Abdülhak Hamit Tarhan’ın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 13 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Abdülhak Hamit Tarhan’ın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği (1852-1937)
    2 Ocak 1852’de İstanbul’da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oğlu. Kısa süre Rumelihisar Rüşdiyesi’ne devam etti. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862’de 10 yaşındayken ağabeyi ile birlikte Paris’e babasının yanına gitti. Bir süre Paris'te eğitim gördükten sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne rağmen Bab-ı Ali’de tercüme odasına katip olarak girdi. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliği’ne atanan babasıyla birlikte İran’a gitti. Farsça öğrendi. Babasının 1867’de ölümü üzerine İstanbul’a döndü. Maliye Mühimme Kalemi’ne girdi. Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi. 1876'da Paris Büyükelçiliği İkinci Katipliği'ne atandı.

    1878'de görevden alındı, iki yıl açıkta kaldı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarına, 1883'te Bombay Başkonsolosluğu'na atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. Londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yıl sonra Brüksel elçiliğine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra İstanbul'da Cemile Hanım ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asıllı Lüsyen Hanım'la evlendi. Aynı yıl görevden alınınca İstanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. İstanbul'un 1920'de işgal edilmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sıkıntı içinde yaşadı. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sağladı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra kendisine maaş bağlandı. İstanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928’de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’da.

    Şiire 1870'lerde başladı. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Yurtdışı görevleri nedeniyle Batı edebiyatçılarını yakından tanıdı, onların etkisinde kaldı. Divan edebiyatı nazım birimlerinin dışına çıkmayı denedi. Dize ve uyak düzeninde değişiklikler yaptı. Divan şiiri konularının dışına çıkmayı denedi. Şiirlerine günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini konu aldı.turkeyarena.net Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Manzum tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunması amacıyla yazılmış oyunlardı. Yaşadığı dönemde Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve "Şair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvanı verildi.

    Eserleri
    Şiir:
    Sahra (1879)

    Ölü (1886)

    Hacle (1886)

    Bir Sefilenin Hasbihali (1886)

    Bâlâ’dan Bir Ses (1911)

    Validem (1913)

    İlham-ı Vatan (1918)

    Tayflar Geçidi (1919)

    Ruhlar (1922)

    Garâm (1923)

    Oyun:
    İçli Kız (1874)

    Sabr ü Sebat (1875)

    Duhter-i Hindu (1875)

    Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)

    Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)

    Eşber (1880, 1945)

    Zeynep (1908)

    Macera-yı Aşk (1910)

    İlhan (1913)

    Tarhan (1916)

    Finten (1918, 1964)

    İbn Musa (1919, 1928)

    Yadigar-ı Harb (1919)

    Hakan (1935)

    Makber
    Eyvah ne yer ne yar kaldı

    Gönlüm dolu ah u zar kaldı


    Şimdi buradaydı gitti elden

    Gitti ebede gelip ezelden


    Ben gittim o haksar kaldı

    Bir köşede tarumar kaldı


    Baki o enisi dilden eyvah

    Beyrutta bir mezar kaldı


    Bildir bana nerde nerde Ya Rab

    Kim attı beni bu derde Ya Rab


    Nerde arayayım o dil rübayı

    Kimden sorayım bi-nevayı


    Derler ki unut o aşnayı

    Gitti tutarak reh-i bekayı


    Sığsın mı hayale bu hakikat

    Görsün mü gözüm bu macerayı?


    Sür'atle nasıl da değişti halim

    Almaz bunu havsalam hayalim.


    Çık Fatıma! lahdden kıyam et

    Yadımdaki haline devam et


    Ketm etme bu razı şöyle bir söz

    Ben isterim ah öyle bir söz


    Güller gibi meyl-i ibtisam et

    Dağı dile çare bul meram et


    Bir tatlı bakışla bir gülüşle

    Eyyamı hayatımı temam et


    Makber mi nedir şu gördüğüm yer

    Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.

    Elveda Diyemedik


    Yıldızsız bir geceydi

    Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim

    sürgündüm çok uzaklardaydım,

    Ve gözlerindi sürgün sebebim..

    Çok çabuk çekildin hayatımdan

    Kaderle el eleydin,

    Bense kederle sarhoş...

    Yarım kalmıştı hikayemiz

    Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden

    Belkide hayatımdan

    Duymadın haykırışımı, acılarımı,

    Benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan

    Tutamadım, gitmede diyemedim

    Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda

    Zaman çok kısaydı bizim için

    Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar

    Nede elveda diyebilecek kadar...


    İçimde Sen
    Nihal'e

    Yine gece, yine hüzün

    Ve yine içimde sen

    Ve yine biliyor musun?

    İçimde sen olunca hüzün de güzel...
     



Sayfayı Paylaş