Allah ve Nefs

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve algilarveteklik tarafından 16 Ekim 2015 başlatılmıştır.

  1. algilarveteklik New Member


    İnsanın içinde var olduğu dünyaya kendisini ifade ederken yada varlık alemine davranışları ile yansıma aşamasında hangi duygu ve düşüncelerin etkisi altında kaldığını düşünmesi çok önemlidir . O var oluş iddiasının gerekçelerini hazırlarken , göstermek istediği ile saklamayı planladığı derin duygularının muhasebesini yapmaktadır . Kainatı kucaklayan sevgisi ile varlık aleminden duyduğu rahatsızlığı , aynı anda yaşamasına sebep olan karşıtlığın , iç aleminde ne tür bir çatışmanın sonucu olduğunun çözümlenmesi gerekliliği açık bir olgudur.

    İnsanın içinde var olduğu dünyaya kendisini ifade ederken yada varlık alemine davranışları ile yansıma aşamasında hangi duygu ve düşüncelerin etkisi altında kaldığını düşünmesi çok önemlidir . O var oluş iddiasının gerekçelerini hazırlarken , göstermek istediği ile saklamayı planladığı derin duygularının muhasebesini yapmaktadır . Kainatı kucaklayan sevgisi ile varlık aleminden duyduğu rahatsızlığı , aynı anda yaşamasına sebep olan karşıtlığın , iç aleminde ne tür bir çatışmanın sonucu olduğunun çözümlenmesi gerekliliği açık bir olgudur.

    İnsan bu konuda ihmalkar olamaz , çünkü kendi varlık nedeni , söz konusu çatışmayı çözümlemesi kaydına bağlanmıştır . İnsan tüm tarihsel süreçte hiç bir kayıt ve ilkeye tabi olmaksızın gelişi güzel duyguların evrilmesiyle kainata yansıyan bir varlık olabilir mi ? Bunu söylemek tabii ki imkansızdır , insanın iç alemi yada derinlikleri irdelendiğinde , muhteşem bir kurguyla oluşturulmuş farklı manevi ( metafizik ) unsurların uyumundan oluştuğu anlaşılabilmektedir . Bunların zaman içerisinde geliştiğini ima eden bir düşünce , sadece söz konusu manevi gerçeğin varlığını görmezden gelmek isteyen zayıf bir tez üretmekten ileri gidemez . Belki bilimsel gelişmelerle boyut değiştirdiği söylenebilir , ancak sadece aklın dahi hangi hikmete hizmet ettiğini anlamak ki onun asli görevi , kendisini tüm yaratılmışlarla kıyaslama eğilimi içinde olan benliğe dair kıyasları kaynağında tespit etmektir insan hayretler içerisinde kalır . Basit bir örnekle ifade edersek kendisine acıyan duyguları bünyesinde algılayan insanın benliği , gerçekte diğer insanlara göre acınacak haldeyim demektedir ki , akıl o an bu illüzyonu derhal kavramalıdır , bu ipucu bile içinde yaşadığımız mükemmel tasarımı keşfedebilmek için yeterlidir.

    Maneviyatımızı yada gönül alemimizi anlatmaya çalışırken , bu dünyadaki etkin olan aktörler ve yapılarını çözümleme arayışlarımızda , sahneye çıkacak ilk figür tabii ki ego yada nefs olarak tanımladığımız benliğimiz olacaktır . Sahneye koyduğu rol ise çevresi ile kendisi arasında kıyas mekanizmaları aracılılığı ile ilişki kurmaktır . Elde ettiği her fırsatta etrafındakilerle kendisini maddi manevi değerler manasında karşılaştırma yoluna gitmektir . Ancak şüphesiz hiç bir zaman kazanamaz , ancak yinede bir kimliği vardır ve olaylar karşısında üstünlüğü tercih ettiği gibi yerlerde sürünmeyi de göze alabilir , bu duruma aşağılanmayı da kabul eder diyebiliriz . İçinde var olduğu bünyeyi öylesine zelil bir senaryonın içine sürüklemeyi planlayabilir ki kurguladığı role bir aktör bulabilse biz onun için , beceriksiz , tembel , gaddar , zalim gibi bir sözlüğü dolduracak aşağılanmış kimlikler üretebiliriz .

    Söz konusu benlik özellikli olumsuz karakterlerin el birliği ile sahnelediği çalıştığı roman , insanın yitiğinin , yani imanın olduğu yerde kalıp gönle ulaşmaması için yazılmıştır . İnsan neyi kaybedebilir ki benliğin olumsuzluklara açılan kapısında , aslında yaklaşan bir tehlikenin olup olmadığını gözlemlemek için var olsun . İşte iman , üstünlük ve aşağılanmışlık bölgelerine sapmayı , üstünlük taklitlerinin ve aşağılanma zilletinin , insan için takdir edilmediğini beyan eden bir yaratıcının varlığını idrak ederek düzelten yanımızdır.

    Gönül , ifade edilmesi çok zor olan manevi bir bütünlüğün adıdır , onu çok kolay kullanırız ama gerçekliğini tanımakta zorluklarımız vardır , o acıyan , merhamet eden , üzülen ve tüm mütevazi eğilimlerin kaynağı narin bir yapı olarak zihinlerimizde tanınır . Oysa gönlün gerçeğinde tüm kainatı yerinden titretecek sırlar yatmaktadır , korku bilmezlik yani cesaret , gerçeği olduğu gibi ifade edebilme gücü , kendini üstün görmemek gibi haddini bilme zerafeti , en basitinden nefsin tüm hırçınlıkları karşısında dirayet gösterme ve ona hiçliğini hatırlatma bilinci , gönlün gerçek ve yenilmez hasletleridir .

    İşte bu açıdan gönlün yitiği olan imanı arayışı , kendisine ait olmayan tüm üstünlükleri kendinden bilen ve tatminleri için her türlü aşağılanmayı kabul edebilme yelpazesinde yer tutma eğilimindeki nefse ağır gelir . Çünkü bilir ki iman gönülde istenilen anlamdaki yerini alırsa , zaten kendisi mana olarak irade kelimesi ile tanımlanması gereken gönül , kavramlar bilincini de şekillendirerek kendisi için yenilmesi mümkün olmayan bir rakip olacağı için , bu yükü şiddetle reddeder . İnsanın hayat yolculuğunda çekeceği tüm psikolojik yada duygusal sıkıntıların kaynağında bu açmaz yatar .

    Allah'u Tealanın insanlar için davranışlar konusunda kendi iradesi olarak beyan ettiği "hakk" ın bizlerdeki tezahürü , gönlün bu konuda nefse karşı gösterdiği irade veya dirayet olacaktır , işte burası ilahi iradeyi temsil edebilme lutfunun gerçekleşme yeridir . İnsan bu yüzden varlıklar için kıyaslara dayalı üstünlükler ve aşağılanmayı kabuller gibi yanılgılar alanının , sadece bir illüzyon yada benliğin karşılığı olmayan eğilimlerinin yalan salınımları olduğunu unutmamalı , imani bilincini gün be gün iyileştirmelidir .

    Gönül Allah'ın iradesini temsil etmek konusunda yalnız değildir . İlahi sırların resmedildiği gönül sahnesinde , bilgeliği ile en derin replikleri anlam aleminde müthiş bir zerafetle edep diline çevirerek , davranışlarda hakkı yansıtan üstün inceliğe olan hasretimizi , kavuşmaya dönüştüren ruhumuz , gönüle yine gönüldeki ilahi sırları tercüme etmektedir . Bizden bir şeyler çalmaya çalışan ne kadar aktör varsa , derinlikler ilminin frekanslarında resmedilip , gönülde çözümlenecek , en zor problemleri mana ilminde nasıl yorumlamamız gerektiğini bize ilham olarak aktaracaktır . Ruh mükemmeliyata hayran olan , bu sebeple tüm duygularımızı karşıtları ile birlikte asalete dönüştürerek davranış kararları almaya yönlendiren manevi içeriğimizdir . Sesine kesinlikle kulak verilmeli , öğütlerini ciddiyetle dinlemeli , kimi temsil etmekte olduğumuzu hiç bir zaman unutmamalıyız .

    Bu zemindeki yazılarıma devam etme gayreti içerisinde olacağım , ancak bu metnin nihayetinde söyleyebileceğim , insan için tasarlanmış bu harika kompozisyonun oluş nedeni hakkında olacak . Hiç kuşkusuz insanlık ve kainat sonsuz bir ilmin kuşattığı alem içerisinde hakla tanışma şerefine erişmektedir . Allah'ın varlık birliği konusundaki hükmüne ve iradesine kıyasen ki bu insanlık için sonsuz bir lutuftur , davranışlar geliştirerek yolculuğunu tamamlayacaktır . İşte bu yolculuğun amacı "insan nedir" sorusunun cevabında yatmaktadır . Üzerinde olduğumuz metinde sözü geçen manevi özelliklerin insanda toplanmış olmasının nedeni , ilim mertebesinde sınır tanımayarak varlık birliğini kendi arzuları doğrultusunda yok etmeye çalışan nefsin yarattığı illüzyonları , teklik bilinci ile benliğin hiçliği gerçeğine dönüştüme sorumluluğunu yerine getirme ve egomuzun yarattığı her tür algı senaryosunda ona ait batıl eğilimlerin yokluk mertebesinde olduğu resmetmektir . İlmin aşamalarında bu yokluğun farkına varıldıkça benliğimizin olgunlaşma konusunda gelişme göstereceği , insanında ancak bu şekilde insan olabileceği inceliğini ortaya çıkarabilmek içindir . Benlik bu prensibe bağlı olarak aşama kat ederken insan olmanın , nefsin batıl eğilimlerini , diğer bir ifade ile varlık iddiasını ancak tevhide ya da varlık birliğine olan tahammülsüzlüklerini yok ettiğinde yani yoklukta gerçekleştirebileceğini anlayacaktır . Nefsin faili olduğu bir davranışın gönül aleminde yeri yoktur ...

    Doğrusunu Allah bilir.
     
    Moderatör tarafından son düzenleme: 17 Ekim 2015



Sayfayı Paylaş