Amerika Ve Avrupa Karşısında Değişen Türkiye

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 16 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    TurkeyArena

    Türkiye'nin yürüttüğü iç ve dış politika ile onun dinamiklerini eleştirel ve bilimsel bir bakış açısıyla ele alan kitabın yazarı olan Heinz Kramer, 1973 yılından bu yana Almanya'nın önde gelen think-tank kuruluşlarından Berlin

    Stiftung Wissenschaft und Politik'te Avrupa Birliği'nin genişlemesi üzerine çalışma yapan bir ekibin başkanlığını yürütmektedir. 1990 yılında Bilkent Üniversitesinde Uluslar arası İlişkiler dersi veren yazar, bu süre zarfında Türkiye'yi içinde yaşamak suretiyle gözleme imkânına da sahip olmuştur.
    Son dönemde, ülkemiz üzerine yazılmış kayda değer eserlerin başında yer aldığını düşündüğüm kitapta, Türkiye'nin kuruluşundan bu yana, batılı çağdaş toplumlar arasında yerini almak için gösterdiği çaba, Atatürk'ün doğulu-İslamcı geçmişe karşı verdiği laik çizgideki mücadele, yirminci yüzyılın acımasız uluslar arası politik ortamı içindeki güvenlik ihtiyaçları ve Soğuk Savaş sonrası gelişmelerin Türkiye'nin üzerine yüklediği sorumluluklar ve bu olgunun şekillendirdiği jeopolitik durum almaktadır.
    Sovyet İmparatorluğunun dağılmasıyla Türkiye'nin önüne çıkan seçenekler, Orta Asya Türk dünyası ile olan tarihsel bağların günümüze ne şekilde yansıdığı, Avrupa ve Amerika ile olan ilişkiler çerçevesinde bu yansımaların sonuçları, uluslar arası ilişkiler açısından ele alınmaktadır.
    Kitabın ilk kısmında, Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenerek cumhuriyetin temel nitelikleri haline getirilmiş ilkelerin, değişen ve gelişen sosyo-politik ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yeniden yorumlanmasına ilişkin düşüncelere yer verilmiştir. Türkiye'nin genç ve büyüyen nüfusu, radikal İslamcı ve etnik ayrılıkçı hareketler ile siyasal yaratıcılığı engelleyen diğer faktörler sıralanarak bu sorunlara ikna edici çözümler getirilmesinin ne ölçüde gerekli olduğu vurgulanıyor. Türkiye'nin siyasi sistemindeki liberal ve demokratik unsurların geliştirilmesi ile mevcut sorunlara bulacağı çözümlerin, 21 nci yüzyılda, daha da küreselleşeceği öngörülen dünyada karşılaşılacak engellerin aşılması açısından yardımcı olacağı üzerinde duruluyor.
    İkinci kısımda, uluslar arası politik yapı içinde milli çıkarların gerçekleştirilebilmesi konusu, Türkiye'nin yeni dış ve güvenlik politikası çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sorunları çözebilmek için siyasi liderlerin izleyeceği yolun, aynı zamanda ülkenin Batılı ortaklarıyla gelecekteki ilişkilerini belirleyeceği, Sovyetler Birliğinin parçalanmasının, Hazar Havzası enerji kaynaklarının yönetimine ve Orta Asya'da yeni siyasi düzene ilişkin sorunları beraberinde getirdiği, Irak'ın geleceği ve İsrail ile stratejik iş birliğinin Türkiye'yi Orta Doğu'daki siyasî paradoksun içine çektiği anlatılarak, bu sorunların aynı zamanda, Amerika ve Avrupa merkezli olarak analizine yer verilmiştir.
    Türkiye'nin Batı ile olan ilişkileri, Avrupalılaşma isteği ve NATO içindeki konumu uluslar arası siyasi durum açısından ele alınmıştır. Türkiye, Doğu Akdeniz'de ve Balkanlar'da, Avrupa Birliği'yle ilişkilerini güçleştirebilecek, ama iyi idare edilebilirse Avrupa'da siyasi açıdan en dengesiz bölgede istikrar sağlanmasına yardımcı olabilecek bölgesel bir güç olmaya başlayacaktır. AB ile ilişkilerin bozulması ve ülkenin yeni Avrupa güvenlik yapısı içinde bir kenara itilmesi, Avrupa'ya kalıcı bir şekilde yabancılaşmasına yol açabilecektir.
    Avrupa'da eski politikaların devam ettirilmesinin mümkün olmadığını ve tüm Atlantik alt yapısını etkileyebilecek boyutta ümit vaat eden yeni sahaların açıldığını anlatan üçüncü kısım, Türkiye'ye yönelik Amerikan ve Avrupa politikalarını daha detaylı analiz ederek bu ilişkilerin daha yapıcı bir şekilde idare edilmesi için fikir üretmeyi hedefliyor.
    Kitap, genel olarak Avrupa ve Amerika'nın Türkiye ile mevcut ve gelecekte olası problemlerini çözmeye çalışmak yerine, ülkeleri yöneten siyasi liderlere ve kadrolara uyarı niteliğindedir. Yazar'a göre, gelecekte Türkiye ile ilişkilerin yürütülmesi, yeni uluslar arası, özelikle de yeni Avrasya siyasi düzeni içinde ülkenin yerini tayin edecek iç ve dış değişikliklerin dikkate alınmasını gerektiriyor. Aksi takdirde, Amerika ve Avrupa'nın çıkarları açısından böylesine önemli bir bölgede uluslararası güvenliğin idare edilmesi, gerekenden daha güç ve pahalı olacaktır.
    Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu'nun kesiştiği noktada ve Orta Asya'nın girişinde bulunan Türkiye'nin, bu konumundan dolayı oldukça stratejik bir öneme sahip olduğu ve sorunlu olan bu bölgede bir istikrar kutbu olduğu göze çarparken, diğer yandan hemen eşiğinde bulunan birçok bölgesel çatışma açısından oldukça yumuşatıcı bir unsur olduğu yönünde görüşlere yer verilmiştir.
    Yakın gelecekte Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin gerçekleşmesinin ihtimal dışı olduğu, Türk-Yunan sorunları ile Kıbrıs sorununun bir çözüme bağlanma ihtimalinin zayıflığı dikkate alındığında, Avrupa Birliği ile ilişkilerin ne denli hassas bir noktada olduğuna dikkat çekilirken, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye ile mevcut ilişkileri koparmama konusunda ellerinden gelen gayreti göstermeleri gerektiği belirtiliyor.
    Kitap, son olarak, Avrupa Birliği'nin bir sonraki genişleme safhasından sonra entegrasyon sürecinde yaşanacak daha büyük bir farklılaşmanın, değişen Türkiye'yi değişen Avrupa Birliği'yle yakınlaştıracak yeni fırsatlar sunabileceğine ilişkin öngörüye yer vererek noktalanıyor.
     



Sayfayı Paylaş