50. Yaşında İsrail

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 10 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    KİTABIN ÖZETİ

    Kitap, iki Yahudi genç araştırmacı tarafından yazılmıştır. Daha fikir aşamasından başlayarak, İsrail'in kuruluşunun ilk günleri, bağımsızlığını elde ettiği 50 yıl içerisindeki önemli olaylar, ülke için kilometre taşı sayılabilecek dönemler anlatılmaktadır. Kitap, eski başbakanlardan Shimon PERES'in önsözü ile başlamaktadır. Yazdığı önsözde Peres'in şu ifadesi özellikle kayda değer bir cümledir: "Bu kitaptaki fotoğraflar dağlardaki yankılar gibi İsrail'in tüm hikayesini anlatamamaktadır. Ama hepsi İsrail'in varlığının kesin ve şüphe götürmez kanıtıdır."
    Önsözü "Bir ülke inşa etmek" isimli ilk bölüm takip etmektedir. Bu bölümde, 1890'lı yılların sonlarına doğru Avrupa'da yaşayan Yahudiler arasında ortaya çıkan kendilerine ait bir vatan elde etme fikirleri anlatılmaktadır. Ayrıca, 1897 yılında İsviçre'nin Basel şehrinde icra edilen Siyonist Kongresi anlatılmaktadır. Bu kongrenin fikir babası babası olarak "Theodor HERZL" kabul edilmektedir. Herzl, "Eğer inanırsan Yahudi ülkesi bir rüyanın ötesinde gerçek olur " cümlesiyle hatırlanmaktadır. Bu bölümde ayrıca bugünkü İsrail'in 1900'lü yıllardaki durumundan bahsedilmektedir. Kitapta kullanılan fotoğraflarla bugün modern şehirlerin yükseldiği yerlerin o yıllardaki hali sergilenmekte, Yahudilerin bu bölgeye yerleştiklerinde zor şartlar altında mücadele vererek elde ettikleri başarılar sık sık ifade edilmektedir. Bu arada yine bu bölümde önemli tarihi anlara ışık tutulmaktadır. Bunlardan bir tanesi 1917 yılında İngiliz Dışişleri sekreteri Alfred J. BALFOUR tarafından Yahudi banker Lord ROTHSCHILD'e yazılan ünlü BALFOUR deklarasyonudur. Deklarasyonun metni "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudiler için ulusal bir yer verilmesine olumlu bakmaktadır ve bunu gerçekleştirmek için elindeki tüm imkanları kullanacaktır" demektedir.
    İkinci bölüm "Bağımsızlığı Elde Etmek" isimlidir. Bu bölümde dünyanın bir çok yeri 1940'lı yılları İkinci Dünya Savaşının enkazı ile hatırlarken bu yılların Yahudiler için, yok olmanın yanında bağımsızlığın kazanıldığı yıllar anlamına da geldiği ifade edilmektedir. 14 Mayıs 1948 günü İsrail bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığı ilan ederken David Ben-GURİON şu sözlerle halkına hitap etmiştir "İsrail ülkesinde Yahudiler yetiştiler. Bu yetişmeden İsrail ülkesi ruhsal, dinsel ve politik özeliklerini kazandı�Bu sebeple şu an itibarı ile, İsrail topraklarında bir Yahudi devletinin, İsrail devletinin kurulduğunu ilan ederiz". Bu ilandan kısa süre sonra binlerce insan Rothschild Bulvarındaki müze civarında sevinç gösterileri yapmak üzere toplanmıştır. 15 Mayıs 1948, bu kez İsrail parlamentosunda yine David Ben-GURİON "Dün İsrail'de sıradışı bir şey oldu " cümlesiyle başlayan uzun bir konuşma yaptı.
    İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte zaten var olan Arap-Yahudi çatışması daha da alevlendi. Bu sıralarda Harel Tugayı isimli yeni bir birlik teşkil edilmişti. Birlik Kudüs'e İsrail'in bağlantısını sağlayacak bir koridor açmayı amaçlıyordu. Bu tugayın komutanlığını daha sonra başbakanlığa yükselecek olan Yitzhak RABİN yapmaktaydı.
    İsrail kendisini çevreleyen Arap ülkeleri ile savaşırken bu arada sürekli Yahudi göçü almaya devam etti. Devlet bir yandan da yeni gelen bu insanların hayatta kalabilmesi ve ülkenin sistemine adapte olabilmesi için destek sağlamaya çalıştı. Yahudiler dünyanın dört bir köşesine dağılmış olduğundan gelen göçmenler tamamiyle birbirinden farklıydı. Bu durum devlet için üstesinden gelinmesi oldukça zor bir problem teşkil ediyordu. Herkes kendi yaşam ve düşünce sisteminin yeni kurulan İsrail devletine egemen olmasını istiyordu. Bir yandan Avrupa ve Amerika'dan göçmüş kültürlü ve varlıklı Yahudiler, diğer taraftan komünist ülkelerden gelmiş aydın ve komünist Yahudiler, Kuzey Afrika'dan, Orta Doğu ülkelerinden ve Asya'nın uzak yerlerinden gelmiş göreceli olarak daha az kültürlü Yahudiler... Tüm bu insanların bir arada yaşaması gerekiyordu ve şartlar özellikle ilk zamanlarda çok ağırdı. Herkes göreceli olarak daha iyi durumda olan sahil kesimlere yerleşmeyi planlıyordu. Ama bu mümkün değildi. Devlet tüm toprakların savunulması ve Arap azınlık yanında çoğunluğun elde edilmesi için istemeseler de yeni göçmenleri değişik yerlere gönderdi. Bu arada Araplarla çatışmalar hiç dinmedi. 1956 yılında Mısır ile Sina Yarımadasında Dört Gün Savaşı yaşandı ve kazanıldı. Benzer durum 1967'de bu kez Altı Gün Savaşı ismiyle tekrar yaşandı ve İsrail bu savaştan da galip ayrıldı. 7 Haziran 1967 tarihinde Yahudi askerleri yaklaşık 2000 yıl aradan sonra Kudüs'e galip bir ordunun mensubu olarak girdiler. Bu İsrail tarihindeki en önemli olaylardan biriydi. Savaşlar ve çatışmalar Filistinli Arapların hayatını sürekli zorlaştırdı. İsrail devamlı olarak büyürken Arapların büyük bölümü canlarını kurtarıp mülteci kamplarına sığınmak zorunda kaldılar.
    Diğer taraftan İsrail'in değişik alanlardaki faaliyetleri de devam etti. 1977 yılında Maccabi Tel Aviv takımı Avrupa basketbol şampiyonu oldu. Bu olay İsraillilerin kendilerine olan güveninin artmasını sağladı. Hatta bir oyuncu maçtan sonra "Artık haritadayız" yorumunu yaparak bir ülke karakteri kazanmanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu ifade etti.
    Özellikle Yitzyak RABİN döneminde Araplarla barış planları yapıldıysa da bu mümkün olmadı. Rabin aşırı sağcı bir Yahudi tarafından suikast sonucu öldürüldü ve İsrail 50nci yılını da kan ve savaş dolu bir ortamda geçirdi.
     



Sayfayı Paylaş