11. Sınıf / Felsefe / Sayfa 91-92-93-94 Özeti

Konusu 'Felsefe' forumundadır ve Balako tarafından 21 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Balako Well-Known Member


    Sayfa 91

    Sörên Kierkegaard'ın Dindar Varoluşçuluğu

    İnsan yaşamında iki dönem ve iki varoluş tarzı vardır. 1. Estetik dönem, 2. Ahlaki dönem. Birincisinde insan, duyum ve duyguları tarafından yönlendirilir. Evrensel ilkelerin bilgisi ve ilgi sahası dışından yönlendirilir.

    İkincisinde, ahlaki ilkelere bağlanır ve onlara uygun bir yaşam sürer. Ahlaki varoluş tarzında bulunan bir insan, verdiği bir kararla dinî varoluş tarzına yükselir. Dinî varoluş, insanın Tanrı karşısındaki sorumluluğunun farkına varması ve özüne uygun yaşamasıdır. Özüne uygun yaşam ilkeleri aynı zamanda ahlaki yaşamın da ilkeleridir.

    Varlığı bir bütün olarak hiçbir felsefi yaklaşım kuşatamaz. Felsefe akla dayanırken varlığın ussal olmayan yönlerini görmezden gelir. Örneğin varlık ve yaşam, akılla kavranılacak türden bir şey değildir. Aklı ve toplumsal yaşamı ön plana çıkaran yaklaşımlar, bireysel varoluşu gözden kaçırmaktadır. Birey olmak; somut, öznel ve uyanık olmaktır. Somut insan, düşünürken insanın nesnel yönünü; öznel insan, düşünürken kendi iç dünyasını; uyanık insan ise, tekil varoluşunu dikkate alan ve öyle davranan insan demektir.

    Herkes tek ve yalnızdır. İnsanın bunun idrakinde olarak yaşaması bireysel varoluştur. Bunu gerçekleştiremeyen insan, uyku hâlindeki insandır. Her insanın doğasında var olan bu kaygı; yalnızlık, unutulmuşluk ve evrende kaybolmuşluk hissiyle birlikte yaşanır. Fakat insanlar, kaygı ve korkularından kaçarlar. Bu kaçış, aslında bireysel varoluştan kaçıştır. Bir yığın insan, bu kaygıdan uzak yaşar.

    Bireysel varoluş ile zaman arasında ilişki vardır. İnsan için iki tür zaman vardır: nesnel ve öznel. Doğadaki nesnel zaman, ritmik hareketler veya oluşumlarla gerçekleşir. Öznel zaman ise uzunlukları birbirine uymayan, herkes için aynı hızlı akmayan varoluş anlarıdır.

    Bireysel varoluş, birey-toplum ilişkisinde gözlenebilir. Herkes kendi varoluşunu gerçekleştirir. Kişi sadece kendisine ve Tanrıya karşı sorumludur. Bu yüzden kişinin yaşamı, yalnızlar arasında ve yalnızlık içinde geçer. Bireyler, toplum içinde soyut birer boşluk olarak bulunurlar.
     



  2. Balako Well-Known Member

    Sayfa 92

    Jean Paul Sartre'ın Tanrıtanımaz Varoluşçuluğu

    Varoluş, dünyada yer kaplamak değildir. Bitkilerle hayvanlar da yer kaplarlar fakat onlar var olmanın ne anlama geldiğini düşünmezler. Bitki ve hayvan gibi fiziksel nesneler, kendi varlıklarını fark edemeyen, kendilerine bir amaç belirleyemeyen, anlamsızlığı ve saçmalığı fark edemeyen varlıklar, "kendinde şeyler"dir. İnsan ise amacı kendisidir, bu yüzden "kendisi için şey"dir.

    Varoluş, var olduğunun bilincinde olmaktır. Varolduğunun bilincinde olan tek yaratık ise "kendisi için şey" olan insandır. İnsanın doğuştan getirdiği, onu olumlu ya da olumsuz yönlendiren bir doğası yoktur. Örneğin karakter ve kişilik doğuştan değildir. Hiçbir şeyimiz doğuştan değildir. Öyleyse "insan doğmak" diye bir şey söz konusu değil, yalnızca bir "varlık" olarak doğmak söz konusudur. Öyleyse insan doğasının belirlenmemişliğini ortaya koyabiliriz.

    Varlık ve hiçlik, vardır. Varlık, bir şeyin dünyada oluşudur. Hiçlik, aynı şeyin, şu anda algıladığım dünyada olmayışıdır. Örneğin biraz önce burada olan ama şimdi olmayan biri, benim için şuan hiçliktedir. Varlık, ona yönelmiş olan özneye bağlanmıştır. Bu yüzden varoluş, özden önce gelir. Öz, bir şeyi oluşturan şey, bir şeyin "doğası"dır.

    Belli bir doğası olmadığından insan, özgürdür. Her türlü kararında ve yapıp ettiklerinde özgür olduğundan, tüm yapıp ettiklerinden sorumludur.

    Özgür ve sorumlu birey, bir varlık olarak dünyaya öylece fırlatıldığı, terk edildiği, yabancılığını ve bir gün öleceği gerçeğiyle yüzleşir. İşte o anda kaygılanmaya ve derin ruhsal bulantılar yaşamaya başlar. Buna "varoluşsal kaygı" denir. Varoluşsal kaygı, evrenin ve içindeki tüm varolanların anlamsız ve saçma olduklarını hissettirir. Saçmalık insanı varlıktan tiksinte ve sıkıntı duymaya iter. İnsan böyle bir durumda, neyi ve nasıl yapacağına kendisi karar vermek zorundadır; seçimini yapmak zorundadır: her şeye rağmen sorumluluk hissiyle hareket etmek mi yoksa sorumluluktan ve varoluştan kaçmak mı? Hangisini seçeceksiniz? Bu önemlidir.

    Özgür seçimler insana, kendi doğasını oluşturma sorumluğunu kazandırır. İnsan aldığı kararlarla ve gerçelştirdiği davranışlarıyla kendini aşama aşama oluşturur. Bu "İnsan kendini yaratır." demekle aynı anlama gelir. Öyleyse insan, özgürlüğe mahkumdur.
     
  3. Balako Well-Known Member

    Sayfa 93

    Pragmatizmin Varlık Görüşü

    Pragmatizm (faydacılık) der ki: Eylem, söylemden; deneyim, sözde evrensel ilkelerden üstündür. Düşünceler, anlamlarını sonuçlarından, doğruluklarını da işe yararlılıklarından alır: iyi, doğru, güzel ve hakikat... Bunların tümü, aynı anlama gelir: Fayda sağlayan şey. Bireye veya topluma fayda sağlayan bir uygulama doğru, bir davranış iyi, bir nesne gerçek, bir bilgi hakikattir.

    Hakikat, değişkendir; doğru da olabilir, yanlış da. Bu yüzden hiçbir konuda spekülatif tartışmalara girilmemelidir. Felsefenin yerine getireceği tek işlev, hangi dünya görüşünün hayatımızın belli anlarında bize ne gibi kolaylık ve zorluklar yükleyeceğini tespit etmek olmalıdır. Bir eylemin doğru olup olmadığını uygulandığı zaman bilebileceğimiz gibi, her şeyin en doğrusunu da gelecekte görebileceğiz.

    "Varlık var mıdır?", "Kaç tane dünya vardır?", "İnsanın bir kaderi var mıdır?", "İnsan özgür müdür?", "Varlık, maddi midir yoksa ruhsal mıdır?" gibi sorulara kesin ve net bir cevap vermek zordur, üstelik bunları tartışmak anlamsızdır. Önemli olan, insanın evrende diğer varlıklarla birlikte bulunuyor olması ve insanın hayata tutunmak istemesidir. Bizi hayatta tutan alışkanlıklarımız, deneyimlerimiz ve pratiklerimizdir. İnsan pratiğine ve deneyimine karşı koyan tek şey, insan dışındaki dışsal gerçekliktir. İnsan, bu dışsal gerçekliği daha iyi bir yarın için, alışkanlıkları ve pratikleri sayesinde sürekli dönüştürür.

    İnsan sonsuz sayıda yararlı ve zararlı maddi bir dünyada yaşar. Hiçbir nesne veya düşünce, sürekli yararlı veya sürekli zararlı olamaz. Bugün yararı olmayan bir şeyin yarın etkisi olabilir. Bu yüzden düşünceleri ve nesneleri, sürekli "elimizin altında", yani "stokta" tutmakta fayda vardır. Varlığın bilgisi ve bilginin hakikati, gerçek yaşam koşullarında sorgulanmalıdır. Kısacası eğer metafizik bir ilke, yaşamda kâr sağlıyorsa: maneviyat insanı mutlu kılıyorsa, maddecilik ekonomik sorunları daha hızlı çözüyorsa, bunlar doğru ve bunlara karşılık gelen nesne veya şey, birer gerçekliktir. Çünkü ne matematiğin, dinin, mantığın, ne de sezgi ve metafiziğin dayandığı değişmez özlere sahip olan gerçek varlıklar yoktur. Çünkü varlığın, kendini bize dikte eden "sabit ve belirlenmiş" bir doğası yoktur. Bu yüzden tüm spekülatif tartışmalar anlamsızdır. Öyleyse söylenmesi gereken tek şey şudur: Tartışmayı bırak, işine bak!
     
  4. Balako Well-Known Member

    Sayfa 94

    Nicolai Hartmann'ın Yeni Ontolojisi

    Seçmek, istemek, bir amaca yönelik eylede bulunmak, geleceği düşünmek gibi insani durumlarımız, ele geçirmek istediğimiz bizden bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu gösterir. Dış dünya, onu bilen özneden bağımsız olarak vardır.

    Varlık "çeşitlilik", "bölümlülük" ve "varoluş tarzlarını" içeren bir bütündür. Varlık kendi bütünlüğüyle oradadır. Varlık hakkında şimdiye kadar dört farklı yaklaşım tarzı ortaya konulmuştur. Bunları şöyle açıklayabiliriz:

    1. Varlığı, varlık biçimleri açısından ele almak: "Duyularla algılanan varlık" ve "düşüncelerle kavranılan varlık" ayrımı yapılmıştır.

    2. Varlığı, öz ve varoluş açısından ele almak: Daha önceki filozoflar varlığı öz ve varoluş olarak ayırmışlar fakat böyle bir yaklaşımın yanlış olduğu anlaşılmıştır. Öz ve varoluş birlikte bulunur.

    3. Varlığı, varoluş biçimleri açısından ele almak: Varlığı, öz ve varoluş olarak ayıramayız ancak varoluşu, somut ve soyut olarak, yani "algılanabilir varoluş" ve "düşünülebilir varoluş" olarak ayırabiliriz. Düşünceyle kavranılır olana, "ideal varoluş tarzı" diyebiliriz.

    4. Varlığı, dört katmanlı realite olarak ele almak: Bu yaklaşıma göre varlık, bilinçten bağımsız olarak vardır. Dünya birbirinden ayrı fakat bir araya gelerek bir bütün oluşturan dört katmanlı bir varlıktır. En altta, fizik bilimin incelediği inorganik katman vardır. Bu katman belirleyici özellikleri zaman ve mekan olan cansız cisimlerden oluşur; duyu organlarıyla algılanır. Onun üstünde biyolojinin incelediği organik katman vardır. Belirleyici özelliği büyüme ve gelişme olan canlıların varolduklarının bilgisine sezgiyle ulaşabilir. Organik katmanın üstünde ruhlu varlıklar katmanı yer alır. Buradaki bilinçli varlıklar ve onların davranışlarını psikoloji inceler. Ruhlu varlıkların belirleyici özelliği yaratıcılıktır. Alttan üste doğru ilk üç katman, gerçek varlıklar evrenini oluşturur. Varlığın en üst katmanında insanın ürettikleri ve onun değerleri gibi tinsel varlıklar bulunur. Onların belirleyici özellikleri özgürlüktür. Onları inceleyen disiplin ise felsefedir. Bu varlığın bilgisine akılla ulaşılır. Bu katman ideal varlık alanıdır.

    En altta fizik en üstte felsefe alanı vardır. Alt katmanın, varolmak için üst katmana ihtiyacı yoktur fakat üst katmanın, var olmak için alt katmana ihtiyacı vardır. Varlık, aşağıdan yukarıya doğru gittikçe özgürleşir ve etki gücü artar.
     

Sayfayı Paylaş