Abdülkadir Geylani Sözleri

Konusu 'Dini Sözler' forumundadır ve EmRe tarafından 27 Mayıs 2014 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Abdulkadir Geylani (kuddise sirruhu)’dan alfabetik sıra ile hazırlanmış hikmetli sözler

    Âdemoğlunun başına gelen her türlü bela, Rabbinden şikâyet etmesi yüzündendir.

    Ahireti isteyene dünyada zühd gerekir; Allah’ı isteyene ise ahirette zühd gerekir.

    Akıllı kimse ölümü düşünen ve kaderin getirdiğine razı olandır.

    Akıllı kişi, işlerin başlangıcına değil, sonucuna bakar.

    Allah’a ancak O’ndan başka her şeyi terk eden kimseler yaklaşabilir.

    Allah’ı arayan O’nu bulur.

    Allah’ı bilen kimsenin O’na karşı iradesi kalmaz.

    Allah’ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir ne de kulağına ayıp gider.

    Allah’ın takdirini O’nun aleyhine delil yapmayın; çalışın, çabalayın.

    Allah’ı tanıyan O’nu sever. O’nu seven O’na uyar. turkeyarena

    Allah Teâlâ rızıkların taksimini bitirmiştir. Rızıkta zerre miktarı artma ve eksilme olmayacaktır.

    Amelinin karşılığında ödüllendirilmeyi bekleyen, muhlis değildir.

    Arif, Allah’a her an bir öncekine göre daha yakındır.

    Arif hem dünyada, hem de ahirette yabancıdır.

    Batın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.

    Belalar kula Cenab-ı Hakk’ın kapısını çalmayı öğretir.

    Bidayetin zorluklarına sabrederseniz nihayetin rahatı size ulaşır.

    Bilgi hayat, bilgisizlik ölümdür.

    Bir şeyi hatırlamak Allah’ı unutturuyorsa, o şey o kişi için uğursuzdur.

    Bidayet sıkıntıdır, nihayet ise sükûn.

    Bu ilim [tasavvuf ilmi], kitap sayfalarından değil, Allah erlerinin ağzından alınır.

    Bu işin başı Allah’tan başka tanrı olmadığına şehadet etmek, son noktası ise bütün nesneler ve davranışların birbirinin aynı olmasıdır.

    Bütün insanlar seni kendi menfaati için ister. Allah ise seni senin menfaatin için ister.

    Derdi de yaratan O’dur, devayı da. O kendisini öğretmek için belaya müptela kılar. Böylece hem bela verebileceğini, hem de bunu kaldırabileceğini gösterir.

    Dünya bir topluluğa, ahiret bir topluluğa, Hak (c.c)’da bir topluluğa aittir.

    Dünya herkesi boğacak kadar engin bir denizdir.

    Dünya hikmettir, ahiret ise kudret. Hikmet alet ve sebeplere ihtiyaç duyar, kudret ise duymaz.

    Dünya nefslerin, ahiret kalplerin, Allah ise sırların sevgilisidir.

    Eğer O’nu bilseydiniz başkasını inkâr eder, sonra da O’nun gayrisini O’nun vasıtasıyla bilirdiniz.

    Faydayı ve zararı Allah’ın dışındakilerden bilenler Allah’ın kulu değildir.

    Geçim yollarının yaratıcısını unutup geçim yollarına takılıp kalan, bakiyi unutup fâni ile sevinen kimse ne kadar da cahildir!

    Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah’ın nuru ile bakanlar bunu anlar, fakat halktan gizler, onları rezil etmezler.

    Hakk’ı bulursan eşyayı ondan görürsün. Ne düşmanın kalır, ne üzerinde hakkın olan biri.

    Hak’tan korkanın korkusu arttıkça kalbi ona korkuyu unutmayı öğretir. Onu Hakk’a yakınlaştırır. Ona müjdeler verir.

    Hayânın hakikati, yalnızlıkta ve toplulukta Rab’dan utanmaktır.

    Her çeşit hayır Allah katında, her çeşit şer de başkalarının yanındadır.

    Her şeyde O’nun isimlerinden bir isim mevcuttur, her şeyin ismi O’nun ismindendir.

    Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz.

    İlim kılıç, amel el gibidir. El olmadan kılıç kesmez. Kılıç olmadan da el kesmez.

    İlim öyle bir şeydir ki sen bütün varlığını ona adadığın zaman o sana ancak bir parçasını verir.

    İnanan kimse Allah’tan başka kimseden korkmaz ve başkasından hiçbir şey beklemez.

    İnsan Allah’a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.

    İnsanlar arasında zenginle fakir ayırımı yapan kurtuluşa eremez.

    İnsanların çoğunun helaki, küçük günahları sebebiyledir.

    Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şey mutlaka gerçekleşir.

    Kader üzerinde durup onu delil göstermemiz uygun değildir. Bilakis biz çalışır, çabalar ve ne itiraz ne de tembellik etmeyiz.

    Kalp salih olunca daimi zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk’ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.

    Kalp Kitap ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.

    Kalp sırra, sır da Hakk’a itimat ederek sükûn bulur.

    Kazayı engelleyen dua, yine kazayı önlemesi mukadder olan duadır.

    Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.

    Kulun kalbi Rabbine erince Rabbi onu kimseye muhtaç etmez.

    Kuran’dan, hakkında tartışarak değil, içindekilerle amel ederek faydalanın!

    Kuran’ın iki yönü vardır: O’nun elinde olan yönü, bizim elimizde olan yönü.

    Marifet ve ilim, öz ile kabuğu birbirinden ayırır. turkeyarena

    Müminin âdeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.

    Mümin dünyada, zahid ahirette gariptir. Arif ise Allah’ın dışındaki her yerde gariptir.

    Mürit tövbesinin gölgesinde, murat ise Rabbinin inayetinin gölgesinde kaimdir.

    Nasibin olanı kaybetmezsin, onu senden başkası yiyemez. O başkasının nasibi olmaz. Nasibini ona hırs göstermekle elde edemezsin.

    Nefsine hiçbir hâli ve makamı nispet etme!

    O’nun uğrunda mücahede edene O hidayet yollarını gösterir.

    O’nu tanısaydınız, O’nun önünde dilleriniz lal kesilirdi; kalpleriniz ve diğer uzuvlarınız her hâlinde edepli olurdu.

    Rabbinizin kereminden dileyin, icabet etse de etmese de O’ndan isteyin. Çünkü O’ndan istemek ibadettir.

    Resulullah hariç her mahluk perdedir; Resulullah ise kapıdır.

    Sabır, hayrın temelidir.

    Sağlam bir kalp tevhid, tevekkül, yakin, tevfik, ilim, iman ve kurbiyet ile dolar.

    Salihlerden birisine “Neyi arzu ediyorsun?” diye sorulduğunda, “Arzu etmemeyi arzu ediyorum.” diye cevap verdi.

    Salihlerin kalpleri faydayı da zararı da Rablerinden bilir.

    Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terk etmedikçe kurtuluş mümkün değildir.

    Sevenle sevmeyen rıza hâlinde değil, hoşnutsuzluk hâlinde belli olur.

    Sıddîk gözünün, güneş ve ayın değil, Allah’ın nuruyla bakar.

    Sufî batınını ve zahirini Allah’ın Kitabına ve Resulü’nün sünnetine uyarak arıtandır. O, safiyeti arttıkça vücut denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terk eder.

    Sufîler ahirete göre akıllı, dünyaya göre delidirler.

    Sufîler Allah Teâlâ’nın kendisinden başka bir şey istemezler. Onlar nimeti değil, nimet bahşedeni, halkı değil Hâlık’ı isterler.

    Sufîlerden biri demiş ki: “Fâsığın yüzüne ancak arif kullar güler.”

    Sufîlerden biri demiş ki: “İnsanlar hakkında Allah’a uy, Allah hakkında insanlara uyma!”

    Sufîlerin geceleri gece, gündüzleri de gündüz değildir.

    Sufîler ‘niçin’i, ‘nasıl’ı, ‘yap’-‘yapma’yı unutarak, kendilerini Rablerinin önüne atmışlardır.

    Sufîlerin yolculukları Hakk’a kurbiyet ülkesinde son bulur.

    Şöyle denilmiştir: “Şeriatın şahitlik etmediği her hakikat zındıklıktır.”

    Tasavvuf yolu salihleri görüp onların sohbetlerini ezberlemekle kat edilmez.

    Tasavvuf yolu zahirî ve batınî hükümlere riayet etmeyi ve her şeyden fâni olmayı gerektirir.

    Teslim ol, rahat bul!

    Tövbe, yönetim değişikliğidir.

    Veliliğin şartı gizlenmek, nebiliğin şartı açıklamaktır.

    Yerini bilmeyene kader yerini öğretir. turkeyarena

    Yolculuk, kalbin yolculuğudur. Vuslat, sırların vuslatıdır.

    Zahid olan kalptir, ceset değil.

    Zahir fıkhını öğren, sonra batın fıkhına yönel!

    Zahir ilimleri, görünen kısmın ışığıdır. Batın ilimleri ise görünmeyen kısmın.

    Züht ve tevhidi sağlam olan kişi, halkın elini ve varlığını görmez. Allah’tan başka veren ve üstün kılan görmez.
     



Sayfayı Paylaş