18 Mart Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 25 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Çanakkale Geçilmez. Şiiri

    Şeytanlar birleşerek dört bir koldan sardılar
    Türk’ü tanımadılar, kolay lokma sandılar.

    Göz koymuşlar alçaklar meğerse yurdumuza
    Kürt ‘ü Çerkez ‘i Laz ‘ı koştuk omuz omuza.

    Girdiler boğazlara, kendilerinden emin
    Düşünmedi küstahlar, bu millet etmiş yemin.

    Boğazlar ki Vatanın vazgeçmez tapusudur
    Asla Geçilemeyen güvenlik kapısıdır.

    Etten duvar Mehmetçik tek vücut ve tek yürek
    Düşmana karşı durdu; ” Allah Allahdiyerek..

    Öyle çetin savaş ki, kol, gövde, bacak yerler
    Gökten mermi yağıyor, kanla dolmuş siperler.

    Adeta mahşer yeri candan serden geçilmiş
    ” Ya İstiklal Ya Ölümdiye kasem içilmiş.

    Aslan Seyit onbaşı; bir orduya bedeldi
    Attığı o dev mermi koca gemiyi deldi.

    Düşman gemisi battı boğazda yavaş yavaş
    Şükürler olsun Rab`bim kazanılmıştı savaş

    Allah`ın bir lütfu bu şaştı tüm Dünya alem
    Nasıl anlatabilsin yazamaz susar kalem

    Üçyüz bin şehit verdik, düşün bir dile kolay,
    Var mı eşi benzeri var mı böyle bir olay.

    Türk Milleti minnettar tarih yazdı yiğitler
    Bu ne büyük destandır ölmez aziz şehitler.

    Ey kudurmuş küstahlar ” Türk’e kefen biçilmez
    Aklınızda bulunsun ” ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”.

    Turgay Ata


    Mehmetçiğin Türküsü

    Siperlerden taşan, yanık bir türkü;
    Çanakkale asla geçilmez diyor.
    Düşmanın çokluğu, yıldırmaz Türk’ü
    Mehmetçiğin gücü ölçülmez diyor.

    Anam, kuşağıma dikti bir kese
    Kınalı koçuna, kondurdu buse
    Ne çıkar, yamalı olsa elbise!
    Esaret gömleği biçilmez diyor

    Sökülür, atılır elbet bu illet
    Bir Türk için, silik yaşamak zillet
    Allaha inanmış, necip bir Millet
    Düşman karşısında küçülmez diyor

    Vatan, bir bütündür, kimse bölemez
    Kudurmuş sırtlanlar, tek taş alamaz
    İstese de, umduğunu bulamaz
    Her çeşmenin suyu içilmez diyor

    İmanlı göğsümüz çelikten kalkan
    Asil yüreğimiz kaynayan volkan
    Pişman olur bize çatmaya kalkan
    Albayrak üstünde uçulmaz diyor

    Mermimiz biterse, yeter süngümüz
    Cesarette, yoktur bizim dengimiz
    Son nefere kadar, sürer cengimiz
    Savaş meydanından kaçılmaz diyor

    Cephede versek de, binlerce şehit
    Yerini doldurur, şanlı mücahit
    Hepimiz ant içtik, Rabbim de şahit
    Ölmeden, bu boğaz açılmaz diyor

    Conkbayırı, zığındere, kanlısırt
    Saldırıya geçti, bir sürü açkurt
    Simalar rengârenk, hava, kan, barut
    Burada, kim kimdir seçilmez diyor

    Bir gün, gün yüzüne çıkar gerçekler
    Cennette boy verir, solmaz çiçekler
    Düştüğü toprakta dirilecekler
    Şahadet şerbeti saçılmaz diyor

    Kanımızla yazdığımız destanı;
    Okusun, Avrupa, varsa irfanı.
    Onların, olsaydı biraz vicdanı
    Bir insan, bu kadar alçalmaz diyor

    İstiklâlim için veririm canı
    Namusum uğrunda dökerim kanı
    Düşmana çiğnetmem’’ Cennet Vatanı
    Bir başka diyara göçülmez diyor
    Çanakkale, asla geçilmez diyor

    Mehmet Postallı


    ÇANAKKALE ŞEHİT VERİYOR


    Çanakkale kan döküyor
    Analar babalar atalar ağlıyor
    Düşman askeri doğru durmuyor
    Çanakkale şehit veriyor

    Kim bilir hangi asker
    Kim bilir hangi vatan
    Yok olup gidiyorlar bu dünyadan
    Gözleri bile yaşarmadan

    Ana kucacı asker ocağı
    Çanakkaledeki düşmanları
    Düşünmeden şehit olan asker
    Kendi vücudunu sper eder

    Şimdi kurtuldu tüm türkiye
    Askerlerin sayesinde
    Sende önem ver vatanınla devletine
    Hiç bir zaman düşmana ezdirme


    Çanakkale Destanı


    Yaşamaz ölümü göze almayan.
    Zafer, göz yummadan koşana gider.
    Bayrağa kanının alı çalmayan,
    Gözyaşı boşana boşana gider!

    Kazanmak istersen sen de zaferi
    Gürleyen sesinle doldur gökleri
    Zafer dedikleri kahraman peri
    Susandan kaçar da coşana gider.
    Bu yolda herkes bir ey delikanlı
    Diriler şerefli ölüler şanlı
    Yurt için döğüşen başı dumanlı
    Her zaman bu şandan, o şana gider

    Faruk Nafiz Çamlıbel


    18 Mart Çanakkale

    Bulutlar sarmıştı her yanı,
    Kapkara bir geceydi,
    Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
    Sağnak gibi yağıyordu,
    Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
    Top,tüfek sesleri,
    Her yanı inletiyordu,
    Mustafa Kemalin askerleri,
    Aslanlar gibi dövüşüyordu,
    Ve Çanakkale kahramanca,
    Düşmana selam veriyordu,

    Kükrüyordu tepeden,
    Mustafa Kemal,
    Vatanıma ayak basacaksa düşman,
    Yaşamanın ne gereği var,
    En son nefer ölünceye kadar,
    Dövüşeceksiniz aslanlar,
    Görecek bütün dünya,
    Ne aslanlar doğururmuş,
    Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.

    Ali Osman Yılmaz


    Çanakkale Şavaşı

    Bir şavaş vardı Çanakkale’de
    Şehit kan verdi göz göre göre!
    Yaş 5-65 demedi,
    Şehit etti Türkiye’yi!

    Gazisi var şehidi,
    Canını verdi bu vatana!
    Gerçek bir imanla,
    Kazandı bu savaşı.

    Yenilgiye düştü karşı taraf,
    Silah bol,iman az.
    Vatan sevgisi yoktu,
    Gönülde büyük eksik var.

    Çanakkale Destanım
    Çanakkale şanımsın,
    En büyük destanımsın.
    Binlerce Mehmetçiğe,
    Bağrında kabristanımsın.

    Çanakkale şerefim,
    Binlerce neferlerim.
    Dalgalanır rüzgarıyla,
    Bayrağım nefeslerinin.

    Gökyüzünden hilal düştü,
    Al olmuş ten üzerine.
    Yıldız kopardı melekler,
    Sundular şehitlerime.

    Ay yıldız kucaklaştı,
    Kanlarımızla bayraklaştı.
    Çanakkale geçilemedi,
    Şehitlerimle destanlaştı.

    Erdinç Sert


    Çanakkale


    Gün geçmiş,yıl geçmiş ne yazar.
    Her karış torağında bin,şehit bir mezar.
    Yeryüzünde yaşadıkça,tek dişi canavar.
    Türk milleti aynı destanı yine yazar.

    Sen rahat uyu ey şanlı şehit.
    Gölgesinde gölgelen al bayrağın.
    Hangi kem göz sana edebilir nazar.
    Türk milleti aynı destanı yine yazar.

    Yedi cihana yeter yazdığın destan.
    Gök kubbe ay,yıldız sana verir selam.
    Çanakkaleyi düşmana yaptınya mezar.
    Türk milleti aynı destanı yine yazar.

    Dünya döndükçe Çanakkale yine geçilmez.
    Kanınla suladın toprağı hangi canlı seni bilmez.
    Sen yazdın cihana şanlı tarihi artık kim bozar.
    Türk milleti aynı destanı yine yazar.

    Şefik Aydemir


    Çanakkale ile Atam

    Atam senin sayende herşey oldu,
    Sana minnettarız Atam
    Çanakkale savaşında
    Düşmanları yenip
    Vatanı milleti kurtardın Atam
    O,düşüncelerine,fikrine,
    Sevgine,saygına,
    Cesaretine,yeteneğine,
    Hayranım Atam


    ÇANAKKALE DİYARINDA

    Denize takılan kilit
    Dünyayı kaldıran yiğit
    Alaylar var toptan şehit
    Çanakkale diyarında

    Kahraman şehit cavuşlar
    Şehitliğe uçan kuşlar
    Savaşta yeni buluşlar
    Çanakkale diyarında
     



  2. EjjeNNa Administrator

    Çanakkale Şehidlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
    Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
    Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
    Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
    Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
    Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
    “O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
    sım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
    Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
    Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    “Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
    Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy


    Bayrağım


    Şehit kanlarıyla, vermişim rengini,
    Gökten Ay’la-Yıldızı koparmışım;
    Yüreğimi koymuşum sana, yüreğimi;
    Birde vatan sevgimi….
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!…

    Delikanlımın damarındaki kansın,
    Sen, cansın, canansın.
    Yansın, bu yürekler sana yansın;
    Vatan aşkıyla yansın
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!…

    Sevgisin, Mutluluksun, Umutsun;
    Aşksın, Destansın, bulutsun;
    Sen bensin, Benliğimsin…
    Sana, canım feda olsun!….
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!…

    Yılmaz Çelik


    Çanakkalede Otuzbin Şehit


    Çanakkalede otuzbin şehit,
    Hepsi bir birbirinden yiğit,
    Bundan sonrasını tarihler yazar,
    Çanakkale de analar ağlar.

    Derdim derdim garip halim,
    Kanı içmiş dağlar sanki düşmanım,
    Ne analar ne bacılar,
    Çanakkalede zaferler yatar.

    Düşman pusu atmış çanakkale yollarına,
    Yol vermiyor dağlar nice yiğit aslanlara,
    Yol vermesen küserim yara,
    Deli gönlüm gitmek ister şanıyla.

    Mermiler yağıyordu yağmur gibi yiğitlerimizin üstüne,
    Ay yıldızlı bir bayrak dalgalanıyordu gök yüzünde,
    Mekanınız cennet olsun ebediyetde,
    Çanakkalede şehitler yatar diz dize.

    Haydar Turan


    Çanakkale Şiiri

    Savaşmak için değil koşmaları
    Şehit olmaya koşuyor her biri
    Boşuna değil coşmaları
    Onları coşturan aziz milleti

    Askerler neredeyse kucaklaşacak
    Siperler o kadar yakın ki kendilerine
    Mermiler geçecek delik bulacak
    Çarpmamak için birbirine

    Atam çelik gibi bakıyor düşmana
    Sıkıysa gelin alın toprağımızı
    Arkası sağlam, bakmıyor arkasına
    Dalgalatarak geliyor yiğitler bayrağımızı

    Haykırışlar, feryatlar, nidalara karışmış
    Kurşun yarası bile hissetmezler
    Kader, Mehmed’ime ölmek yazılmış
    Bu koca yürekler asla pesetmezler

    Saçılmış tohum gibi ölü bedenler
    Birbiri üstüne yatıyor mehmetler
    Sulanmış kanlarla topraklar, tepeler
    Çıkacak, yeşerecek ağaçlar, verecek meyveler

    Muhterem Aslan
     

Sayfayı Paylaş