Akraba Evlilikleri

Konusu 'Sosyoloji-Psikoloji' forumundadır ve RüzGaR tarafından 15 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    Ülkemizde akraba evlilikleri yaygın bir evlenme geleneğidir. Oran oldukça yüksektir. Eskiden özellikle kırsal kesimde yaygındı. Fakat kent kesimlerinde de belli ölçüde görülmekteydi. Oysa bugün kent yörelerimizde de oldukça yaygınlaşmaktadır. Çünkü köyden kente yoğun göçler, kırsal kesim geleneklerini de taşımaktadır. Bugün çok çeşitli nedenlerle bu gelenek sürmektedir.

    Bu bölümde konunun daha çok sosyokültürel nedenleri ve işlevleri üzerinde durulacaktır.

    Geleneğin Türk kültüründeki uygulamasına baktığımız zaman, "Aşiret" biçimi bir toplumsal örgütlenme ile bağlantı kurulabilir. Özellikle aşiret ya da kabile toplumsal kimliğinin sürdürülmesi, soy içi evliliği gerekli kılmaktadır. Aile içi evlilik ya da soy içi evlilik, bu nedenle tercih edilmektedir. Kuşkusuz böyle bir evlilik, bazı işlevleri yerine getirmektedir. O da, soy birliğinin dayanışmayı ve siyasal bağı güçlendirme işlevleridir. Aşiret biçimi parçalandıktan sonra, aynı gelenek etkinliğini sürdürmüştür.

    Sadece Türk kültüründe değil, Kuzey Afrika, Yakın Doğu (bazı Asya ülkeleri) ve Ortadoğu ülkelerinde de görülen bir tercihli evliliktir. Yani daha çok Arap toplumlarında görülmektedir. Bu nedenle İslam gelenekleri arasında yer almaktadır. Çünkü İslamlıktan önce Oğuz Türklerinde dayı kızı ile çapraz kuzen evliliğinin tercih edildiği, İslamiyetle birlikte Arap evlenme geleneği olan amca kızıyla evlenmenin tercih edildiği bilinmektedir. Ülkemizde akraba evlilikleri içinde en yüksek oran (% 24) amca kızı evliliğidir. Bunu hala ve teyze oğlu ile yapılan evlilikler izlemektedir.

    1988 yılı verilerine göre Türkiye'de akraba evliliklerinin oranı % 21'dir.

    Karadeniz yöresinde % 23.3 oranındadır. Türkiye'deki akraba evliliklerinin % 83'ü 1. ve 2. derecedeki akraba evlilikleridir.

    Gelişmiş ülkelerde görülmemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bir sağlık sorunu olarak sürmektedir. Ülkemizin durumu da böyledir. Kuveyt'te yapılan bir çalışmada akraba evliliklerinin oranı % 54.3'tür. Beyrut'ta % 25, oysa Japonya'da % 3.88'dir.

    İstanbul gecekondularında yapılan bir çalışmada oran % 15.5 olarak belirlenmiştir. Antalya'da % 35.2, Ankara Çubuk'ta % 30.
    Günümüz toplumlarında akrabalığın önemi nedir? Bu sorunun yanıtı, toplumlar sanayileştikçe akrabalığın da öneminin giderek azaldığı biçimindedir. Ülkemiz kırsal topluluklarında akrabalık iişkileri çok yoğun bir biçimde süregelmektedir. Bu ilişkiler olumlu ya da olumsuz olabilmektedir.

    Yakın akrabalarla evlilik, akrabalık ilişkileri içerisinde en çok görülenler arasındadır. Esasen birçok köylerde köy halkı çoğunlukla birbirleriyle akraba olduğu için evlenmeler de zorunlu olarak kendi aralarında olmaktadır. Ülkemiz kırsal topluluklarında oldukça yaygın olan bu ilişki biçimi, köy sosyolojisi ve kültürel antropoloji literatüründe işlevsel açıdan yeterli araştırmalara konu olmamıştır. Biz burada Elazığ'ın Maden kazası civarındaki Bermaz köylerinden birkaçında yaptığımız gözlemleri ve kısmen de literatürden yararlandığımız bulguları belirtmeye çalışacağız.

    Gözlemde bulunduğumuz köy, Elazığ'ın Maden ilçesinin Hazar bucağına bağlı Işıktepe (eski adı Kıçan) köyüdür. Araştırma, 1978 yılının Temmuz ayında yapılmıştır.

    1. Kimler Yakın Akraba Sayılıyor?


    Köylüler yakın akraba olarak amca, dayı, hala ve teyze çocuklarının yakın akraba sayıldıklarını ve bunların birbirleriyle evlendirildiklerini belirttiler. Ayrıca bunların dışında daha uzak akrabalarla da evlilikler olmuştur. Literatürde de akraba evlilikleri, "çeşitli evlilik bağlarıyla akraba olan kimselerin, özellikle yeğenlerin birbirleri arasındaki evlilik" olarak tanımlanmaktadır. Bu tür evlilikler fücur yasağına girmemektedir, işte bazı akrabaların eş olarak tercih edilme kuralına antropolojide "Tercihli Evlilik Geleneği" diyoruz.

    Akraba evlilikleri Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu yörelerinde diğer yörelerimizden daha yaygındır. Maraş, Urfa, Sivas gibi illerimizde eğer birisi bir kızı istemeye giderse, önceden o kızın yakın akrabaları varsa onlardan müsaade istemesi gerekir. Çünkü bu yörelerde yakın arabalara evlenme açısından öncelik verilir. Bu yörelerde "Amca Oğlu Hakkı" vardır. Kabilevi sistem gereği, bir kız evlenememiş olsa, evde kalan kızın günahı amcasının oğlunun boynunadır" denir. Amca çocuğu yeğenini almıyorsa, kızın bir eksikliği söz konusudur. Kızın başka bir şansı yoktur. Evlenecek olan kişiye "elden aramaması" söylenerek yakın akraba kızları, özellikle yeğenler anımsatılır. "Kendi kötün elin iyisinden yeğdir" deyimi birçok yörelerde çok yaygındır. Aşağıda belirttiğimiz bir Doğu Anadolu türküsü, amca kızını övüyor:


    Aşşahtan gelirem yüküm eriktir
    Eriğin dalları delik deliktir.
    Bir emmim kızı var
    Taze feriktir.

    Aşşahtan gelirem yüküm üzümdür
    Üzümün dalları büküm bükümdür.
    Bir emmim kızı var
    İki gözümdür.


    İki tür akraba evliliğinden söz edilebilir:

    a) Paralel Kuzen Evliliği: Aynı cinsten kardeşlerin çocuklarının evliliğidir. Yani amca oğlu ile amca kızı ya da teyze oğlu ile teyze kızı arasındaki evlilik.

    b) Çapraz Kuzen Evliliği: Ayrı cinsten kardeşlerin çocuklarının evliliğidir. Yani dayı oğlu ile hala kızı ya da hala oğlu ile dayı kızı arasındaki evliliktir.

    Bu tür evlilikler Afrika, Avustralya ve Melanezya'da da görülebilir.

    Ülkemizde akraba evliliklerinin çok yaygın olduğu, bir araştırmada da saptanmıştır. Bu araştırmaya göre Türkiye'de evli çiftlerin üçte birinin birbirleriyle akraba oldukları görülmüştür. Akraba olan eşlerin % 80'inin kardeş çocukları oldukları belirtilmektedir. Bu duruma göre özellikle erkek kardeşlerin çocuklarının birbirleriyle evlendikleri adı geçen araştırmada belirtilmektedir.

    Esasen kırsal topluluklarımızda gelin seçerken sırasıyla, önce akrabalar arasından, sonra komşulardan, köyden ve komşu köylerden evlenecek çağdaki kızlar gözden geçirilir. Nitekim tüm ülkede evliliklerin üçte birinin akraba oldukları konusundaki araştırma bulgusu bu hususu doğrulamaktadır.

    Akrabalar arası evlilik, bölgeler bakımından da farklılık göstermektedir. En düşük oran (% 20) Batı Anadolu'da, en yüksek oran (% 37) ise Doğu Anadolu'dadır.

    2. Diğer Akraba Evlilikleri


    Bunlar da çeşitli türlerde görülmektedir. Örneğin Baldız alma (Sororat) ve Kayın alma (Levirat) gibi biçimlerde görülmektedir.

    a) Baldızla Evlenme: (Sororat) Erkeğin karısı öldüğü zaman, karısının bekâr olan kız kardeşi ile evlenebilmesidir.

    Işıktepe köyünde bu konuda iki örnek saptadık.

    Vasfi'nin karısı ölünce, onun bekâr kız kardeşini almıştı. Ölen karısından çocukları vardı. Kızın ailesi Işıktepe köyünde değildir. Vasfi ikinci evliliğinde yine bir miktar başlık vermiştir.

    İkinci örneğimiz ise şudur: Işıktepe köyünde Ali'nin ilk karısı ölmüş. Ondan bir kız çocuğu olmuştu, ikinci evliliğinde baldızını almıştır. Bundan da bir kız ve üç oğlan çocuğu olmuştur. Fakat bu karısı da yıldırım çarpmasından ölüyor. Bu sırada Ali, bekâr biraderini evlendiriyor. Bu kez de biraderinin karısının kız kardeşini alarak üçüncü evliliğini yapıyor. Bundan da bir kızı var. Böylece aynı evde iki kızkardeş gelin oluyor. Kardeşler birlikte oturuyorlar.

    Bermaz köylerinde baldızla evlenirken de başlık parası veriliyor. Fakat miktarı birinci evliliğe oranla çok azalıyor. Bununla birlikte, Bermaz köylerinde başlık parası bir sorun değildir. Esasen miktar çok değildir. Ayrıca verilenden daha fazlası çeyiz olarak yine oğlan evine gelmektedir.

    b) Kayınbiraderle Evlenme: (Levirat) Dul kadının, ölen kocasının kardeşiyle evlenmesi geleneğidir. Bu da iki durumda görülmektedir. Birincisi, kayın biraderin bekâr oluşu (Junior levirate), diğeri ise kayınbiraderin evli oluşudur. Çocuklar açısından en iyi biçimde meşru babalık amca tarafından yapılabilir ve çocuğun ortak mal üzerindeki haklarının bir yabancıya geçmeyip aile içinde korunabileceği ile ilgili inanç ve tutumlar bu geleneğin uygulandığı yörelerde yaygındır.

    Işıktepe köyünde birinci durumla ilgili olarak iki örneğe rastladık.

    Kadri, alkolik bir kişidir ve bu yüzden ölür. Kadının bekâr kayınbiraderi İlhami'yi, babası, yengesi ile evlendirir. Kadının ilk kocasından bir oğlu var. Şimdikinden de bir çocuğu olmuştur, llhami, önceleri yengesiyle evlenmemek için direndi, fakat babasının direnmesi ile evlenmek zorunda kaldı. Karısı llhami ile aynı yaştadır. Resmi nikâhla evlenmişlerdir. Bunun üzerine llhami İstanbul'a kaçmış, iki yıl orada kaldıktan sonra askere gitmiş. Kadın şimdi köyde kayınbabasının yanındadır. Köylüler bu evliliğin uzun sürmeyeceğini söylüyorlar.

    İkinci örnek, düşmanları tarafından öldürülen Abdullah Burhan'ın karısını bekâr kardeşi Mustafa Burhan almıştır. Burada gelinlerinden çok memnun olan büyükler, onun artık yabancıya gitmesini istemedikleri için diğer oğullarıyla evlendirmektedirler. Gelin çok becerikli, sevilen, itaatli bir kimse ise onun yabancıya gitmesi istenmez. Aynca ev sırlarının dışarıya çıkmaması amacı da güdülmektedir. Nasılsa içimize girmiş artık, dışarıya gitmesin denir.

    İkinci duruma, yani kayınbiraderin evli olduğunu Işıktepe'de bir örneğe rastlayamadık. Fakat köylüler Bermaz ve Diyarbakır köylerinde kardeşi ölen evli kayınbiraderin yengesini almasıyla ilgili pek çok olay olduğunu söylediler. Kayınbirader kendisi evli ve çoluk çocuk sahibi olduğu halde ölen kardeşinin de birçok çocuğu varken bile yine de yengesiyle evlenebiliyor. Bu durumda yenge eve kuma olarak geliyor. Böylece kayınbirader, ölen kardeş adına çocuk sahibi olmakta ve yengenin bakımı güven altına alınmaktadır. Bu gelenek Yahudilerde de vardır.

    Kayınbirader eğer küçük yaşta ise yine yengesi ile zorla evlendiriliyorlar. Kuşkusuz bu durumda çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin 8-9 yaşlarındaki erkek çocuğu dul gelin beklemez çok kez. Bekleyenler için de çeşitli dedikodular çıkarılır: "Ad çocuğun, tat başkasının" derler... O sıra gelini kovarlar.

    Ayrıca çocuk büyüyünceye dek yenge çok yaşlanır. O zaman çocuk büyüyünce yaşlı kadını almak istemez ve direnir. Yeniden evlenmek ister. Aile ve etraftan engellenince evden kaçıp gider, bir daha da dönmez.

    Aynı gelenek, Erzurum köylerinde de vardır. Özellikle savaş yıllarında büyük erkek kardeşleri savaşta ölen gençler, ağabeylerinin karısı kendilerinden yaşlı bile olsa onlarla evlenmişler ve onların küçük yaştaki çocuklarına babalık etmişlerdir.

    Kayın alma, edebiyatımıza da konu olmuştur. Örnek olarak Cahit Atay'ın "Sultan Gelin" oyunu verilebilir. Hayal ve umutlarla dolu canlı, güçlü bir köy kızı, hastalıklı, cılız bir erkekle evlendiriliyor. Önemli olan kızın mutluluğu değil, başlık parasıdır. Delikanlı, gerdeğe girmeden önce heyecanından ölüverir. Kocanın ailesi, tarlada işe koşulacak, ekinleri kaldıracak bir işgücü olarak kabul ettiği ve yüklüce bir başlık parası karşılığı satın aldığı genç kızı elden kaçırmak istemez. Sultan, ölen adamın çocuk yaştaki kardeşine nikâh edilir. Bundan böyle Sultan Gelin'in ömrü çocuk kocasına bakmak ve onun büyümesini beklemekle geçecektir. Çocuk büyüdüğü zaman, Sultan yaşlanmıştır.

    Delikanlı, kendi dengi olan bir genç kızla kaçar, Sultan'a da boşa geçen yılları için yas tutmak düşer.

    3. Dinsel Yön


    Konu Kuran'da da yer aldığı için dinsel yönü vardır. Kuranıkerim'de şöyle deniyor.

    "Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarızın yanınızda kalan üvey kızlarınız -ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur-, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek size haram kılındı." (Nisa Suresi, 23)

    Görüldüğü gibi Kuran'ın hükmü açıktır. Usul ve füru arasında derecesi ne olursa olsun, evlenme engeli vardır. Ayrıca süt emmeden meydana gelen akrabalık da evlenme engeli oluşturur. Yine, iki kız kardeş aynı erkeğin nikâhı altında bulunamaz.

    İşte Kuran'ın bu yasaklamaları dışındaki yakın akraba evliliklerine müsaade edilmiş olduğu inancı ile yukarıda belirttiğimiz yakın akrabalarla evlilik biçimleri doğmuştur.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    4. Yakın Akrabalarla Evliliğin Toplumsal işlevleri


    Bu tür evliliklerin araştırma bölgemizde genellikle olumlu karşılandığı saptanmıştır. Böylece bu gelenek, ekonomik, toplumsal ve ruhsal açılardan birçok olumlu işlevlere sahiptir. Bu işlevleri aşağıdaki biçimlerde sıralayabiliriz.

    a. Malın bölünmemesi: Bu tür evliliklerde mevcut mal ve paranın akraba çevrelerinin dışına çıkmaması, yabancılara geçmemesi gibi ekonomik bir amaç güdülmektedir. Böylece arazi aynı soyun elinde kalmakta, ölenlerin varlıkları yine akrabaya düşmektedir. Bu yoldan özellikle varlıklı ailelerde aile mirası korunmuş olur. Toprağın parçalanmaması ve küçülmemesi düşüncesi egemendir. Örneğin Malatya köylerinde akraba evliliği, 171 dönümden fazla ve parça sayısı az olan hanelerde daha büyük bir oranda yapılmaktadır.

    b. Soyun devam ettirilmesi gibi toplumsal bir amaç göz önünde bulundurulur. Özellikle oğlan çocuklarının fazla istenmesinin bir nedeni de, köylerimizde geleneksel olarak çok önem verilen bu amacın gerçekleştirilmesidir.

    c. Gelinin saygılı olduğu amacı: Işıktepe'de görüştüğümüz yaşlılar ve gençler bu amaç üzerinde ısrarla durmuşlardır. Özellikle yaşlılar yabancı gelinlerin kendilerine karşı pek itaatli, saygılı davranmadıklarını fakat akraba kızlarının daha itaatli, saygılı olduğunu belirttiler. Görüştüğümüz bir genç, şöyle dedi: "Kız, akraba olduğu için anama acır, babama acır, onlara iyi bakar."

    ç. Başlık parası azalmaktadır: Akraba kızı alınırken çevredeki başlık miktarından daha az başlık istenmektedir. Bu durum Işıktepe'de böyle olduğu gibi, yine, Diyarbakır taraflarındaki Gözpınar'da da böyledir. Hatta bu köyde eskiden onaylanmamasına rağmen amca çocukları ile evlenme, sırf başlık parası sağlamak güçlüğü nedeniyle başlamıştır.

    d. Evlilikte istikrar: Bu husus da kızın huyunun suyunun iyi bilinmesinden doğmaktadır. Köylüler buna, geçim iyi olur diyorlar. Kız ve erkeğin birbirleriyle iyi anlaşmaları nedeniyle uzun ömürlü bir evlilik gerçekleşmektedir. Böylece bu evliliklerin çiftlere güvenlik sağlayıcı işlevi söz konusu olmaktadır.

    e. Üvey çocukların bakımı: Akraba kızı üvey çocuklara yabancıdan daha iyi bakar. Çocuklara daha fazla şefkat gösterir, onlara kendi çocuğu gibi bakar. Burada ruhsal bir amaç güdülmektedir. Örneğin sororat durumunda baldız, ölen kız kardeşinden olan çocuklara üvey analık yapmaz. Tersine, onları daha fazla bağrına basar. Aynı biçimde kayınbiraderle evlilikte de kayınbirader kardeşinden kalan öksüz çocuklara bir yabancı erkekten daha iyi bakar. Aynı kanı taşıyan amcanın babalık yapması daha fazla tercih edilir.

    f. Ekonomik yardımlaşma: Işıktepe Köyü'nün eski muhtarı da gelininin tarafının sayıca çok olduğunu ve kendisine tarlada yardımcı olduklarını, onlar sayesinde çok ektiğini belirtti.

    Bununla ilgili olarak Ankara'nın Hasanoğlan Köyü'nde yapılan bir araştırmada da akrabalar arasında mevcut olan işbirliği ve yardımlaşma geleneğinin mümkün olduğu kadar daha fazla sürdürülmesi isteğinin rol oynadığı belirtiliyor.
    g. Gelinin namuslu, dürüst oluşu: Kız, akraba olduğu için onun soy sopu bellidir. Namuslu ve dürüst olduğu inancına varılır. Oysaki yabancı ile evlenirken kızın bu durumu ayrıca incelenir, uzun uzun araştırılır.

    h. Bir arada aynı yerde büyüme: Evlenenlerin küçük yaşlardan beri uzun yıllar birlikte büyümeleri, birbirlerini yakından iyice tanımaları ve böylece duygusal bağlarla bağlanmaları ve aynı yere bağlılığın (sıla özlemi) yarattığı psikolojik etki de akraba evliliklerinin bir başka nedenidir.

    Bütün bu olumlu işlevleri nedeniyle ülkemiz kırsal topluluklarında akraba evlilikleri oldukça yaygınlaşmıştır.

    5. Akraba Evliliğinin Sakıncaları


    Akraba evliliklerinin kuşkusuz sakıncaları da var. Bununla birlikte araştırma bölgemizde sakıncaların öneminin azlığı dikkatimizi çekmiştir. Bu nedenle de akraba evlilikleri yaygındır. Sakıncalı yönleri de aşağıdaki noktalar etrafında toplayabiliriz.

    a. Akrabalar arası kırgınlığa yol açma: Işıktepe köyü muhtarının belirttiği sakıncalardan birisi şu: Evde bir anlaşmazlık olduğunda (dövülme, kötü söz) kız hemen annesine uğrayıp durumu bildirmekte, o zaman da onlarla kırgınlık doğmaktadır. Işıktepe köyünde gençler artık akrabalarla evlenmek istemiyor. Çünkü ayrılmak söz konusu olunca akrabalarla da kırılma, küsme oluyor diyorlar. Bu nedenle kızdan memnun olmadığı halde sırf akraba olduğu için evliliği sürdüren, boşayamayan aileler vardır. Işıktepe'den bir genç; "Akraba kızı nazlı olur. Bir iki tokat atınca hemen babası evine kaçar" diyordu.

    b. Çocukların sakat doğuşu: Yakın akraba evliliklerinden doğan çocuklar genellikle biyolojik olarak sakat doğmaktadır. Hatta Antalya ve Konya'da yapılan çalışmalarda akraba evlilikleri ile bebek ölümleri arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu saptanmıştır. Fakat Işıktepe'de köylüler sakatlık sakıncasını herhalde bilmediklerinden pek belirtmediler. Fakat eğitim görmüş gençler bu durumun farkındalar, bu sakıncayı daha çok gençler belirttiler.

    Lise mezunu bir genç (Suphi) diyor ki, "Çocuklar anormal doğuyor. Ama o cahillere anlatamıyoruz ki." Işıktepe'de yakın akraba evliliklerinden sakat doğmuş çocuklar var, fakat halk bunun farkında değil. Sadece Allah vergisi deyip geçiyorlar. Hatta lise mezunu bir genç, çok uzak bir akrabası ile evlenmek üzere idi. Bana çocuklar yönünden bir sakıncası olup olmadığını sordu. Ben de kızın çok uzak akraba olması nedeniyle bir sakıncası olmayabileceğini belirterek moral verdim. Bu olayda olduğu gibi köylüler, süt emmenin çocuklarda sakatlığa yol açtığı inancındalar. Bir köylüyle çocuklarını yakın akrabalarıyla evlendirmek isteyip istemediğini sorduğumuzda. "Hayır, çocuklar süt emmiş olabilir, günahtır. Hem de çocuklara karşı sevgi olmaz. Çocuklar zekâsız doğar" yanıtını verdi.

    Köylüler, köylerindeki bir olayı anlattılar. Bir aile, aynı memeden süt emmiş çocukları zorla evlendirmiş. Bir çocukları olmuş ve çift cinsiyetli olarak doğmuş ve ölmüş.

    Kalıtsal hastalıklar genellikle çocukta sakatlıklara neden olur. Bu kalıtsal hastalıklar üç grupta toplanır.

    1. Dışarıdan görülen, çocuğun sağlığını etkileyen iç organlardaki anormallikler (kalbin delik olması, böbreklerin bozuk olması).

    2. Çocuk kabaca normal göründüğü halde, organlarının çalışmasında bozukluklar olur.

    3. Zekânın doğuştan geri olması.

    Bir hekimin bu konudaki açıklamaları şöyledir:

    "Kalıtsal hastalıklar, anne, baba sağlıklı görünmesine rağmen, beraberliklerinden doğan çocuklarda aynı hastalığın taşınmasıdır. Bu durumda anne ve babada, her ikisinde hastalığı meydana getiren genler dediğimiz kalıtım maddesiyle (babanın sperminden annenin yumurtasından) kromozomlarda taşınmasıyla çocukta sakatlık oluşur ki, ancak bunlar karşılaştıkları zaman hastalık ortaya çıkar. Hem anne hem baba sağlıklı oldukları halde, soyda böyle bir hastalık var ise, karşılaşma olasılığı fazladır."

    Yapılacak iş, evlenirken genetik olarak soyun çok iyi incelenmesidir.

    c. Kentte göçü engelleme: Köyden bir genç, "Köydeki akrabamla evlenirsem köyde kalırım, bir yere gidemem. Oysaki ben kentten yabancı bir kız alıp kente yerleşmek istiyorum" demişti. Bu gencin akrabalarıyla arası açıktı. "Burada onlardan kız alırsam benim kalkınmamı istemezler, kendi egemenlikleri altına alırlar. Bizim köyde akrabalar birbirinin düşmanıdır" diyordu.

    ç. Düşman tarafa kız vermemek için akrabaya kız verme: Işıktepeli lise mezunu bir genç (Suphi), köylerinde kan davası nedeniyle düşman olan tarafa kız vermemek için, aileler zorunlu olarak akrabalarına kız verdiklerini belirtti. Bu da doğru bir gözlemdi. Çünkü esasen köy çok ufaktı (54 hane). Kızı alacak kimse kalmayınca akrabaya gidiyordu. Yani köylüler istemeseler bile, bir yerde akraba evliliğine zorunlu olarak baş vuruyorlardı. Bu hususla ilgili başka bir örneği köy gençlerinden Mehmet Ali verdi. Onun Elazığ'da evlenmeyi düşündüğü bir kızı Maden belediye reisinin yeğenine istemişler, kızı vermemişler. Fakat kız tarafı, onlar güçlüdürler, kızı kaçırırlar diye alelacele amca oğullarına vermişler. Yani son çare akraba oluyor.

    d. Geçim olamayacağı: Elazığ'daki bir Alevi köyündeki araştırmada, akraba çocuklarının kaç göç olmadan birbirlerine alışık olarak büyüdükleri için birbirlerine pek tutkun olamayacakları ve geçim olamayacağı inancı belirtiliyor.

    Evvelden çok rastlanan beşik kertmesi de akraba evliliklerinin bir kökeni olmaktaydı. Çünkü beşik kertmesi, komşularla olabildiği gibi, daha çok, akrabalarca uygulanıyordu.

    Bir başka uygulama da Diyarbakır ve Urfa taraflarında görülmektedir. Bu yörelerde bir kızın yakın akrabaları ve onların oğulları varsa o kızı dışardan kimse isteyemez, istendiğinde kavga olur.

    6. Etnik Gruplara Göre Farklılaşma


    Yakın akrabalarla evlilik geleneği, bazı etnik gruplara göre farklılaşmaktadır. Örneğin Çerkezler, Boşnaklar ve Gürcüler yakın akrabalarla evlenmezler. Çerkezler yakın akrabalarını bir kardeş gibi gördükleri için birbirleriyle evlenmeyi akıllarına bile getirmezler.

    Batı Anadolu'da bulunan "Manav" denilen gruplarda ise amca kızı ile evlenilmez. Çünkü amca kızı aynı tohumdandır, aynı kandandır. Manavlar, amca kızı ile evlenmenin dinsel bakımdan yasak olduğunu söylüyorlar. Oysaki İslam dinine göre böyle bir yasak söz konusu değildir. Aynı yöredeki Laz, Yörük, Türkmenlerde böyle bir yasak olduğu inancı yoktur. Bununla birlikte yukarıda belirttiğimiz etnik gruplarda amca kızı ile evlilik tam bir incest (fücur) olmasa bile, aile içi evlilik sayılmaktadır.



    Ortadoğu ülkelerinde yapılan araştırmalarda da amca kızı ile evliliklerin yaygın olduğu saptanmıştır. Prof. Yasa, göçmen köylerinin (örneğin Ankara'da Taşpınar Köyü) bazılarında ise akrabalarla evlenebilmek için yedi göbek ötesini aramak gerektiğini belirtiyor.

    Bir tarihçimiz de Oğuzlarda Cahiliye devri Araplarında olduğu gibi bir baba ölünce, oğlunun, üvey annesi ile evlenebildiğini söylüyor.

    Son yıllarda yapılan sosyolojik-antropolojik araştırmalarda da geleneğin yaygınlığına tanık olmaktayız.

    Örneğin Malatya köy ailelerinde % 40.2 oranında akraba evliliğinin varlığı saptanmıştır. Genellikle kardeş çocukları arasında yapılmaktadır. En çok amca çocukları arasında görülmektedir. Yine, aynı yörede, ataerkil geniş ailelerde ve geçici geniş ailelerde çekirdek ailelere göre daha fazla yapılmaktadır.

    Bir diğer çalışma, Gemlik Yukarı Hamidiye Mahallesi'nde yapılan araştırmadır. Buraya gelenler kuzeydoğu Anadolu'dan (Trabzon, Giresun, Artvin) göç eden ailelerdir. Burada akraba evliliklerinin oranı % 33 olarak belirlenmiştir. % 93'ünün tıbbi açıdan daha riskli olduğu 1. ve 2. kuzen evlilikleri arasında gerçekleştiği de bulgular arasındadır.Kadınların okur yazar olmadıkları ve ailesinde akraba evliliği yapmışlar dikkati çekmiştir. Töreler ve yakın çevrenin zorlaması bu evliliklerde rol oynamıştır. Kadının öğrenim durumu yükseldikçe, akraba evlilikleri azalmıştır. Tarafların eğitim durumu, meslekleri, din gibi etmenler, akraba evliliğinde rol oynayan değişkenler arasındadır.

    7. Akraba Evliliklerinde Değişme Eğilimleri


    Bu konudaki değişme eğilimlerini köy araştırmamız çerçevesinde birkaç noktada toplayabiliriz.

    a. Kırsal kesimde genç kuşağın yakın akraba ile evlenmek istememe eğilimleri görülmektedir. Bu tür evliliğin sakıncaları esasen gençler tarafından belirtilmiştir.

    b. Baldız ve kayınbiraderle evlenme biçimlerinde de evlenecek gençler eskiden anababalarının isteği ile evleniyorlardı. Fakat şimdi gençler bu konuda direnmeye başlamıştır. Onlar istemezse ya evlilik gerçekleşmiyor ya da evlenmişlerse evlilik yürümüyor.

    c. Büyükler de artık yakın akraba ile evlenmeleri gençlerin isteğine bırakmaya başlamışlardır. Oğlumun ya da kızımın gönlü varsa evlendiririm diyorlar.

    ç. Artık, tercih nedenleri olarak, karşı tarafın durumunun iyi olması ve gençlerin birbirlerini sevmesi gibi hususlara önem verilmektedir.

    SONUÇ


    Akraba evliliklerinin ülkemiz kırsal kesiminde süreklilik kazanmasında dinsel yönün de önemini gözden uzak tutmamak gerekir. Çünkü bu gibi evlilikler şer'an caizdir, haram değildir, günah değildir gibi dinsel bakımdan ele alınmaktadır. Bu bakımdan bu gelenek, kırsal kesimde ilerde de kalıcı bir özelliğe sahip olacağa benzemektedir. Bu konudaki bazı değişme eğilimlerini belirtmiştik. Fakat bu dinsel yönü nedeniyle tamamen ortadan kalkacağı söylenemez.

    Genç kuşaklarda direnme başlamıştır. Bunun belirgin nedeni de, onların örgün eğitimden yararlanmış olmalarıdır. Çünkü eğitim değişkeni, bu geleneğin olumsuz yönlerini, sakıncalarını daha iyi görmeye yardım etmektedir. Buna rağmen bu tür evliliğin gençler arasında bile hâlâ sürdürülmesinde sevgi ve ekonomik etmenler rol oynamaktadır. Yani gençler birbirlerini severse ya da taraflardan birisi varlıklı ise, onlar da bu tür evliliklere razı olmaktadır.

    Gelecekte kentleşme süreci içerisinde akrabalık sisteminin etkisinin azalması ile gençlerin eş seçiminin kendi isteklerine bırakılacağı kuşkusuzdur. Böylece, özgür eş seçimi biçimindeki kent alışkanlığı egemen olabilir.
     

Sayfayı Paylaş