Abdulkadir Geylani Hazretleri Sözleri

Konusu 'Diğer Mesajlar' forumundadır ve Seçkin tarafından 28 Haziran 2015 başlatılmıştır.

  1. Seçkin Well-Known Member


    Abdülkadir Geylani (k.s - kuddise sirruhu)'den Hikmetli Sözler

    Ademoğlunun başına gelen her türlü belâ, Rabbinden şikayet etmesi yüzündendir.

    Ahireti isteyene dünyada zühd gerekir; Allah’ı isteyene ise ahirette zühd gerekir.

    Akıllı kimse ölümü düşünen ve kaderin getirdiğine razı olandır.

    Akıllı kişi, işlerin başlangıcına değil, sonucuna bakar.

    Allah Teâlâ rızıkların taksimini bitirmiştir. Rızıkta zerre miktarı artma ve eksilme olmayacaktır.

    Allah’a ancak, O’ndan başka herşeyi terkeden kimseler yaklaşabilir.

    Allah’ı arayan O’nu bulur.

    Allah’ı bilen kimsenin O’na karşı iradesi kalmaz.

    Allah’ı tanıyan O’nu sever. O’nu seven O’na uyar.

    Allah’ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir, ne de kulağına ayıp gider.

    Allah’ın takdirini O’nun aleyhine delil yapmayın; çalışın, çabalayın.

    Allah’tan başka herşey puttur.

    Amelinin karşılığında ödüllendirilmeyi bekleyen, muhlis değildir.

    Ârif hem dünyada, hem de ahirette yabancıdır.

    Ârif, Allah’a her an bir öncekine göre daha yakındır.

    Bâtın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.

    Belâlar kula Cenab-ı Hakk’ın kapısını çalmayı öğretir.

    Bidâyet sıkıntıdır, nihâyet ise sükûn.

    Bidâyetin [1] zorluklarına sabrederseniz nihayetin [2] rahatı size ulaşır.

    Bilgi hayat, bilgisizlik ölümdür.

    Bir şeyi hatırlamak Allah’ı unutturuyorsa, o şey o kişi için uğursuzdur.

    Bu ilim [tasavvuf ilmi], kitap sayfalarından değil, Allah erlerinin ağzından alınır.

    Bu işin başı Allah’tan başka tanrı olmadığına şehadet etmek, son noktası ise bütün nesneler ve davranışların birbirinin aynı olmasıdır.

    Bütün insanlar seni kendi menfaati için ister, Allah ise seni senin menfaatin için ister.

    Derdi de yaratan O’dur, devayı da. O kendisini öğretmek için belâya mübtela kılar. Böylece hem belâ verebileceğini, hem de bunu kaldırabileceğini gösterir.

    Dünya bir topluluğa, ahiret bir topluluğa, Hak (c.c.) da bir topluluğa aittir.

    Dünya herkesi boğacak kadar engin bir denizdir.

    Dünya hikmettir, ahiret ise kudret. Hikmet alet ve sebeplere ihtiyaç duyar, kudret ise duymaz.

    Dünya nefslerin, ahiret kalplerin, Allah ise sırların sevgilisidir.

    Eğer O’nu bilseydiniz başkasını inkar eder, sonra da O’nun gayrısını O’nun vasıtasıyla bilirdiniz.

    Faydayı ve zararı Allah’ın dışındakilerden bilenler Allah’ın kulu değildir.

    Geçim yollarının yaratıcısını unutup geçim yollarına takılıp kalan, bakiyi unutup fani ile sevinen kimse ne kadar da cahildir!

    Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah’ın nuru ile bakanlar bunu anlar, fakat halktan gizler, onları rezil etmezler.

    Hak’tan korkanın korkusu arttıkça kalbi ona korkuyu unutmayı öğretir. Onu Hakk’a yakınlaştırır. Ona müjdeler verir.

    Hakk’ı bulursan eşyayı ondan görürsün. Ne düşmanın kalır, ne üzerinde hakkın olan biri.

    Hayânın hakikati, yalnızlıkta ve toplulukta Rab’dan utanmaktır.

    Her çeşit hayır Allah katında, her çeşit şer de başkalarının yanındadır.

    Herşeyde O’nun isimlerinden bir isim mevcuttur, herşeyin ismi O’nun ismindendir.

    Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz. turkeyarena

    İlim kılıç, amel el gibidir. El olmadan kılıç kesmez. Kılıç olmadan da el kesmez.

    İlim öyle bir şeydir ki sen bütün varlığını ona adadığın zaman o sana ancak bir parçasını verir.

    İnanan kimse Allah’tan başka kimseden korkmaz ve başkasından hiçbir şey beklemez.

    İnsan Allah’a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.

    İnsanlar arasında zenginle fakir ayırımı yapan kurtuluşa eremez.

    İnsanların çoğunun helaki, küçük günahları sebebiyledir.

    Kader üzerinde durup onu delil göstermemiz uygun değildir. Bilakis biz çalışır, çabalar ve ne itiraz, ne de tembellik etmeyiz.

    Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şey mutlaka gerçekleşir.

    Kalp Kitab ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.

    Kalp sâlih olunca dâimî zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk’ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.

    Kalp sırra, sır da Hakk’a itimat ederek sükûn bulur.

    Kazayı engelleyen dua, yine kazayı önlemesi mukadder olan duadır.

    Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.

    Kulun kalbi Rabbine erince Rabbi onu kimseye muhtaç etmez.

    Kur’an’dan, hakkında tartışarak değil, içindekilerle amel ederek faydalanın.

    Kur’an’ın iki yönü vardır: O’nun elinde olan yönü, bizim elimizde olan yönü.

    Marifet ve ilim, öz ile kabuğu birbirinden ayırır.

    Mümin dünyada, zâhid ahirette gariptir. Ârif ise Allah’ın dışındaki her yerde gariptir.

    Müminin adeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.

    Mürid tevbesinin gölgesinde, murâd ise Rabbinin inayetinin gölgesinde kâimdir.

    Nasibin olanı kaybetmezsin, onu senden başkası yiyemez. O başkasının nasibi olmaz. Nasibini ona hırs göstermekle elde edemezsin.

    Nefsine hiçbir hâli ve makamı nispet etme!

    O’nu tanısaydınız, O’nun önünde dilleriniz lâl kesilirdi; kalpleriniz ve diğer uzuvlarınız her halinde edepli olurdu.

    O’nun uğrunda mücahede edene O hidayet yollarını gösterir.

    Rabbinizin kereminden dileyin, icabet etse de etmese de O’ndan isteyin. Çünkü O’ndan istemek ibadettir.

    Resulullah hariç her mahluk perdedir; Resulullah ise kapıdır.

    Sabır, hayrın temelidir.

    Sağlam bir kalp tevhid, tevekkül, yakîn, tevfik, ilim, iman ve kurbiyet ile dolar.

    Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terketmedikçe kurtuluş mümkün değildir.

    Sâlihlerden birisine “Neyi arzu ediyorsun?” diye sorulduğunda, “Arzu etmemeyi arzu ediyorum.” diye cevap verdi.

    Sâlihlerin kalpleri faydayı da zararı da Rablerinden bilir.

    Sevenle sevmeyen rıza halinde değil, hoşnutsuzluk halinde belli olur.

    Sıddîk gözünün, güneş ve ayın değil, Allah’ın nuruyla bakar.

    Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah’ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.

    Sûfîler ‘niçin’i, ‘nasıl’ı, ‘yap’-‘yapma’yı unutarak, kendilerini Rablerinin önüne atmışlardır.

    Sûfîler ahirete göre akıllı, dünyaya göre delidirler.

    Sûfîler Allah Teâlâ’nın Kendisinden başka bir şey istemezler. Onlar nimeti değil, nimet bahşedeni, halkı değil Hâlık’ı isterler.

    Sûfîlerden biri demiş ki: “Fâsığın yüzüne ancak ârif kullar güler.”

    Sûfîlerden biri demiş ki: “İnsanlar hakkında Allah’a uy, Allah hakkında insanlara uyma!”

    Sûfîlerin geceleri gece, gündüzleri de gündüz değildir.

    Sûfîlerin yolculukları Hakk’a kurbiyet ülkesinde son bulur.

    Şöyle denilmiştir: “Şeriatın şahitlik etmediği her hakikat zındıklıktır.”

    Tasavvuf yolu sâlihleri görüp onların sohbetlerini ezberlemekle katedilmez.

    Tasavvuf yolu zâhirî ve bâtınî hükümlere riayet etmeyi ve her şeyden fânî olmayı gerektirir.

    Teslim ol, rahat bul.

    Tövbe, yönetim değişikliğidir.

    Veliliğin şartı gizlenmek, nebiliğin şartı açıklamaktır.

    Yerini bilmeyene kader yerini öğretir.

    Yolculuk, kalbin yolculuğudur. Vuslat, sırların vuslatıdır.

    Zâhid olan kalptir, ceset değil.

    Zâhir fıkhını öğren, sonra bâtın fıkhına yönel.

    Zâhir ilimleri görünen kısmın ışığıdır. Bâtın ilimleri ise görünmeyen kısmın.

    Zühd ve tevhidi sağlam olan kişi, halkın elini ve varlığını görmez. Allah’tan başka veren ve üstün kılan görmez.
     



Sayfayı Paylaş