemize çok uzak olduğu için hiç teşebbüs edilmemesi gerektiğini” söylediği yer alır. (Esat Efendi, Hulasa-i Ahval-i Tunus ve Garp, İst. Üniv. Küt. Nu. 10803, sf. 400, Fendoğlu’dan sf. 159)

    Piri Reis’in Haritası

    [​IMG]

    Bütün bunlardan bahsedip de Piri Reis’in haritasını es geçmek olmaz. Deve derisi üzerine sekiz ayrı renk kullanılarak çizilen ve günümüzdeki ölçülerle birebir uyuşan bu haritayı Piri Reis 1513 yılında çizmiştir. Bütün dünyada hayranlık uyandıran harita bugünkü modern ölçümlerle tespit edilen ebatlara birebir uymaktadır. Nitekim, ABD’nin George Town Üniversitesi de 1956 yılında bu haritanın bilimsel olduğunu kabul etmişti. Arapça, Yunanca, İtalyanca ve İspanyolca bilen Piri Reis Dünya Haritasında Amerika’nın doğu kıyılarını da göstermişti.
    Bu gün bütün Dünyada harita yapımı en ince ayarların yapıldığı ve yüzlerce insanın üzerinde çalışma yaptığı bir sahadır. Haritalar için bir çok uzman farklı yolarla ve yıllarını vererek ve her biri bir haritanın kendi uzmanlık sahasına giren bölümünü yaparken Piri Reis 21 parça deri üzerine yaptığı haritasını tamamen kendisi yapmıştı. Kendisi ölçmüş, kendisi çizmiş, kendisi ayarlamış, kendisi renklendirmiş hatta resimlerini bile kendisi yapmıştı.
    Macellan, Amerika’nın güneyine 1519’da gidebilmişti halbuki Piri Reis 1513 yılında yaptığı haritada burayı göstermişti. Harita’da gösterilen Laplata nehri 1515’de keşfedilmiş olduğu halde Piri Reis Laplata nehrini keşfinden iki sene evvel haritasında çizmişti. Hatta Piri Reis buzullarla kaplı Antartika Dağlarını bile en doğru şekli ile göstermişti. İlginç olanı bu dağların, 1952 yılında ses yansıtıcı aletlerle keşfedilmiş olması. Üzerine ciltlerce kitabın yazıldığı bu haritanın bir özelliğini daha yazmadan geçemeyeceğim. O da haritadaki ekvator çizgisinin bugünküyle birebir aynı olması. Ne denilebilir ki; şapka çıkartmaktan, el öpmekten başka ne kalır bizlere? Bize kalan tek şey bu müthiş eseri bütün dünyaya tanıtmak ve Piri Reis’in ruhuna fatihalar göndermek…

    Piri Reis’in Amerika’sı
    Piri Reis Kitab-ı Bahriya adlı eserinin 77- 85. sayfaları arasında Amerika’yı nazım olarak şöyle tarif eder:
    Lodos üstünde bulundu bir diyar/ Septe’den dört bin mil öte uzar
    Hangi tarihte bulundu iş bu yer/ Şerhedeyim ehl-i tarih gör ne der
    Tarih-i hicret buydu ol zaman/ Ta sekiz yüz dahi yetmişdi ol an
    İşbu tarihde bundu ol zemin/ İsmine “Antilya” dediler hemin.
    Bu şiirde de söylediği üzre Piri Reis Amerika’nın keşfini hicri 870 yani 1465 olarak gösterir. Yani Amerika’nın keşfinden 29 yıl evvel…
    3
    ABD İsrail’in emrindedir
    Kovboy filmlerinden hatırladığımız beyaz adamlar, Kuzey Amerika’da boy göstermeye başladığında bugünkü ABD’nin bulunduğu topraklar üzerinde yaklaşık 2,5 milyon Kızılderili, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyordu.
    İki günlük yazımızda Kıta Amerika’sının keşfine değindik ama bir de Amerika’nın değer olarak keşfi var ki, bu da Amerika Birleşik Devletlerinin kuruluşunda saklı bir gizemdir. Bugün de Dünya’nın jandarmalığına soyunmuş olan ve gittiği her yere kan, göz yaşı götüren ilkel müstemlekeci kafalı ABD kimler tarafından kurulmuştu? Bu gün Amerika’nın İsrail emrinde çalıştığı su götürmez bir gerçektir ve tam manasıyla diyebiliriz ki; ABD, İsrail’in emrindedir.

    [​IMG]

    Kovboy filmlerinden hatırladığımız beyaz adamlar, Kuzey Amerika’da boy göstermeye başladığında bugünkü ABD’nin bulunduğu topraklar üzerinde yaklaşık 2,5 milyon Kızılderili, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyordu. Kıtaya gelen İngiliz tüccarlar, medeni beyaz adamlar(!), Kızılderililerin ortaya çıkardıkları zenginliklere zorla el koyarak kısa sürede zenginleştiler. Kızılderililer müstemlekecilerin vatanlarını işgal etmesine karşı direniyor, topraklarından ayrılmak istemiyorlardı. Her ne kadar biz kovboy filmlerinde tam tersini seyretsek de; bir Kızılderili tutsağı ya da kafa derisi getiren herkese 40 İngiliz Sterlini verileceği ilan ediliyordu. Bu ödül 100 İngiliz Sterlini’ne kadar yükseltilirken aynı zamanda kadın ve çocuk kafatası derileri için de ödülün yarısı ödeniyordu.
    Amerika kıtası, tarih boyunca insanoğlunun yaşadığı en büyük soykırım ve zulümlerden birine sahne oluyordu. Okyanuslar aşıp gelerek kıtayı istila eden müstemlekeciler, buranın tüm zenginliklerine el koymakla kalmıyor aynı zamanda yerli halkları köleleştirmeye de çalışıyor ve vatanını savunan yerli halkların direnişini soykırımla durdurmaya çalışıyorlardı. Özetle, “Beyaz adam” binlerce kilometre öteden gelmiş ve Amerika’yı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı.

    Yeni Dünyanın keşfi
    Amerika’nın keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, bu kıtada toprak sahibi oldular. İngilizler, Amerika’daki topraklarını genişlettikten sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdu. 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13e yükseldi ve bu koloniler, ABD’nin temelini oluşturdu. İngilizlere bağlı olan koloniler, İngiliz Kralının tayin ettiği bir vali tarafından yönetiliyor ve bir de meclisleri bulunuyordu. Amerika’da yaşayan bu insanların, İngiltere’nin özgür vatandaşlarından bir farkı yoktu. 1756–1763 yılları arasında İngiltere’nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesinin bozulmasına neden olmuştu. İngiltere’nin mali durumunu iyileştirmek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika’daki kolonilerin tepkisine yol açtı. 1774te toplanan 1. Philadelphia Kongresinde Amerika’da yaşayanlar, İngiltere ile savaşa karar verdiler. 2. Philadelphia Kongresi’nde ise (1776) 13 sömürge, bağımsızlıklarını ilan etti. (Zaten ABDnin resmi kuruluş tarihi 4 Temmuz 1776’dır.) Daha sonra bu kongre sırasında Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ve İnsan Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylandı. İlk bildiride İngiltere’nin Kuzey Amerika’da uyguladığı sömürge politikası kınanmış ve Amerikalıların bağımsız bir devlet kurma hakları savunulmuştu.

    Amerika’da Yahudi etkisi
    Püritenler İngiltere’den göçlerine, Yahudilerin Mısır’dan çıkışı gözüyle bakıyordu. Onlar için İngiltere; Mısır, Kral; firavun, Atlantik Okyanusu; Kızıldeniz, Kızılderililer ise eski Kenanlılar idi. Onlar yeni bir Vaat Edilen Toprakta Tanrı ile yeni bir anlaşmaya giren yeni İsraillilerdi.
    George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında imzalanan Versailles Barış Antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmişti. Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, dahili işlerinde serbest olmak şartıyla 1787 yılında ABD’yi (Amerika Birleşik Devletleri) kurdular.

    Amerika’nın kuruluşu
    Dayanağı İncil ve ilk ilkeleri dini toleranslar olan bu devlete İngilizler; “Muhafazakarların kurduğu devlet” diyordu. Bunun nedeni 17. yüzyılın başında Amerika’da “New England”a yerleşen ilk göçmenlerin Avrupa’daki dini zulümlerden kaçan Püriten sığınmacılar olmasıdır. Püritenler İngiltere’den göçlerine, Yahudilerin Mısır’dan çıkışı gözüyle bakıyordu. Onlar için İngiltere; Mısır, Kral; firavun, Atlantik Okyanusu; Kızıldeniz, Kızılderililer ise eski Kenanlılar idi. Onlar yeni bir Vaat Edilen Toprakta Tanrı ile yeni bir anlaşmaya giren yeni İsraillilerdi.

    [​IMG]

    İlk kez 1621 yılında, kutlanan şükran yortusu, Yahudi Yom Kipuruna paralel olarak tasarlanmıştı. (Musevilik dininde kader inancı diğer dinlere göre bir parça değişiklik gösterir, Museviliğe göre bir insanın kaderi bir sene önceki hal ve hareketlerine göre yazılır. Bir sene boyunca iyi ve hayırlı işler işleyen kişilerin kaderi bir sene sonra için iyi yazılır. Musevi Yılbaşısı olan Roşaşana ile Yom Kippur arasındaki 10 gün boyunca bir vicdan muhasebesi yapılır ki buna İbranice teşuva adı verilir teşuva İbranicede geriye dönme anl***** gelir. On gün boyunca, o sene içinde yapılan tüm hatalı davranışlar gözden geçirilir insanlara karşı yapılan haksızlıklar için insanlardan özür dilenir ve helalleşilir Tanrıya karşı olan suçlar için de tövbe edilir. 9. günün akşamı güneş batmadan bir saat önce oruca başlanır. Oruç boyunca: Yemek yemek ve içmek, yıkanmak, parfüm sürünmek, cinsel münasebette bulunmak, çalışmak, ateş yakmak yasaktır. Güneşin batmasıyla Sinagoga gidilir ve 2 saat süren dini törenden sonra eve dönülür ve yatmadan tekrar vicdan muhasebesi yapılır)
    Gabriel Sivan, The Bible and Civilization (İncil ve Medeniyet) adlı eserinde şöyle yazar (sh.236): “Tarihteki hiçbir Hıristiyan cemaati, hayatını İbrani ulusunun Tevratsal dramının tekrarı olarak gören Massachusetts Bay Colonyye ilk yerleşenler kadar kendilerini Kitabın Ulusu ile özdeşleştirmemiştir... Bu göçmen Püritenler durumlarını, “Babil felaketi” ile yoldan çıkmış Kilisenin haklı artıkları şeklinde dramatize ediyor, kendilerini yeni uluslarını kurmak üzere seçilmiş bir halk olarak görüyorlardı”
    İngiltere’deki Püriten İsyanı (1642-1648) sırasında Püritenler (2) İngiliz hukukunu Eski Ahit ile değiştirmeye çalışmış ancak engellenmişlerdi. Amerika’da kolonilerin yasalarında Tevrat kanununu uygulamayı deneme özgürlükleri çok daha fazlaydı; ilk yerleşimcilerin yapmaya koyulduğu da tam olarak bu oldu. New England’daki kolonilerin ilk yasaları kutsal yazıları temel aldı. New Havenda 1639 yılındaki ilk mecliste John Davenport koloninin yasal ve manevi temeli olarak İncilin önceliğini açıkça belirtti. “Kutsal yazılar bütün insanların Tanrıya ve insanlara karşı bütün görevleri ile ailelerin ve ulusun Kilise konularında yönetimi için mükemmel kurallar içermektedir... Tanrının sözü burada hükümet işlerini organize etmede göz önüne alınacak tek kural olacaktır.” New Haven Meclis Üyeleri daha sonra 79 kadar hüküm içeren ve yarısı İncil’den alıntılar -hemen hepsi Tevrat’tan- olan 1655 Yasasını benimsedi.

    Yahudilerin eğitim üzerindeki etkisi
    [​IMG]

    Harvard, Yale, William and Mary, Rutgers, Princeton, Brown, Kings College (daha sonra Columbia olarak bilinecek), Johns Hopkins, Dartmouth, vb. dahil çeşitli eğitim kurumunun kuruluşunda Tevrat merkezi bir yol oynadı. Bu okulların birçoğu resmi amblem veya mühürlerinde İbranice bir sözcük ya da cümleyi benimsemiştir.
    Yale mührü Latince “Lux et Veritas”ı içeren bayrak, Columbia’nın mühründe Tanrının İbranice adı, ortadaki bayrakta ise meleklerden birinin İbranice ismi yer alır. Dartmouth’un mühründeki üçgenin içinde “Her şeye kadir Tanrı” anl***** gelen İbranice sözcükler yazılıdır. İbranice 16. yüzyılın sonunda ve 17. yüzyılın başında öylesine popülerdi ki Yale’deki öğrencilerden çoğu ilk söylevlerini İbranice yapardı. Nüfusun büyük kısmı, Amerikanın kurucu atalarının önemli kısmı dahil, bu Amerikan Üniversitelerinden mezundu. Dolayısıyla bu siyasi liderlerin çoğunluğunun yalnızca Eski ve Yeni Ahitlerin içeriğini değil, bir miktar İbranice de bildiğinden emin olabiliriz.
    Abraham Katsch The Biblical Heritage of American Democracy (Amerikan Demokrasisinin İncilsel Mirası) adlı eserinde şöyle yazar (sh.70): “Amerikan Devrimi sırasında İbranice öğrenmeye ilgi öylesine yaygındı ki meclisin bazı üyelerinin Birleşik Devletlerde İngilizce kullanımının resmen yasaklanmasını ve yerine İbranice’nin geçmesini önerdiği söylentileri dolaşır.”

    ABD, Siyonizmin kölesi mi?
    Bağımsızlık mücadelesi dönemindeki vatansever söylev ve yayınlar çoğu zaman İncil’den bölüm ve alıntılarla doluydu. Amerika’nın temel anayasası bile Amerika’nın siyasi şekillenmesine İncilin etkisi ile Yahudi fikirlerinin gücünü yansıtır. Bağımsızlık Bildirisinin açılış cümlelerinde bu gayet açıktır: “Bütün insanların eşit yaratıldığı, Yaradanları tarafından, aralarında hayat, özgürlük ve mutluluk arayışı da bulunan, ellerinden alınamayan bazı haklarla donatıldıkları aşikar gerçeklerdir.”
    İncil eğitimleri Amerika’nın kurucularının yalnızca din ve etik konularındaki tutumunu değil, politika alanındaki tutumlarını da etkilemiştir. Püritenlerin İncilsel görüşlerini siyasi nedenlerden de benimsediklerini görürüz. Örneğin eski İbranilerin kötü firavuna karşı mücadelesi, yerleşimcilerin İngiliz tiranlara karşı mücadelesini temsil eder onlarca. Kolonilerin siyasi mücadelelerinin nasıl eski İbranilerle özdeşleştirildiğini açıkça gösteren çok sayıda örnek bulunabilir. Birleşik Devletlerin Benjamin Franklin, John Adams ve Thomas tarafından 1776 yılında önerilen resmi mührünün ilk şekli, Kızıl denizi geçen İbranileri resmetmektedir. Mührün etrafındaki slogan ise “Tiranlara direnmek Tanrıya itaattir” şeklindedir. Philadelphia’daki Independence Hall’daki Liberty Bellin üzerindeki yazı Levililerden (25:10) doğrudan bir alıntıdır: “Ülkede bütün yaşayanlar için özgürlük ilan edeceksiniz.”
    Bağımsızlık mücadelesi dönemindeki vatansever söylev ve yayınlar çoğu zaman İncil’den bölüm ve alıntılarla doluydu. Amerika’nın temel anayasası bile Amerika’nın siyasi şekillenmesine İncilin etkisi ile Yahudi fikirlerinin gücünü yansıtır. Bağımsızlık Bildirisinin açılış cümlelerinde bu gayet açıktır: “Bütün insanların eşit yaratıldığı, Yaradanları tarafından, aralarında hayat, özgürlük ve mutluluk arayışı da bulunan, ellerinden alınamayan bazı haklarla donatıldıkları aşikar gerçeklerdir.” Bu sözcükler kuşkusuz Aydınlatma Döneminin fikirlerini yansıtsa da, bu hakların Tanrıdan geldiği kavramı Tevrat kökenlidir. Yeni demokrasinin parası bile “Tanrıya inanıyoruz” diye ilan eder. Amerika’nın değerleri üzerindeki Yahudi etkisi konusunda daha çok şey söylenebilir.

    İlk Amerikan Yahudileri
    Yahudilerin Amerika’daki tarihi Birleşik Devletlerin bağımsız bir ülke olmasından önce başlar. İlk Yahudiler Amerika’ya Kristof Colomb ile 1492 yılında gelmiştir.
    Aslında o kadar çok sayıda Yahudi dönme Mexico’ya geldi ki İspanyollar dört nesil öncesine kadar Katolik atalara sahip olduğunu kanıtlayamayanların göçünü engellemeyi kural haline getirdi. Engizisyonun bu Yahudi dönmelerin aslında sapkın olmadığından emin olmak için onları izlediğini ve yakılarak öldürülmenin Mexico City’de yaygın hale geldiğini belirtmeye gerek yok.
    Kuzey Amerika’da kayıt edilen Yahudi tarihi 1654 yılında, 23 Yahudi sığınmacının New Amsterdam’a (daha sonra New York olarak bilinecek) gelmesiyle başlar. New Amsterdam da Hollandalılara aitti ancak vali Peter Stuyvesant Yahudileri istemiyordu.
    Arthur Hertberg The Jews in America (Amerikadaki Yahudiler) adlı eserinde şöyle yazar (sh.21): “Geldiklerinden iki hafta sonra Stuyvesant yerel tacirlerden ve Kiliseden gelen Yahudilerin hemen hepsinin orada kalmak isteyeceği konusunda şikayetler duydu.
    Stuyvesant onları kovmaya karar verdi. Dini hakaret formüllerini kullanarak Yahudilere “iğrenç, hileci ve İsanın düşmanları ve ona küfredenler dedi. Stuyvesant yöneticilerine dostça bir şekilde gitmelerini istemelerini tavsiye etti.” Yahudilerin kovulmamasının tek sebebi, Yahudi yatırımlarına çok bağımlı olan Dutch West Indian Company’nın (Hollanda Batı Hindistan Şirketi) buna engel olmasıdır.

    Yahudilerin bağımsızlıktaki rolü
    1776 yılında ve Bağımsızlık Savaşı sırasında Amerika’da tahmini 2 bin Yahudi (erkek, kadın ve çocuk) vardı ve bağımsızlığa katkıları önemliydi. Örneğin Charleston, South Carolina’da yetişkin hemen her Yahudi erkek bağımsızlık için savaşmıştır. Georgia’da öldürülen ilk mücadeleci bir Yahudi (Francis Salvador) idi.
    Ayrıca Yahudiler vatanseverlere önemli finansman sağlıyordu ve bu çok önemliydi. Finansmancıların en önemlisi Continental Congresse büyük miktarda para borç veren Haym Salomon idi. Savaşın son günlerinde Salomon, Amerikan hükümetine 200 bin dolar verdi. Parası hiçbir zaman geri ödenmedi; öldüğünde iflas etmişti. Başkan George Washington ilk sinagog (adı Turo Sinagog olup Sefarad sinagogu idi) 1790 yılında açıldığında Yahudilerin katkılarını hatırladı. 17 Ağustos 1790 tarihli şu mektubu önemlidir: “Ülkede yaşayan Abraham’ın çocukları diğer yaşayanların iyi niyetini hak eder ve yararlanır umarım. Herkes kendi bağının ve incir ağacının altında güvenle oturduğu sürece onu korkutacak hiç kimse olmayacaktır.” Bu mektuptaki “Bağ ve incir ağacı” sözcüklerine dikkat etmek gerek çünkü bu cümle Peygamber Michahın, Mesihsel ütopya kehanetinde yer alır. Washington’un bu sözcükleri seçmesi ilginçtir ama yukarıda belirtildiği gibi Tevrat’ın seyyahlar ve yeni ulusun kurucu babaları üzerindeki büyük etkisinin ışığı dikkate alındığında, aslında bu hiç de şaşırtıcı değildir.
    4
    Yahudi etkisi hiç bitmedi
    Amerika Başkanı Bush Yahudi komitenin 100. yıl kuruluşu toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesinin İsrail’i desteklemekteki yükümlülüğünün kalıcı ve sağlam bir yükümlülük olduğunu vurguladı.
    Amerika, kurulduğu günden itibaren Yahudilerin ve masonların etkisinde kalmıştır. Nitekim Chicago’daki Amerika’yı kuranlar anıtında da bu açıkça görülmektedir. Bu dev anıtta; ortada ABD’nin ilk devlet başkanı Washington, solunda Yahudi banker Robert Morris ve sağında başka bir Yahudi Haym Salomon vardır. Amerika Başkanlarının çoğunun mason olduğu zaten aşikar: Benjamin Franklin, Abraham Lincoln, Andrew Johnson ve Rutherford Hayes en çok bilinen isimler…
    Peki, Türkiye hür ve kabul edilmiş masonlar büyük locası resmi web sitesinin tarihçe bölümündeki şu cümleler nasıl yorumlanabilir? “İki doküman vardır ki, bunlar İnsan Hakları Tarihinin hazırlanmasında Masonların etkinliklerini ortaya koymaktadır. Sözü edilen bu iki doküman 4 Temmuz 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile 17 Eylül 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasasıdır. Bağımsızlık Bildirgesini imzalayan 56 kişinin üçte biri, Anayasa Konvansiyonuna katılan 55 delegenin 13ü Masondur.”(4 )
    Yahudi komitesinin 100. yıl kuruluşu, Bush ve diğer Amerikalı üst düzey yetkilinin katılımı ile kutlanmıştı. Söz konusu törene Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerinden bir çok üst düzey siyasi ve yönetim yetkilisi katılmıştı. Amerika Başkanı Bush Yahudi komitenin 100. yıl kuruluşu toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesinin İsrail’i desteklemekteki yükümlülüğünün kalıcı ve sağlam bir yükümlülük olduğunu vurguladı. Bush çelişkili siyasetlerinin devamında bir taraftan insan hakları savunuculuğuna soyunarak, diğer taraftan Filistin halkının kesin oyu ile iktidar olan HAMAS hükümetini tanımayı, Filistin hükümetinin işgalci İsraili tanıması şartına bağlı kılıyor.
    Bush Yahudi komitenin 100. yıl kuruluşu toplantısında yaptığı konuşmada, Washington kararlarının, Siyonistlerin saldırgan girişim ve politikalarına binaen alındığını açıkça itiraf etti. Bir halkın kaderini belirlemesi için gerçekleşen serbest seçim, Siyonist rejimi destekleyen ABD’nin siyasetleri ile çeliştiğinde, demokrasi ve özgürlük gibi sloganlar rahatlıkla ayaklar altına alınıp, hiçe sayılabiliyor.

    Amerika’nın İşgalleri
    Amerikanın işgallerini anlayamayanlar ya da bu müdahalelerin demokrasi ve insan haklarını temin etmek için yapıldığına inananlar, eğer hala böyle olduğuna inanan varsa, Amerika’nın kuruluşuna bakmalılar. Yapılan bir inceleme bütün bu işgallerin ve bundan sonra da olabileceklerin tamamen dini menşeli olacağını kanıtlayacaktır. Hala rasyonel izahlar arayanlara duyurulur…
     



Sayfayı Paylaş