Abdurrahim Karakoç Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 9 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Abdurrahim Karakoç Tüm Şiirleri

    Bayramlar seçilmiş rahmet günleri
    Bayramlar İslami vahdet günleri
    Bizleri uykudan uyandır Ya Rab
    Bitsin, uzamasın gaflet günleri.


    Bayramlar Bayram Ola - I

    Güneş yükselmeden kuşluk yerine
    Bir adam camiden döndü evine
    Oturdu sessizce yer minderine

    Kızı " bayram" dedi, yalınayaklı
    Adam " Bayram" dedi tam ağlamaklı

    Eli öpüldükçe içi burkuldu
    Konuşmak istedi dili tutuldu
    Güç bela ağzından bir " of" kurtuldu

    Oğlu " Bayram dedi sırtı yamalı
    Adam " he ya" dedi gözü kapalı

    Düşündü kış yakın, evde odun Yok
    Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
    Yok yoka karışmış: tuz yok, sabun yok

    Avrat " Bayram" dedi eğdi başını
    Adam " evet" dedi, sıktı dişini

    Çalışsa ne iş var, ne cepte para
    Dağ oldu içinde büyüyen yara
    Dikti gözlerini karşı duvara

    Takvim " Bayram" dedi, silindi yazı
    Adam " öyle" dedi, bağrında sızı

    Döndürse yönünü herhangi dosta
    Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
    Aylar, yıllar, günler erirken yasta;

    Yer - gök " Bayram" dedi ağzını açtı;
    Adam " Bayram" dedi evinden kaçtı.


    Bayramlar Bayram Ola - II

    Ana bu bayram mı? Aman çok ayıp
    Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
    Mübarek elleri öpüp koklayıp
    Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani

    Hani ya o özlem, hani ya o tad?
    Ne dişim kaygusuz, ne içim rahat
    Haftalar öncesi hergün, her saat
    Babamdan sorduğum bayramlar hani?

    Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
    Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
    Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
    Huzura erdiğim bayramlar hani?

    Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
    Can verir ırmağım dar yatağında
    Arif'e gecesi yer yatağında
    Üstüne serdiğim bayramlar hani?

    Bayram demek takvimdeki yazı mı?
    Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
    Açıp yüreğimi, yumup gözümü
    Özüne girdiğim bayramlar hani?

    Bayram af günüdür, barış günüdür
    Bayramlar rahmete giriş günüdür
    Bayram hak menzile varış günüdür
    Gönlümü verdiğim bayramlar hani?


    Bayramlar Bayram Ola - III


    Kalkarım her sabah kötü bir günde
    Yüreğim zindanda sevgim sürgünde
    Engeller yol vermez gelemem oğul

    Taşırım başımda başı boşları
    Konuşur karşımda mezar taşları
    Diriler dil vermez bilemem oğul

    Tecellim çiledir, çeker giderim
    Gözyaşı selinde akar giderim
    Dostlarım el ermez, kalamam oğul

    Hasretim göl göldür, hicranım nehir
    Toprağım kor ateş, havam som zehir
    Arılar bal vermez, alamam oğul

    Ben aşka koşarım, aşk beni vurur
    Yaklaştığım deniz içimde kurur
    Bahçeler gül vermez, gülemem oğul

    Bayramlar kurşundur, canımda kalır
    Yazdığım tebrikler yanımda kalır
    Postacı pul vermez salamam oğul


    Bayramlar Bayram Ola - V

    Giden bayramlardan almadık bir tat
    Gardaş bu senenin bayramı nasıl?
    Şenay'larda bayram hergün, her saat
    Elif'in Döne'nin bayramı nasıl?

    İçinde boğulduk derdin acının
    Uykusu bitmedi şeyhin, hacının
    Üç gardaşı şehit vereh bacımın
    Oğulsuz ananın bayramı nasıl?

    Neşe topuğumda, elem boynumda
    Sen çoğunu anla, ben az deyim de
    Kim öldü, kim kaldı garip köyümde
    Ya bizim hanenin bayramı nasıl?

    Dert deşmek değildir gayem niyetim
    Düşündükçe sızlar kemiğim etim
    Gelini dul kalmış, torunu yetim
    Ak saçlı ninenin bayramı nasıl?

    Hangi eller sürer suçluyu suça
    Güdümlü başların destesi kaça
    Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe
    Boş kalan binanın bayramı nasıl?

    İşkence altında ezilen canlar
    Masum yiğitlerle dolu zindanlar
    Ses verin mezardan ulu sultanlar
    Yusuf’un Kenan’ın bayramı nasıl?

    Bizden sandığımız bize yabancı
    Görünen simalar göze yabancı
    Kabukta bayram var, öze yabancı
    Söyleyin mananın bayramı nasıl?

    Sabahtan haber yok, ufuklar kara
    Semerkant kan ağlar, yanar Buhara
    Keşmir, Kabil, Kerkük hasret bahara
    Kudüs'ün, Sina'nın bayramı nasıl?

    Ayşe'nin bayramı gözyaşı, firak
    Sultan'ı derdiyle baş başa bırak
    Sormadan geçemem etmişim merak
    Nükhet'in, Nana'nın bayramı nasıl?

    Mücahid maddeye yapar akını
    Devrimci soygundan tutar yükünü
    Biz toprağa verdik Hikmet Tekin'i
    Katil'in, Zana'nın bayramı nasıl?

    Doğduğundan beri çamlar deviren
    Ekranda iftira, yalan savuran
    Salyası, ülkeyi göle çeviren
    Boynuzlu dananın bayramı nasıl?


    Aynaların Ötesi


    Her ne kusur varsa geçen zamanda;
    Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar
    Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda,
    El olur Leylalar ela gözlü yar

    Güzel açar güzelliğin sergisin
    Gün ağartır kara saçın örgüsün...
    Muhabbet faslında ölüm türküsün
    Kim söyler, kim çalar ela gözlü yar

    Estikçe iş çıkar işin içinde;
    Gençliğin hasret yer sevda göçünde
    Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
    Kar olur yaylalar, ela gözlü yar

    Alı al, yeşili yeşilde ara;
    Ahirete gider kalpteki yara...
    Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
    Dökülen ayvalar ela gözlü yar

    Vakit dolar, nakit biter kasanda...
    Sevda bir kitaptır gönül masanda;
    Okusan da olur, okumasan da...
    Kapanır sayfalar ela gözlü yar


    Ayrılık Havası


    Ben nefret eyledim sizin gerçekten
    Yalanı severim, yalanı gayri
    Tiksindim bülbülden, gülden çiçekten
    Yılanı severim, yılanı gayri

    Yıllarca boş yere canımı sıktım
    Nihayet yol buldum çığırdan çıktım
    Beyden efendiden sayından bıktım
    Ulanı severim ulanı gayri

    Sapıtmış bu diye beni yeriniz
    Hakkımda bin türlü hüküm veriniz
    Omuzumda yüktür dirileriniz
    Öleni severim öleni gayrı


    Beşinci Mevsim

    Düştü can evime dördüncü cemre
    Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
    Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene
    Onaltıncı aya takvimsiz girdim.

    Aynalara baktım korku gösterdi
    Saatler her sabah kırkı gösterdi
    Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
    Hayatım boyunca hedefte durdum.

    Gül sundum yediler, koklamadılar
    Armağan can verdim saklamadılar
    Gittim... gelir diye beklemediler
    Kaybolan gölgemi yollara sordum.

    Getirdim yanıma ay'ı bir karış
    Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
    Şehiri bir adım, köyü bir karış
    Damlada denizdir en küçük derdim.

    Savurdum, eledim, seçtim zamanı
    Yaprak yaprak tel tel açtım zamanı
    Haftada üç asır geçtim zamanı
    Nereye gittimse zamansız vardım.

    Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
    Yazık, kulaklara sığmadı sesim
    Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
    Çağın çilesini sırtıma sardım.


    Bir Güzel Ülkü


    Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
    Ezelden ebede müjde taşıyan
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Yesi'deki kutsal aşkın mayası
    Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası
    Söğütteki has kilimin boyası
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Yunuslayın "Et-kemiğe bürünen"
    Selim ruhta Yavuz serdar görünen
    Şems misali cümle kirden arınan
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Bedenlerde Koç Köroğlu yüreği
    Debreştikçe yakın eyler ırağı
    İman kalesinin bayrak direği
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Riya duygusuyla dolup taşmamış
    İlimden, irfandan uzaklaşmamış
    Benlik çamuruna ayak basmamış
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Dedem Korkut töresiyle töreli
    Edep, ahlâk, sevgi, saygı sıralı
    Kırk yıl önce... aklım erdi ereli
    Bir güzel ülküdür günül verdiğim.

    Her kapıda bir hesaba girmeyen
    İnancından zerre taviz vermeyen
    Dost alnına kara leke sürmeyen
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Mazlumun yoldaşı, zalimin hasmı
    Kendine put yapmaz heykeli, resmi
    Hak'tır, adalettir, rahmettir ismi
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz
    Güneştir... bir doğdu, bir daha batmaz
    Menfaat uğruna kimseyi satmaz
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Şiddeti, kavgası, kanı olmayan
    İçinde öfkesi, kini olmayan
    Sonsuza uzanan, sonu olmayan
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Bedir’den Bizans’a akıp gelen o
    Küfür setlerini yıkıp gelen o
    İlâhî kaynaktan çıkıp gelen o
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Sinan'da estetik, Itrî'de ahenk
    Sebillerde hayat, kubbelerde renk
    Mevlânâ'da ilim, Barbaros'ta cenk
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Nizâm-ı Âlem'dir Hak'kın sözü bu
    Söylediğim cümle sözün özü bu
    Tek damlada umman eyler bizi bu
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Ülkü demek makam, mevki, taç değil,
    Ülkü demek totem, sembol, haç değil
    Kul icadı kof ilkeler hiç değil,
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Taze filiz vermiş Edebali’yle
    Çiçeklenmiş Haci Bayram Veli’yle
    Ulubatlı Hasan’daki hâliyle
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Şehitlerin kanlarıyla ıslanan
    Destan olup mavera’dan seslenen
    Atıf'larla Said'lerle beslenen
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Türk'e ihsan olmuş "Kavm-i Necip"lik
    Boş hayâldir bu şerefe rakiplik
    Hayatlar gergeftir, ameller iplik
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

    Ne yazdımsa inanç, ahlâk, örf ile
    Postaladım gönül denen zarf ile
    Anlatılmaz yirmi dokuz harf ile,
    Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.


    Uyan Türkiye!.

    Bu bir cinnet krizi, gerçekler yolunuyor
    Gönül parkımızdaki çiçekler yolunuyor
    Kuzular yolunuyor, ördekler yolunuyor
    Kazlar tüyünü döktü, uyan artık Türkiye!.
    Iğdır'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Üç siyasi tecavüz, üç ortağın niyeti
    Yapılan her yanlışta millet öder diyeti
    Koru hukukumuzu, koru cumhuriyeti
    Şerefimiz diz çöktü, uyan artık Türkiye!.
    Rize'de şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Namaslu can derdinde, soyguncu mavi turda
    Sosyete pazarında bütün eller uçkurda
    Yabancı müfettişler ne halt ediyor burda?.
    Yeter, uyanma vakti, uyan artık Türkiye!.
    Ağrı'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Kimse senin adına borç alıp ruh satmasın
    İşsiz, bunalmış gençler aklını oynatmasın
    Çifte pasaportlular memleketi satmasın
    Her zillet seni yaktı, uyan artık Türkiye!.
    Sinop'ta şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Aldanma yalancının yalanına bir daha
    Sarılma denenmişin yılanına bir daha
    Yol verme haydutların talanına bir daha
    Bayrağın boyun büktü, uyan artık Türkiye!.
    İzmit'te şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Dünümüz yağmalandı, yarınlar ipotekli
    Sevip büyüttüğümüz torunlar ipotekli
    Elif'ler, Alparslan'lar, Harun'lar ipotekli
    Kokla bak tuzlar koktu, uyan artık Türkiye!.
    Muğla'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Avrupa sevdalısı âşıktan hayır gelmez
    Ayının elindeki kaşıktan hayır gelmez
    Teslim tünelindeki ışıktan hayır gelmez
    Uyurken yılan soktu, uyan artık Türkiye!.
    Mersin'de şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Kartel medya narkozu uyuşturmasın sizi
    Hoyrat örselemesin, buruşturmasın sizi
    Sistem birbirinizle vuruşturmasın sizi
    Gök gürler-şimşek çaktı, uyan artık Türkiye!.
    Hatay'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Sütü bozuk olmayan çok sever milletini
    Hiç emdirmez kanını ve yedirmez etini
    Kaybetmez inancını, çiğnetmez iffetini
    Uykun pek fazla çekti, uyan artık Türkiye!.
    Urfa'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Utansın paramızı pul yapan büyükbaşlar
    Kesmesin yolumuzu küp başlar, kayık başlar
    Bu sözlerim sizedir hür başlar, ayık başlar
    Ahlar semaya çıktı, uyan artık Türkiye!.
    Sivas'ta şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Doktor bizden olmalı, ilaç bizden olmalı
    Başımıza giyecek her taç bizden olmalı
    Ufuk bizden olmalı, miraç bizden olmalı
    Dağlara sisler çöktü, uyan artık Türkiye!.
    Konya'da şafak söktü, uyan artık Türkiye!.

    Gel ki görkemli birlik birlikte gerçekleşsin
    Gel ki Anadolu'da huzur rüzgârı essin
    Gel ki leş kargaları korksun, sesini kessin
    Mazlum canından bıktı, uyan artık Türkiye!.
    Her yerde şafak söktü, uyan artık Türkiye!.


    Suç Olsa Da

    Ne diyorsa İslam dini
    Uyacağız suç olsa da
    Gerçeği örten kefeni
    Yırtacağız suç olsa da.

    Alnımız ak, yüzümüz ak
    İslam olan olmaz korkak
    Batıla batıl Hakka Hak
    Diyeceğiz suç olsa da.

    Çiçeklenir sevda serde
    Cihad, düğün olur merde
    Nur-u Kuranı her yerde
    Yayacağız suç olsa da

    Baba, Ana, Bacı, Kardaş
    Ehl-i küfre açtık savaş
    İslamın yoluna can baş
    Koyacağız suç olsa da.

    Cihad bize bayram düğün
    Ta doğuştan haşre değin
    Her an zikrullah gömleğin
    Giyeceğiz suç olsa da.

    Mana doldurmuş içleri
    Gam mı maddenin suçları
    Dine taş atan hiçleri
    Sustururuz suç olsa da.


    Ayıp Şiir

    Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
    İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
    Elim değse akan sular tutuşur
    İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

    Ayların sırtında yıllar taşındı,
    Sanma ki garibi eller düşündü.
    Bebekler evlendi, yollar aşındı
    Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

    Hesap et gideli sen gurbet ile
    Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
    Hapisler,sürgünler,esirler bile
    Sılasına döner oldu gel gayrı.

    Gönlüm sende,gözüm yollarda durdu,
    Saat isyan etti, takvim kudurdu.
    Hasret hançerini bağrıma vurdu
    Yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

    Emeği boşadır yuvasız kuşun...
    Nerdeyse toprağa değecek başın.
    Beni düşünmezsen kendini düşün
    Herkes seni kınar oldu gel gayrı.
     



  2. EjjeNNa Administrator

    Vatandaş Türküsü - I: Tohdur Beğ

    Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç,
    Keyf için gelmedik bura tohdur beğ
    Fukara harcından yaz da bir ilaç,
    Olsun derdimize çare tohdur beğ.

    Tama vatandaşık, gardaşık tama...
    Bunca Pahilm'olur adam adama?
    Geldik ta sabahtan kaldık akşama,
    Yarına mümkün mü sıra tohdur beğ?

    Yedi baş horanta yıkık hanede...
    Tüm kazancım bini bulmaz senede;
    Yüz pangunut helal olsun gene de;
    Ben nereyim, beşyüz nere tohdur beğ?

    Tek kaşıkla çorba içer dördümüz...
    Kul başından ırak ola derdimiz
    Senden, benden esker ister ordumuz
    Candan da mı yeğdir para tohdur beğ?

    Dert - bela tebelleş oldu başıma,
    Her gece tahsildar girer düşüme...
    Beni mahcup etme can yoldaşıma,
    Erkeklik öldü mü bre tohdur beğ?

    Büyük oğlan esker, öteki çırak,
    Han için param yok oteli bırak...
    Mevsim kış, yollar sarp, köy hayli ırak:
    Bir değil, beş değil yara tohdur beğ

    Memur gelir karşılarsın köşeden!
    Zengin gelir kırılırsın neşeden
    Öte kaçma bizim garip Eşe'den,
    Bakıp boynundaki kire tohdur beğ

    Hemi Müslümanım, insanım hemi;
    Halimi arzettim darılma e mi?
    İçinde mangır yok, gördün kesemi;
    Bir de ceplerimi ara tohdur beğ

    Daha sayayım mı? Noksan mı daha?
    Yalvara yalvara tükendim aha...
    Bu yüzle mi çikacaksın ALLAH'a?
    Vallahi yanarsın nara tohdur beğ.


    Vatandaş Türküsü - II: Hakim Beğ


    Gene tehir etme üç ay öteye,
    Bu dava dedemden kaldı hakim beğ
    Otuz yıl da babam düştü ardına;
    Siz sağolun, o da öldü hakim beğ.

    Kırk yıl önce; yani babam ölünce,
    Kadılıklar hakimliğe dönünce,
    Mirasçılar tarla, takım bölünce,
    İrezillik beni buldu hakim beğ,

    Yaşım yetmişiki, usandım gel - git,
    Bini geçti burda yediğim zılgıt;
    Eğer diyeceksen " bana ne, öl git";
    Oğlumun bir oğlu oldu hakim beğ.

    Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,
    Yüz yılda höküme bağlanmaz mı bu?
    Kazanmasam da hu, kazansam da hu!
    Canım ta burnuma geldi hakim beğ.

    Keşife, meşife, damgaya, harca
    Kanımız kurudu harca da harca...
    Sayenizde avukatlar yıllarca
    Fakiri yoldu da yoldu hakim beğ.

    Mubaşir itekler, katip zavırlar;
    Değişti bizde de göya devirler
    Yüz yıl önce adam yiyen gavurlar,
    Tapucuyu aya saldı hakim beğ.

    Kabahat sizde mi, kanunlarda mı?
    Şaşırdım billahi yol, yordamı
    Kızma sözlerime alam kadanı
    Sıkıntıdan içim doldu hakim beğ.

    Mülkün temeliydi adalet hani?...
    Bizim hak temelde saklı mı yani?
    Çıkartıp da versen kim olur mani?
    Yoksa hırsızlar mı çaldı hakim beğ

    Hem davacı pişman, hem de davalı
    Bu yolda tükettik çulu, çuvalı
    Sabret makamından çalma kavalı
    Sürüler ekine daldı hakim beğ.


    Vatandaş Türküsü - III: Mebus Beğ

    Vallahi sıtkımı sıyırdım senden,
    Tiksintimi naz belleme mebus beğ
    Yoksulluktan yanan bağrımı,
    Isınacak köz belleme mebus beğ.

    Mosturan meydanda sağol çok yaşa(!)
    Benim tütüne zam, senin maaşa...
    Bulgur bulamazken çorbaya, aşa,
    On kuruşu az belleme mebus beğ.

    Yevmiyem on lira senede üç ay,
    Dokuzu işsizlik vay efendim vay...
    Üstelik benimle eylersin alay,
    Vatandaşı yoz belleme mebus beğ.

    Çalışa çalışa kuruyor kanım,
    Vergi şeleğinden çıkıyor canım;
    Sen insansın amma ben de insanım...
    Yolunacak kaz belleme mebus beğ.

    Gruba esirsin, lidere dayak...
    Uçuruma sürür beni bu ayak
    Tama vekilimsin, şu halime bak;
    Haksızlığı hak belleme mebus beğ.

    Görevin sırf parmak kaldırmak değil,
    Biraz da milletin derdine eğil
    Meclise hürmet et, ne döv, ne dövül...
    Hizmet belle, söz belleme mebus beğ.


    Vatandaş Türküsü - V


    Alo: ağam beğim, efendim alooo!
    Burası Türkiye, ben bir vatandaş
    Hayatım illallah, geçimim abooo!
    Ben tazıyım, tavşan oldu ekmek, aş.

    Evimizde pencere yok, ışık yok;
    Çocuk doğar beleyecek beşik yok;
    Pilava yağ, tarhanaya kaşık yok;
    Öte yandan, çoluk çocuk dokuz baş.

    " Efendi köylü" yüm bir de şaka mı?
    Cenderme keyfiçin tutar yakamı
    Kimlere güvenip dönsem arkamı,
    Gavur olur, irisinden vurur taş.

    Verem, tifo, sıtma bende sayısız,
    Şu koca dünyada kaldım dayısız
    Ekmek telaşından gamsız, kaygusuz,
    Geçmedi birgünüm sürdü bu savaş.

    Sülemen'de hava, İbiş'te hava
    Koltuğa girince bitiyor dava,
    Nutuk bol, oy beleş, makam bedava...
    Seçimden seçime ucuzlar traş.

    Mamıdali zaten boynuzlu bela,
    Kırmızı yoğurdu döküyor yola
    Ben sağa giderim, o çeker sola
    Nasıl uygun siyah göze sarı kaş.

    Asker kaçakları çatar orduma;
    Dinsiz fetva verir dini derdime!
    Bir canım var adamışım yurduma;
    Bende korku eğlenir mi be gardaş.

    Nerelisin deme.. her yerde varım;
    Memleketim Urfa, Manisa, Çorum,
    Edirne, Hakkari, Muğla, Erzurum,
    Antalya, Trabzon, belki de Maraş.


    Kırkıncı Yıl Hesabı

    Uykuları harman ettim, savurdum
    Bir mübarek düş aradım kırk sene.
    Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum
    İçi doğru dış aradım kırk sene.

    Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş
    Toprak garip, su tedirgin, hava boş
    Nere gitsem dallar kırık, yuva boş
    Yumurtada kuş aradım kırk sene.

    Aşk yükünü indirince arkamdan
    Doğmadık bebekler tuttu yakamdan
    Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan
    On yitirdim, beş aradım kırk sene.

    Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan...
    Koymuşlar adını "uygarlık, ümran"!
    Yükseklerde, midelerdir hükümran
    Alçaklarda, baş aradım kırk sene.

    Gönül penceremi dünyaya açtım
    Baktım manzaraya, ben benden geçtim...
    Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım
    Belâsı çok, iş aradım kırk sene...

    Birbirinden çürük çıktı seneler
    Öz yiğidi az doğurdu analar
    Hayâl oldu gönlümdeki binalar
    Temel için taş aradım kırk sene.

    Adı "devrim" oldu avrat soyarak
    Denge kurdu toklar açı yiyerek
    Aptallara ibret olsun diyerek
    Solucanda diş aradım kırk sene.


    Konuşma


    O dedi ki:
    Bir gün bana gönül verdin
    "Aşktır benim mayam" derdin
    Sonsuz bir hisle severdin
    Aklında mı?

    Ben dedim ki:
    Aşktan yana, histen yana
    Gayri sual sorma bana
    Belki dün bilirdim ama
    Unutmuşum!

    O dedi ki:
    Yüreğime ektin bir köz
    Yaralarım oldu göz göz
    Yemin edip verdiğin söz
    Aklında mı?

    Ben dedim ki:
    Yanan yakar iyi bil ki
    Ben de yaralıyım belki
    Unutmak ayıp değil ki
    Unutmuşum!

    O dedi ki:
    Yalan söylemezdin yani
    Unutmam derdin sen beni
    Sormak suç olmasın yani
    Aklında mı?

    Ben dedim ki:
    Hangi yalan, hangi gerçek?
    Meyvesini yedi çiçek
    Soru sorma, cevabım tek;
    Unutmuşum!

    O dedi ki:
    Mühürledin dudaklarım
    Düğümün kalpte saklarım
    Mektup yazan parmakların
    Aklında mı?

    Ben dedim ki:
    Ne mühür kaldı, ne senet
    Er-geç kopar çürük kenet
    Uçmuş akıl denen meret
    Unutmuşum!

    O dedi ki:
    Beni, benden almıştın da
    Çokla sen ben olmuştun ya
    Gerçek sevgi, yalan dünya
    Aklında mı?

    Ben dedim ki:
    Vazgeç gayri iş yok bende
    Yitirmişim seni, sende
    Kimin nesisin, adın ne?
    Unutmuşum!

    Ve bilenler dediler ki:
    Aşk da, söz de yalan imiş
    Akıl işi değil bu iş
    Ve sonra hatırladık ki
    Sevenler hep boşa sevmiş...


    Kara Haber


    Ellerin yurdunda çiçek açarken
    Bizim ile kar geliyor kardeşim.
    Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?
    Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

    Güzel olmuş sıra sıra söğütler,
    Dağ ardında unutulmuş şehitler.
    Hürriyete seymen giden yiğitler,
    İki gidip bir geliyor gardaşım.

    Üç aylık bebekler tutldu taşa,
    Düşmanlar geriden eyler temaşa.
    Yaratan böylesin vermesin başa,
    Zor geliyor, zor geliyor gardaşım.


    Girdapda Bir Can


    Yadelden yanıma çağırdım seni
    Gelmek istiyorsun bırakmıyorlar
    Rüyada, mektupta albümde seni
    Bulmak istiyorlar bırakmıyorlar

    Umutlar hayaldir acılar gerçek
    Çileye mahkumsun, kim ne bilecek
    Ya bir kuru selam, ya bir top çiçek
    Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar.

    Otuz yıl ağladın hep yana yana
    Yeter, yazık diyen olmadı sana
    Vefasız dostluğa kalleş zamana
    Gülmek istiyorsun bırakmıyorlar

    Çalış derler ayak, bağlı el bağlı
    Konuş derler, dudak bağlı,dil bağlı
    Kalk git derler, kapı bağlı, yol bağlı
    Kalmak istiyorsun bırakmıyorlar

    Aydınlık ararsın hergün her yere
    Çekerler önüne yedi kat perde
    Zulüm kimden gelir, adalet nerde?
    Bilmek istiyorsun, bırakmıyorlar

    Yıllar boyu uykuların bölündü
    Uçacakken kanatların yolundu
    Hayat hakkın vardi elden alındı
    Ölmek istiyorsun bırakmıyorlar.
     
  3. EjjeNNa Administrator

    Bebeğe Sitem

    "Aman gelme" dedim, bak geldin işte
    Dünyaya meylin var, beşer'sin bebek
    Bir bilsen dünyamız neyin nesidir
    Ayırır ağzını işersin bebek.

    Kimisi su katar içtiğin süte
    Kimisi at sokar yediğin ete
    Günahtan, hileden, haramdan öte
    Zulmet kuyusuna düşersin bebek.

    Yukarıya gitsen "köle" sayarlar
    Aşağıya insen tefe koyarlar
    Her saat bir başka renge boyarlar
    Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.

    Önün bal-petekli, elin mühürlü
    Omuzun kötekli, dilin mühürlü
    Haftan ipotekli, yılın mühürlü
    Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.

    Sevgimiz rüşvettir seversek seni
    Aldatmak içindir ne versek seni
    Kalleş çağımızla eversek seni
    Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.


    Bulduktan Sonra Arama

    Omuzumda sevda yükü
    Yollarda Seni aradım.
    Beste beste, türkü türkü
    Tellerde Seni aradım.

    Girdim yeşilden sarıya
    Sordum ölüye, diriye
    Çiçeği verdim arıya
    Ballarda Seni aradım.

    Aşk yalımı girdi cana
    Gönlüm döndü gülistana
    Gece-gündüz yana yana
    Küllerde Seni aradım.

    Yorulup demedim, yeter
    Hasretin gözümde tüter
    Keremden, Mecnundan beter
    Çöllerde Seni aradım.

    Bahçem çiçek, bağım gazel
    Birleşir ebedle, ezel
    Ayırmadım çirkin, güzel
    Kullarda Seni aradım.

    Ulaşmak için rahmete
    Katlandım binbir zahmete
    Karışıp söze, sohbete
    Dillerde Seni aradım.


    Cevapsız Kalan Sualler

    Yürü: duvar beton, otur yer beton
    Tavana bakarsın " bakma der" beton
    - Yağmur kokan toprakların nerede?

    Ne çiçekler açar, ne kuşlar öter
    Yolların on adım ötede biter
    - Serbest gezen ayakların nerede?

    Her günü hasrettir haftanın ayın
    Hani ya bayramın, düğünün, toyun?
    - İlin, yurdun, konakların nerede?

    Gönlün gamdan göçer, gama taşınır
    Boş direkler boynu bükük düşünür
    - Dalga dalga bayrakların nerede?

    Deprem mi geçirdin, talan mı gördün?
    Kanlı haydutlara haraç mı verdin?
    - Obaların ocakların nerede?

    İnancın cezalı, yüreğin tutsak
    Konuşacak yerde çaresiz susmak
    - Dudakların, dudakların nerede?


    Benzettiler


    Yeni bir afyondur yenen her lokma
    Biber avrupalı, tuz avrupalı.
    Gülücükler sahte kirpikler takma
    Dudak Avrupalı, göz Avrupalı.

    Bebeklikte benliğini yitiren
    Tepe tepe tepemizde oturan
    Bizi çıkmazlara alıp götüren
    Ayak Avrupalı, iz avrupalı.

    Birisi diskoda içer kıvırır
    Birisi kulüpte konken çevirir
    Yapmasını bilmez ki yıkar devirir
    Ana avrupalı, kız avrupalı.

    Kalıba uydurdu uyduklarımız
    Yazmakla bitmez ki duyduklarımız
    Paris modasıdır giydiklerimiz
    Astar avrupalı, yüz avrupalı

    En mahrem yerlerin kalktı örtüsü
    Beş santim tırnaktır ellerin süsü
    Bütün bunlar medenilik ölçüsü
    Cilve avrupalı, naz avrupalı

    İster sarı deyin isterse ırsi,
    Büyük revaç buldu makbulün tersi
    Duyduğumuz "okey, adiyös, mersi"
    Ağız avrupalı, söz avrupalı

    Her gün karşımıza on zıpır çıkar
    Bağırır, çağırır, devirir yıkar
    Dinler kulağımız gözümüz bakar
    Şarkı avrupalı, saz avrupalı.

    Başımız ayıkmaz binlerce halttan
    Örf, adet gemimiz delindi alttan
    Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan
    Bebek avrupalı, bez avrupalı

    Sahnede ekranda hıyar dinleriz
    Deliye, densize uyar dinleriz
    Saçma çığlıkları duyar dinleriz
    Şarkı avrupalı, saz avrupalı

    Herkes soyunuyor açılmıyor ki
    Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki
    Müslüman gavurdan seçilmiyor ki
    Şekil avrupalı, poz avrupalı

    Türklük bu mu desem bu diyecekler
    Şampanyayı sorsam su diyecekler
    Bir gün kökümüze hu diyecekler
    Kabuk avrupalı, öz avrupalı.


    Büyükler Bilir


    Yalan dolan ile devran sürmeyi
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir
    Milletin başına çorap örmeyi
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Rüşvet vermek rüşvet almak nasıl şey
    Hazineden para çalmak nasıl şey
    Terlemeden zengin olmak nasıl şey
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Erken palazlanıp erken ötmeyi
    Değirmenler kurup baş öğütmeyi
    Hele... meydan meydan adam gütmeyi
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Anlamayız kopya nedir, asıl ne
    Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
    Üçkağıtta erkan nedir usul ne
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Viski, votka çekip keyif çatmayı
    Dansöz kucağında stres atmayı
    Milleti bölmeyi, vatan satmayı
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Seyrettikçe ana-baba filmini
    Hissederiz baskısını zulmünü
    Lisans üstü maskaralık ilmini
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir

    Adettir gerekmez malumu ilam
    Taklide günaydın, asıla selam
    Ne hınzırlık varsa hasıl-ı kelam
    Biz ne bilek beyim büyükler bilir


    Bırakmıyorlar

    Yad elden yanıma çağırdım seni
    Gelmek istiyorsun bırakmıyorlar
    Rüyada, mektupta albümde seni
    Bulmak istiyorsun bırakmıyorlar

    Umutlar hayaldir acılar gerçek
    Çileye muhkumsun, kim ne bilecek
    Ya bir kuru selam, ya bir top çiçek
    Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar.

    Otuz yıl ağladın hep yana yana
    Yeter, yazık diyen olmadı sana
    Vefasız dostluğa kalleş zamana
    Gülmek istiyorsun bırakmıyorlar

    Çalış derler ayak, bağlı el bağlı
    Konuş derler, dudak bağlı, dil bağlı
    Kalk git derler, kapı bağlı, yol bağlı
    Kalmak istiyorsun bırakmıyorlar

    Aydınlık ararsın hergün her yere
    Çekerler önüne yedi kat perde
    Zulüm kimden gelir, adalet nerde?
    Bilmek istiyorsun bırakmıyorlar

    Yıllar boyu uykuların bölündü
    Uçacakken kanatların yolundu
    Hayat hakkın vardı elden alındı
    Ölmek istiyorsun bırakmıyorlar


    Noktada Zaman

    Gönül kurşun yemiş yaralı ceylan
    Döndüğü noktadan bin yıl uzakta
    Yürek ateş düşmüş kuru bir harman
    Yandığı noktadan bin yıl uzakta

    Ne nişan bozulur, ne düşer tetik
    Zaman kanlı tezgah, acılar mekik
    Umut yavrusun yitiren keklik
    Konduğu noktadan bin yıl uzakta

    Şans ne ki? Bir doğar, ölür bin kere
    En güzel arzular kalır mahşere
    Sevginin meyvesi dalından yere
    İndiği noktadan bin yıl uzakta

    Çıkar oyunbazlar ikbal katına
    Tepeler dağları alır altına
    Dostluk sürücüsü vefa atına
    Bindiği noktadan bin yıl uzakta

    Esasta her canlı mutlak bir ceset
    Dünyamız soluyan ufak bir ceset
    Evren teneşirde çıplak bir ceset
    Yunduğu noktadan bin yıl uzakta
     

Sayfayı Paylaş