11.Sınıf Coğrafya / Sınava Hazırlık

Konusu 'Coğrafya 11. Sınıf' forumundadır ve Balako tarafından 4 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Balako Well-Known Member


    Doğal Sistemler

    Biyoçeşitlilik: Bir bölgedeki türlerin, genlerin, ekosistemlerin ve ekolojik olayların oluşturduğu çeşitliliğe biyoçeşitlilik denir.

    Biyosfer: Hava, su, toprak ve canlılardan oluşan yaşam alanına biyosfer denir.

    Ekosistem: Canlı ve cansız varlıkların aralarındaki karşılıklı bağlarla oluşturdukları sisteme ekosistem denir.

    Habitat: Bir organizmanın devamlı olarak yaşadığı yada ısrarla bulunduğu yerdir. Habitat, bir okyanus kadar büyük olabileceği gibi çürümüş bir odun kütüğünün altı veya bir karıncanın bağırsağı kadar küçükte olabilir. Birden fazla bitki ve hayvan türü aynı habitatta yaşayabilir.

    Ekolojik Niş: Bir canlının habitat veya ekosistem içerisindeki aralarındaki rekabeti azaltmak için benimsedikleri davranış, besleniş ve yaşayış şeklidir.

    Ekoloji: Canlılar ile çevreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalına denir.

    Biyolojik Çeşitliliği Etkileyen Faktörler

    Doğal Faktörler:

    1-) İklim: Bir bölgede yetişen bitki örtüsü ve o bölgede yaşayan hayvan toplulukları bölgenin iklim koşullarına bağlıdır. İklim daha çok sıcaklık ve yağış etmenleriyle biyoçeşitliliği etkiler.

    Sıcaklık: Sıcaklığın gerek bölgelere, gerekse mevsimlere göre değişmesi önemli biyolojik sonuçlar ortaya koyar. Canlılık faaliyetlerini 0-50°C arasında devam ettiren canlılar alabildiği gibi +100°C devam ettirebilen canlılarda bulunmaktadır. Bitki yaşamı için en elverişli sıcaklık derecesine optimum sıcaklık denir.

    Yağış: Dünyadaki bütüm yaşam olayları suya bağlı olarak gerçekleşir. Ayrıca su organik maddelerin yapılmasını sağlayan fotosentez olayı içinde gereklidir. Her bitkinin yetişmesi için değişik miktarda suya ihtiyacı vardır. Bitkinin ihtiyaç duyduğu su miktarından daha az yağış alan yerlerde bitki yetişmez. Yağış miktarını 200 mm'nin altına düştüğü yerler kurak alanlar olarak ifade edilir. Bu bölgelerde bitki örtüsü çok cılızdır. Sadece şiddetli kuraklığa uyum sağlayabilen bazı bitkiler yetişebilmektedir. Bunun yanında yıl boyunca bol suya gereksinim duyan bitkilerde vardır.

    Bitkilerin Su İhtiyaçlarına Göre Sınıflandırılması

    • Higrofitler: Çok miktarda suya ihtiyaç duyan bitkiler > Ekvatoral Bölge
    • Mezofitler: Ne az ne de çok suya ihtiyaç duyan bitkiler > Ilıman Kuşak
    • Kserofitler: Az miktarda suya ihtiyaç duyan bitkiler > Çöller
    • Hidrofitler: Suda yaşayan bitkiler > Nilüfer

    2-) Yer Şekilleri: Yer şekilleri biyoçeşitlilik üzerinde yükselti, eğim, bakı ve kara ve denizleri dağılışı etmenleriyle etkiler.

    Yükselti: Deniz seviyesinden yükseldikçe sıcaklık, basınç ve nem azalır. Buda bitkiler üzerinde iklim koşullarını etkilediği için dolaylı bir etkiye sahiptir. Yani yerden yükseldikçe biyoçeşitlilik azalır.

    Eğim: Arazinin diklik derecesini ifade eder. Buda güneş ışınlarının toprak, bitki ve hayvanlar üzerine gelme açısını etkileyen bir faktördür. Yani eğim, sıcaklığı etkilemesi yönünden ekolojik bir önem taşımaktadır. Eğimin fazla olduğu yerlerde güneş ışınlarının geliş açısı daha büyüktür. Eğimin az olduğu yerlerde güneş ışınlarının geliş açısı daha küçüktür.

    Bakı: Bir ortamın rüzgardan etkilenme ve güneş ışınlarından faydalanma oranını belirleyen, hem ışık hem de sıcaklık üzerinde etkili olan bir faktördür.

    Kara ve Denizlerin Dağılışı: Karalar için okyanuslar, okyanuslar için karalar birbirleri için sınırlayıcıdırlar.

    Toprak ve Biyoçeşitlilik: Bitkiler kök sistemleriyle toprağa bağlıdırlar ve gereksinim duydukları mineral ve suyu topraktan alırlar. Toğrağın geçirimsiz ve kil oranının fazla olduğu yerlerde ağaç türü bitkiler gelişmemekte, daha çok köklerin yüzeye yakın ot türleri yetişmektedir. Toprağın geçirimli olduğu yerlerde hava ve su hareketine olanak sağladığı için ağaç yetişmesine daha elverişlidir. Topraktaki tuz ve kireç oranının fazla olması bitki çeşitliliğini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca toprak kalınlığında fazla olduğu yerlerde bitkiler, kalınlığın az olduğu yerlere göre daha uygun yaşam koşulları bulmaktadır.

    Paleocoğrafya Faktörleri: Yerkürenin ilk oluştuğu dönemden günümüze kadar geçirdiği tüm coğrafi değişimleri inceleyen bir bilimdir.

    Kıtaların Kayması: Yeryüzünde tek büyük kara parçası olan pangeadan görünümünü alana kadar geçen süre boyunca kara ve denizlerin dağılışlarında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Kıtaların yaklaşması yada uzaklaşması bitki ve hayvanların göç yollarının değişmesinin daha önce bir arada bulunmayan türlerin birbirleriyle karşılaşarak etkileşimlerine neden olur.

    İklim Değişiklikleri: Bazı türlerin yok olmasından dolayı çevreye uyum sağlamasında veya göç etmesinde önemli bir etmendir. İklim değişikliğine bağlı olarak deniz seviyesinde meydana gelen değişimler kıyılarda yaşayan bazı türlerin kitlesel olarak yok olmasına neden olmuştur. Buzul çağlarından buzulların kapladığı alanlar genişlediği için kara hayvanlarının yeryüzünde yayılış alanları daralmıştır.

    Ekosistemlerin İşleyişi

    Ekosistem: Canlıların kendi aralarındaki karşılıklı ilişkilerin ve fiziki faktörlerin etkisi ile meydana gelen ekolojik ortam bir kompleks oluşturur. Buna ekosistem denir.

    Büyük, küçük tüm ekosistemler şu temel öğelerden oluşur:

    1-) Biyotik Öğeler (Canlı Öğeler):

    • Üreticiler
    • Tüketiciler
    • Ayrıştırıcılar

    2-) Abiyotik Öğeler (Cansız Öğeler)

    • İnorganik Maddeler
    • Organik Maddeler
    • Fiziksel Koşullar

    Ekosistemlerin Özellikleri:

    • Ekosistemler dinamizm içindedirler. Ekosistemlerin dinamiğini doğum, gelişim, ölüm ve ayrışma olaylarıyla madde ve enerji akımı simgeler.
    • Ekosistemleri oluşturan 4 unsur vardır. Bunlar cansız varlıklar, üretici organizmalar, tüketici organizmalar ve ayrıştırıcılardır.
    • Ekosistemlerin sınırları doğada sabit değildir. Bir okyanus kadar büyük olabilecekleri gibi bir evin bahçeside ekosistem oluşturabilir.
    • Ekosistemler zamanla değişir.

    Ekosistemler ikiye ayrılır.

    a) Sulara ait Ekosistemler: Sulardaki yaşam ortamlarına ait ekosistemlerdir. Tatlı su, tuzlu su, akarsu ve göl ekosistemleri gibi.

    b) Karasal Ekosistemler: Karasal alanlardaki yaşam ortamlarına ait üniteleri kapsar. Bunlarda kendi aralarında biyom denilen alt birimlere ayrılmaktadır.

    Ekosistemlerin İşleyişi

    Her ekosistemin hammadde varlığı bellidir ve kullanıldığı oranda yerine konmadığı takdirde tükenmeye mahkumdur. Ekosistemin varlığının temeli olan madde ve enerji dolaşımı ve onun sonucu olan yenilenme hava, toprak, su ve üretici organizmalar arasındaki besin ve enerjinin meydana gelmesi bunların tüketiciler tarafından kullanılması, artıkların organik çürüntüleri belirli yollarla ortama geri iade edilmesi ekosistemlerin işleyişi anlamlna gelir.

    Besin Zinciri: Dünyada besin üretmek için her türlü madde (su, oksijen, azot vb.) bulunur. Bu maddelerin canlılar tarafından kullanılabilmesi için organik besinlere (karbonhidrat, protein, vitamin) dönüştürülmesi gerekir.

    Bitkiler algler ve bazı bakteriler fotosentez yoluyla inorganik maddelere organik besinlere dönüştürebilen canlılardır. Bu dönüşümün gerçekleşmesi için güneş enerjisine ihtiyaç duyulur. Güneşten gelen enerji fotosentez yapan canlıların ürettikleri besinlerde depolar. Daha sonra bu enerji birincil tüketicilere (otçul), daha sonra ikincil tüketicilere (otçul ile beslenen etçiller), daha sonra üçüncül tüketicilere (etçillerle beslenen etçiller) ve en sonunda ayrıştırıcılara (mantarlar ve bakteriler gibi) aktarılır.

    Enerji Akışı: Canlılar tüm yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Ekosistemlerdeki enerji akışı güneşten gelerek üreticiler, tüketiciler, etçil tüketiciler ve ayrıştırıcılara doğru tek yönlüdür. Canlılar tarafından kullanılan enerjinin bir kısmı çevreye ısı olarak yayılır.

    Madde Döngüleri

    Hangi boyutta olursa olsun bir ekosistemin dengesinin koruyabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için madde döngüsü ve besin zinciri ile tüketilen maddelerin yeniden üretimi için tekrar ekosisteme iade edilmesi gerekir. Çünkü her ekosistemin hammadde varlığı bellidir ve kullandığı oranda yerine konmadığı takdirde tükenmeye mahkumdur. Madde döngüsünün tükenmeyen tek unsuru besin zincirinin motoru olan güneş enerjisidir.

    1-) Karbon Döngüsü: Karbonun yeryüzünde Litosfer, Hidrosfer, Atmosfer ve Biyosfer olmak üzere 4 büyük kaynağı vardır. Atmosfer'de karbondioksit (CO2) halinde, Hidrosfer'de karbondioksit ve bikarbonat halinde, Litosfer'de kömür, doğalgaz, petrol ve kireç taşı halinde, Biyosfer'de ise karbon olarak bulunur.

    Hayvanların ve bitkilerin solunumları sonucunda Atmosfer'e karbonhidrat verilir. Atmosfer'e geçen karbonhidrat fotosentez işlevinde kullanılır. Atmosfer ve Litosfer'in kendi içlerinde ve aralarındaki CO2 dengesi insanların çeşitli faaliyetleri sonucunda bozulmaktadır. Örneğin, taş kömürü ve linyitin kullanılması sonucunda Atmosfer'deki CO2 dengesi değişmektedir.

    Karbondioksit Tüketimi:

    • Kara ve deniz bitkileri tarafından fotosentez olayında kullanılır.
    • Deniz hayvanlarının kabuk oluşumunda kullanılır.
    • Deniz hayvanlarının ve bitkilerinin ölümü ile dibe çöker ve karbonatlı kayaçlar halinde depo edilmesi sırasında kullanılır.
    • Ölen canlıların bünyesindeki karbon, zamanla basıncın etkisiyle petrol ve kömür gibi fosil yakıtlara dönüşür.

    Karbondioksit Üretimi:

    • Canlıların solunumu ile doğaya döner.
    • Ölen canlıların çürümesi ve orman yangınları sonucu doğaya döner.
    • Karbonatlı kayaçların fiziksel ve kimyasal yollarla ayrışması sonucunda havaya yayılır.
    • Suyun hava ile temas yaptığı yüzeyde karbon alışverişi gerçekleşir. Burada karbondioksit akışı su yüzeyinden Atmosfer'e, Atmosfer'den suya doğru 2 yönde gerçekleşir.

    2-) Oksijen Döngüsü: Doğada oksijen, Atmosfer'in %21'ini meydana getirir. Doğada oksijen, atomik oksijen (O), moleküler oksijen (O2), ozon (O3) şeklinde bulunur. Oksijen solunum için gereklidir. Ayrıca kömür, doğalgaz ve odun gibi maddelerin yanması sırasında büyük ölçüde tüketilir. Atmosfer'e oksijen sağlayan kaynaklardan birisi klorofilli bitkilerin fotosentez süreci sırasında meydana gelen oksijendir. Ayrıca Atmosfer'in yüksek seviyelerinde suyun fotolizi (suyun hidrojen ve oksijen iyonlarına ayrılması) sırasında oksijen meydana gelir. Atmosfer'in içerdiği oksijen miktarında bugüne kadar önemli bir değişiklik olmamıştır. Yani tüketilere eşit miktarda Atmosfer'e iade edildiği ve bu nedenle döngüsünün denk kapandığı anlaşılmaktadır.

    3-) Azot Döngüsü: Azotlu maddeler organizmalar için son derece önemlidir. Bu maddelerin esas kaynağı atmosferin %78 oranda içerdiği moleküler azot gazı meydana getirir. Fakat bunun organizmalar tarafından kullanılabilmesi ancak bazı süreçler geçirerek nitrit ve nitratlar haline dönüşmesi sayesinde mümkün olmaktadır. Atmosferde özellikle elektrik deşarjlar sırasında meydana gelen enerji sayesinde azot, oksijen ile birleşerek nitrit ve nitratlara dönüşür ve yağışla toprağa girerek bitkiler tarafından kullanılır. Fakat azotun büyük ölçüde dönüşümü topraktaki bazı bakteriler tarafından gerçekleştirilir. Bu bakterilerin bir kısmı azotu oksijen ile birleştirerek nitrit ve nitratların oluşumunu sağlar. Bir kısmı da azotu amonyağa dönüştürür. Bazıları ise organik maddeleri parçalayarak bunları organizmaların azot bileşiklerine çevirirler. Yani tekrar azot haline getirerek atmosfere kazandırılmasını sağlarlar.

    4-) Fosfor Döngüsü: Doğadaki fosforun kaynağını yer kabuğundaki fosfatlı kayalar, sular ve canlılar oluşturur. Fosfor doğada azota göre daha az bulunur. Ayrıca atmosferde bulunmaz. Bu nedenle yer kabuğundan veya canlılardan itibaren dolaşıma girer. Dolaşımın temelini karalardan denizlere ve yeniden karalara taşınması oluşturur. Kayalarda sularda veya kemik, diş ve deniz kabuklar gibi organizma artıkların da bulunan ve suda erimeyen fosfat bileşikleri kemosentez yapan mikroorganizmaların etkinliği ile açığa çıkan nitrik asit ile suda çözülür, fosfat tuzları haline gelir. Bitkiler tarafından kullanılan fosfat tuzları besin zinciri yoluyla diğer canlıların bünyesine geçer.
     

    Ekli Dosyalar:

    • hooh.JPG
      hooh.JPG
      Dosya Boyutu:
      18,6 KB
      Görüntüleme:
      4
    1 kişi bunu beğendi.



  2. Balako Well-Known Member

    Şehirlerin Fonksiyonları ve Etki Alanları

    Şehirlerin Fonksiyonları:

    İlk yerleşmeler tarımla birlikte başlayıp geliştiği için ilk şehirlerdeki ekonomik etkinlik de tarımdı. Zamanla tarımın yanı sıra tarım aletleri ve çanak çömlek üreten zanaatçılar da yeni bir meslek grubu oluşturmuştur.

    Şehirler, nüfus ve fonksiyonları bakımından birbirlerinden farklı özellikler göstermektedir. Şehirlerdeki başlıca fonksiyonlar tarım, sanayi, madencilik, ticaret, ulaşım ve turizmdir. Hiçbir şehirde tek bir fonksiyon özelliği görülmez.

    Madenlerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte maden yataklarına yakın olan şehirlerin önemi artmış, şehirler zamanla madencilik şehri konumuna gelmiştir. Almanya'nın Essen şehri, kömür yataklarından dolayı hızlı bir gelişme göstermiştir.

    Şehirler, aynı zamanda dinî etkinlikler açısından da önemli yerler olmuştur. Bazı şehirler, belirli dinlerin merkezi haline gelmiş ve dinî şehir özelliği kazanmıştır. Örneğin Roma, Hristiyanlığın merkezi olmuştur. Aynı şekilde Mekke ve Medine, günümüzde de Müslümanlığın önemli şehirleridir.

    Şehirlerden bazıları kıyılarda kurulmuştur. Kıyıdaki bu şehirlerin bir kısmı, deniz ulaşımının gelişmesine bağlı olarak önemli liman şehirlerine dönüşmüştür.

    Şehirlerin fonksiyonlarındaki çeşitlilik, Sanayi Devrimi'nden sonra büyük ölçüde artmıştır. Sanayi Devrimi'yle birlikte sanayi, şehirlerin öne çıkan fonksiyonları arasında yer almıştır.

    Şehirlerin gelişmesine eğitim de etkide bulunmaktadır. Özellikle üniversitelerin bulunduğu şehirler, hızlı bir gelişme göstermektedir. Örneğin İngiltere'nin Oxford şehri, eğitim bakımından küresel bir etkiye sahiptir.

    Şehirlerin Etki Alanları:

    Şehirler, birçok fonksiyonları olan ve yüksek oranda nüfus barındıran yerleşim birimleridir. Bu özellikleriyle bazı şehirler, yalnızca bulunduğu ülkenin değil dünyanın önemli merkezleri haline gelmişlerdir. Bu durumun oluşmasında bazı şehirlerin bir, bazılarının birden fazla özelliği etkili olmuştur. Küresel etkiye sahip olan şehirlerdeki başlıca ekonomik etkinlikler: bankacılık, borsa ve ticarettir. Çünkü günümüzde para piyasası uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bu nedenle bir borsa merkezindeki gelişmeler, aynı günde birçok ülkenin para piyasasını doğrudan etkilemektedir.

    Bazı şehirler, belirli dönemlerde açılan fuar, festival ve karnavallarıyla küresel bir etkiye sahiptir. Bu şehirlerin başında kuşkusuz Brezilya'nın Rio De Janerio şehri gelmektedir.

    Şehirlerden bazıları ise bölgesel etkiye sahiptir. Örneğin en eski şehirlerden biri ve Suriye'nin başkenti olan Şam, Orta Doğu'da önemli etkisi bulunan şehirlerdendir. Buna göre Şam'ın etkisi bölgeseldir.

    Birde yerel etkiye sahip olan şehirler vardır. Örneğin Malatya tarım alanında gelişmiştir. Çevresindeki birçok yerleşim biriminin alışveriş merkezi olduğundan ticari önemi olan yerel şehirlerdendir.

    Büyük Şehirlerin Kurulduğu Yerler:

    Büyük şehirlerden bazılarının fonksiyonları, küresel boyuta ulaşmıştır. Bu tür şehirlerdeki gelişmeler, dünyanın tamamını etkilemektedir. Özellikle ekonomik ve politik öneme sahip olan şehirlerin küresel etkileri daha fazladır.

    Küresel etkiye sahip olan şehirlerin en önemli özelliği ulaşım bakımından elverişli yerlerde kurulmuş olmalarıdır. Geniş bir hinterlanda sahip olan bu tür şehirlerin önemli bir kısmına deniz yoluyla da kolayca ulaşılabilmektedir.

    Şehirlerin Tarihsel Süreçte Gelişimi

    İlk insanlar, avcılık ve toplayıcılıkla geçindikleri için belirli bir yere bağlı olarak yaşamıyorlardı. Neolitik Dönem'de tarımsal üretimin başlamasıyla birlikte yerleşik hayat da başladı. İlk yerleşmeler, tarıma bağlı olarak geliştiği için tarıma elverişli yerler başlıca yerleşim alanları olarak seçilmiştir. Bu yerleşmelerin bir kısmı zamanla büyüyerek şehirlere dönüşmüştür.

    İlk şehirler, birinci derecede üretimin artmasına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Üretimin artması, ticaretin gelişmesini, bu da şehirlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Böylece şehirlerde tarımın yanı sıra ticaret de önemli bir ekonomik bir etkinlik olmuştur.

    Üretim, Dağıtım ve Tüketim

    Ekonomi, genel olarak üretim, dağıtım ve tüketim ilişkilerini kapsayan bir kavramdır. Bu kavramın temelini tüketim oluşturur. Çünkü en çok tüketilen maddeler aynı zamanda en çok üretilen ve dağıtılan maddelerdir.

    Üretim, dağıtım ve tüketim ilişkisi, özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra büyük bir önem kazanmıştır.

    Üretim: Mal ve hizmetlerin yetiştirilmesi ya da imal edilmesidir.
    Dağıtım: Mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaştırılmasıdır.
    Tüketim: Mal ve hizmetlerin kullanılmasıdır.

    Üretim, Dağıtım ve Tüketimi Etkileyen Doğal Faktörler:

    Yeryüzündeki ilk üretimden günümüze kadar, insanların temel besin kaynağı tarımdan elde edilmektedir. Tarım, birinci derecede iklim koşullarına bağlıdır. Bu nedenle ilk yerleşmelerden günümüze kadar insanlar, tarıma elverişli alanlara yerleşmişlerdir. Tarımsa üretim için iklimin yanı sıra su kaynakları ve yer şekilleri de önem taşır.

    Ormancılık etkinliği, birinci derecede iklime bağlıdır. Bol yağış alan yerlerde ormancılık daha çok gelişmiştir.

    Mera hayvancılığı, bitki örtüsüne dolayısıyla iklime bağlı bir etkinliktir. Gür otlakların bulunduğu yerler, hayvancılığın gelişmiş olduğu alanlardır. Arıcılık etkinliği de bitki örtüsüne bağlıdır.

    Üretim, Dağıtım ve Tüketimi Etkileyen Beşeri Faktörler:

    Üretim, dağıtım ve tüketim insanlarla ilgili bir etkinlik olduğuna göre bu etkinliklerde insan etkisi doğal faktörler kadar belirleyicidir.

    Üretimi etkileyen beşeri etmenlerin başlıcaları: sermaye, iş gücü, eğitim, deneyim ve üretimdir. Tarımsal üretim için öncelikle bir tarım toprağına gereksinim vardır. Tarlanın ekilip biçilmesi, iş gücü ve üretim araçlarıyla gerçekleştirilir.

    Tarımda olduğu gibi ulaşım, madencilik ve sanayi gibi üretim alanlarında da beşeri faktörler önemlidir.

    Tüketim, insanların ihtiyaçlarıyla ilgili bir olgudur. İhtiyaçlar ise iki ana gruba ayrılır. Bunlardan birincisi fizyolojik ihtiyaçlardır. Bunlar; barınma, yeme, içme ve giyinme gibi yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçların giderilmesi ise bireylerin gelir düzeyiyle ilgilidir. İkinci ihtiyaçlar ise sosyal ihtiyaçlardır. Bunlar gezme, eğlenme, dinlenme, kültürel etkinliklerde bulunma vb. etkinlikleri içerir. Sosyal ihtiyaçların karşılanması gelir düzeyine bağlıdır. Çünkü fizyolojik ihtiyaçlarını gideremeyenler, sosyal ihtiyaçlarını gideremezler.

    Üretim, Dağıtım ve Tüketim Sektörleri Arasındaki Etkileşim:

    Üretim, dağıtım ve tüketim birbirlerine bağlı etkinliklerdir. Bu nedenle birindeki gelişme diğerlerini de etkilemektedir. Üretim yeterli değilse pazara mal sunulamaz ve tüketim gerçekleşemez.

    Tarımsal ürünler, temel besin maddelerini oluşturmaktadır. Bu nedenle tarımsal üretim, dağıtım ve tüketimde diğer ürünlere göre daha önemli bir yere sahiptir.

    Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık bitki örtüsüyle ilgilidir. Kümes hayvancılığı ise üretilenlerin tüketim merkezlerine daha kısa sürede ulaştırılması için daha çok büyük şehirlerin çevresinde gelişmiştir. Bu durum aynı zamanda bazı hayvancılık türlerinin de büyük şehirlere yakın yerlerde yoğunlaşmasına neden olmuştur.

    Tarım ve hayvancılık gibi ormancılıkta da üretim, dağıtım ve tüketim arasında etkileşim vardır.

    Tüketimin Üretimi Etkilemesi:

    Pazar için üretilen bir ürünün yeniden üretilebilmesi için pazara sunulanların tüketilmesi gerekir. Eğer pazara sunulan ürünler tüketilmemiş ise aynı üründen pazara yeni sürüm yapılmaz. Üretici, ürettiklerini satamadığı için bir süre sonra üretimi durdurur. Tüketim, üretimi durma noktasına getirebileceği gibi üretimin artmasına da neden olabilir.

    Besin maddelerinden olan sebze ve meyvelerin tüketimi fazladır.

    İhtiyaç, insanların eksikliğini duydukları şeylerdir. Besin maddeleri insanların fizyolojik ve birinci derecedeki ihtiyaçları arasında yer almaktadır. Bu nedenle en çok tüketilen ürünlerin başında besin maddeleri gelir.

    Ürünler özelliklerine göre tahta kasa, karton kutu, plastik kap, cam kap, naylon koruma gibi maddelerin içinde korunur. Ambalajlanan ürünlerin üretim bölgelerine ulaştırılması ise ulaşım ağı sayesinde gerçekleşir. Bu da ürünün özelliği ve tüketim merkezine ulaştırılması gereken süreye bağlı olarak yeni sektörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneği çabuk bozulan ürünler hızlı ve özel soğutucu sistemlere sahip olan araçlarla taşınır.

    Üretim ve tüketim, dağıtımı etkiler. Bu nedenle dağıtım, ürünlerin kısa sürede tüketim merkezlerine ulaştırılmasını sağlayan araçların üretilmesini sağlar.

    Doğal Kaynaklar

    Doğal Kaynak Çeşitleri:

    Doğada bulunan ve insan eliyle yapılmamış olan kaynaklar, doğal kaynak olarak adlandırılır. Hava küre, su küre, taş küre ve canlı küre doğal kaynakların başlıcalarıdır. Doğal kaynaklar, ekonomik etkinliklerin ana maddesidir.

    Doğal kaynakları, canlı ve cansız olmak üzere iki ana gruba ayırabiliriz. Canlı doğal kaynaklar bitkiler ve hayvanlarıdır. Cansız doğal kaynaklar arasında madenler, toprak, hava ve su yer alır.

    Hava kirliliği sonucu kullanılamaz duruma getirilen bazı doğal kaynaklar ise filtreleme gibi teknolojinin olanakları kullanılarak yenilenebilmektedir.

    Doğal kaynaklar üçe ayrılır. Bunlar, tükenmeyen doğal kaynaklar, belirli koşullarda yenilenebilir doğal kaynaklar ve yenilenemeyen doğal kaynaklardır.

    Tükenmeyen Doğal Kaynaklar; su gücü, rüzgar gücü, güneş enerjisi, dalga enerjisidir.

    Belirli Koşullarda Yenilenebilir Doğal Kaynaklar; orman, toprak, hayvanlar ve havadır.

    Yenilenemeyen Doğal Kaynaklar; kömür, petrol, doğal gaz, madenlerdir.

    Hava küredeki başlıca doğal kaynak rüzgardır. Rüzgar gücü, yenilenebilen ve sürekli olarak yararlanılabilecek kaynaklardandır.

    Yerin derinliklerinden gelen sıcak sular iki şekilde oluşur. Bunlardan birincisi magmadan ilk kez yeryüzüne çıkan sulardır. Bir de yeryüzünden yerin derinliklerine kadar sızıp orada ısınarak tekrar yeryüzüne ulaşan sular bulunmaktadır. Bu tür sıcak sular tükenmeyen doğal kaynaklardandır.

    Toprak da belirli koşullarda yenilenebilen kaynaklar arasında yer almaktadır.

    Doğal kaynaklar, insan yaşamı için temel gereksinimlerdir. Canlı doğal kaynaklar olan bitki ve hayvanlar, insanların temel besin maddeleridir. Cansız doğal kaynakları oluşturan hava, su ve toprak da yaşamın ayrılmaz ögeleridir.

    Doğal Kaynak ve Ekonomi:

    Doğal kaynaklar, ülkelerin en önemli ekonomik güçleridir. Bu nedenle bazı doğal kaynaklar yönünden zengin olan ülkelerin ekonomik güçleri de fazladır. Örneği zengin petrol yataklarına sahip olan Orta Doğu ülkeleri, jeopolitik ve ekonomik bakımdan önemli bir yere sahiptirler. Orta Doğu'da savaşların bitmeme nedenlerinden en önemlisi bu bölgedeki zengin petrol yataklarıdır.

    Doğal kaynaklar, bir ülkenin kalkınmasında tek başına yeterli değildir. Çünkü bu kaynakları çıkarmak ve işlemek için gelişmiş bir teknolojiye ihtiyaç vardır.

    Doğal kaynaklardan her dönemde farklı ölçüde yararlanılmıştır. İlk ve Orta çağlarda doğal kaynaklardan yararlanma daha sınırlıydı. Bu dönemlerde temel ihtiyaçları gidermek için daha çok toprak ve sudan yararlanılıyordu. Bu dönemdeki başlıca ihtiyaç maddeleri yeme, içme, giyinme ve barınmayla sınırlıydı.
     
  3. Balako Well-Known Member

    Medeniyetlerin Beşiği Anadolu:

    Yeryüzündeki en eski yerleşim birimleri Çin, Hindistan, Mezopotamya, Mısır, Akdeniz kıyıları ve Orta Amerika'da kurulmuştur. Yeryüzünde belirlenen en eski yerleşim alanları arasında Türkiye de bulunmaktadır. İklim koşullarının elverişli, su kaynaklarının çok olması ve verimli tarım alanlarının bulunması Türkiye'nin bulunduğu yerde birçok uygarlığın kurulmasını sağlamıştır. Anadolu, ayrı Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine en yakın olduğu bir alanda bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı da birçok uygarlığın kurulduğu ve uğradığı alan olmuştur. Yapılan araştırmalar Türkiye'de en az 10 bin yıldan beri yerleşmelerin olduğunu göstermiştir.

    Türkiye'de ilk insanların yerleşim alanı olarak kullandığı çok sayıda mağara tespit edilmiştir. Bunlardan Antalya yakınlarındaki Karain Mağarası, Türkiye'deki en eski yerleşme yeridir. Ürgüp, Göreme ve Nevşehir çevresinde tüflerin işlenmesiyle oluşturulan barınaklar da eski yerleşim alanlarındandır.

    Mağaralar, ilk insanlar tarafından doğal barınaklar olarak kullanılmıştır. Akdeniz'deki mağaralarda Paleoitik Dönem'e ait kalıntılara rastlanmıştır.

    Anadolu'da yerleşik hayat, tarımsal üretimin başladığı ve bazı hayvanların evcilleştirildiği Neolotik Dönem'de başlamıştır. Bu döneme ait yerleşim birimleri höyüklerdir. Höyüklerin ortak özelliği tarım yapılabilen alanlara kurulmuş olmasıdır. Günümüzdeki birçok yerleşim birimi, adını yakınındaki höyükten almıştır. Bozüyük (Bilecik), Alacahöyük (Çorum) ve Çatalhöyük (Konya) yerleşim birimlerini bunlara örnek olarak verebiliriz.

    İlk Çağ'daki yerleşim birimlerinden biri de örenlerdir. Ören, İlk Çağ insanlarının düzlük alanlarda kurdukları yerleşim birimleridir. Bu tür yerleşim birimlerinin kalıntılarına daha çok İç Anadolu ile Batı Anadolu'da rastlanır. Ören (Balıkesir, Ağaçören (Aksaray) ve Akören (Konya), adını yakınındaki örenlerden alan yerleşim birimlerindendir.

    Güneydoğu Anadolu'da Neolitik Dönem'e ait yerleşim birimleri, Fırat ile Dicle kıyılarında bulunmaktadır. Adıyaman ve Şanlıurfa yakınlarında, ilk yerleşmelere ait kalıntılara rastlanmaktadır.

    Anadolu'daki eski yerleşim birimlerinin büyük bir kısmı akarsu ve göl kenarlarında kurulmuştur.

    Türkiye'nin birçok yerinde; Hitit, Urartu, Frigya, Lidya ve İyonyalılara ait yerleşim yerlerinin kalıntıları bulunmaktadır.

    Orta Çağ'da da birçok uygarlığın yaşamış olduğu Anadolu, yaklaşık bin yıl kadar Bizansların yönetiminde kalmıştır.

    Türkiye'de Arazi Kullanımı:

    Türkiye'de arazilerden yer şekilleri ve iklim özelliklerine göre farklı şekilde yararlanılmaktadır. Arazilerden yararlanılan başlıca alanlar şunlardır: Tarım, hayvancılık, turizm, ormancılık, madencilik, ulaşım ve yerleşme.

    Türkiye, yer şekilleri bakımından çeşitlilik göstermektedir. Dağlar, ovalar ve platolar Türkiye'deki yer şekillerinin başlıcalarıdır.

    Dağlar Türkiye arazisinin önemli bir kısmını oluşturur. Kuzey Anadolu Dağları, Toroslar, Batı Anadolu Dağları ve Doğu Anadolu Dağları Türkiye'deki dağlık alanların başlıcalarıdır.

    Dağlar, yaylacılık bakımından da önemlidir. Gür otlaklara sahip olduğundan hayvancılığın önemli bir kısmı dağlarda yapılır. Yaylalar ayrıca turizm alanı olarak da kullanılmaktadır.

    Türkiye'de geniş yer kaplayan arazilerden biri de platolardır. Akarsular tarafından derince yarılmış bu düzlüklere birçok etkinlik yapılır. Türkiye'deki en yüksek platolar Kars-Erzurum platolarıdır. Bu platolarda hayvancılık geliştirilmiştir. İç Anadolu'daki platolarda daha çok tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Obruk, Haymana, Cihanbeyli ve Bozok platoları, Türkiye'deki başlıca tahıl yetiştirme alanlarıdır.

    Türkiye'deki diğer önemli bir yer şekli de ovalardır. Kıyı ve iç bölgelerdeki ovalar, Türkiye'nin en önemli tahıl alanlarıdır. Verimli topraklara sahip olan bu yerlerde birçok tarım ürünü yetiştirilmektedir. Özellikle kıyı ovaları, sanayi ürünlerinin üretiminde önemli bir yere sahiptir. Çukurova, Göksu, Bafra ve Çarşamba deltaları; Amik, Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay çöküntü ovaları ile Antalya ve Adapazarı ovaları, kıyılardaki başlıca tarım alanlarıdır. Bu yerler, aynı zamanda başlıca yerleşim alanlarıdır.

    Türkiye'de tarım, yerleşme ve ulaşım açısından önem taşıyan yer şekillerinden biri de vadilerdir. Özellikle vadi tabanları, bu bakımdan büyük bir öneme sahiptir.

    Kıyılardaki kumsallar, deniz turizmi açısından önemlidir. Özellikle yaz aylarında yoğun bir turist akımına uğrayan kıyılar, Türkiye ekonomisine önemli katkı sağlar.

    Türkiye'deki göllerden de çeşitli amaçlarla yararlanılmaktadır. Tuz oranının az olduğu Beyşehir, Eğirdir, İznik, Uluabat, Kuş ve Sapanca gibi göllerden balıkçılık ve sulama amaçlı yararlanılır. Göllerimizden tuz ve soda üretiminde yararlanılır. Tuz Gölü tuz, Acıgöl ile Van Gölü ise soda üretilen göllerimizdir.

    Türkiye toprakları kullanılış amaçlarına göre şöyle gruplandırılmaktadır: Ekili dikili alanlar, meralar, ormanlar ve diğerleri.

    Türkiye topraklarının 1/3'inden fazlasını ekili dikili alanlar oluşturur.
    Türkiye topralarının yaklaşık 1/3'ini meralar oluşturmaktadır. Meraların önemli bir kısmı iç bölgelerdedir.
    Orman alanları, Türkiye'nin yaklaşık 1/4'ini kaplamaktadır. Ormanların yarısına yakınını iyi nitelikli ormanlar oluşturmaktadır.

    Türkiye, genel olarak yükseltisi fazla ve dağların çok olduğu bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye'de tarım etkinlikleri genellikle ovalarda, vadi tabanlarında ve platolarda yapılmaktadır. Marmara, İç Anadolu, Ege ve Güneydoğu Anadolu'daki ekili dikili alanların oranı diğer bölgelere göre fazladır. Akdeniz, Karadeniz ve Doğu Anadolu'da tarım alanlarının oranı azdır.
     
  4. Balako Well-Known Member

    Türkiye'de Ekonominin Sektörel Dağılımı

    Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de birçok meslek dalı bulunmaktadır. Bu meslek dalları sanayi, tarım ve hizmet sektörleri olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır. Bu sektörlerin oranı gelişmişlik düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Gelişmiş ülkelerde çalışan nüfusun büyük bir kısmı sanayi ve hizmet sektöründe çalışırken az gelişmiş ülkelerde tarımda çalışanların oranı daha fazladır.

    Sanayi geliştikçe tarımda çalışanların oranı azalmakta, sanayi ve hizmet sektöründe çalışanların oranı artmaktadır. Bu sektörlerin oranının değişmesi, gelişmişlik düzeyi ve ülkedeki ekonomi politikalarına bağlıdır.

    Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında çalışanların büyük bir kısmı tarım sektöründe bulunmaktaydı. Tarım sektörü, her dönemde önemini korumuştur. Günümüzde de tarımda çalışanların oranı çalışan nüfusun yarısına yakındır. Çalışanlar oranının en az olduğu sektör sanayidir. Çalışanların yaklaşık beşte biri bu alanda toplanmıştır. Ticaret, turizm, ulaşım ve yönetim alanlarını kapsayan hizmet sektöründe çalışanların oranı da yüksektir. Türkiye'de çalışanların yaklaşık üçte biri hizmet sektöründe bulunmaktadır.

    Türkiye'de Ekonomiyi Etkileyen Faktörler

    Coğrafi Konum: Türkiye, 36° - 42° kuzey paralelleri ile 26° - 45° doğu meridyenleri arasında yer almaktadır. Buna göre Türkiye, orta kuşağın Ekvator'a yakın olan kesiminde bulunmaktadır. Bu konumundan dolayı Türkiye'de dört mevsim belirgin olarak yaşanır ve ılıman iklim koşulları görülür.

    Türkiye, Asya ve Avrupa kıtalarının birbirlerine en yakın oldukları alanda bulunmaktadır. Asya ile Avrupa arasındaki en kısa kara ve demir yolları Türkiye'den geçmektedir. Bu durum, Türkiye'yi coğrafi olarak avantajlı kılmaktadır. Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip olan Orta Doğu ülkeleri ile sanayi bakımından gelişmiş olan Avrupa ülkeleri arasında bulunması, Türkiye'nin ticari önemini artırmaktadır.

    Yer Şekilleri: Yer şekilleri ve jeolojik yapısı, Türkiye'nin ekonomisini önemli ölçüde etkilemektedir. Türkiye, genel olarak yükseltisi fazla ve engebeli arazileri geniş yer tutan bir ülkedir. Ortalama yükseltisi 1132 m'dir. Deniz seviyesinden itibaren 500 m'ye kadar olan alanlar, Türkiye'nin yaklaşık %20'sini kaplamaktadır.

    Yer şekillerinin engebeli olması, tarım alanlarını daraltmaktadır. Doğu Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz'de dağlar geniş yer tutar. Bu alanlardaki engebeli yerlerin önemli bir kısmında ekonomik etkinlikler sınırlıdır.

    Karadeniz ve Akdeniz'de dağların kıyıya paralel uzanması, kıyı kesimleriyle iç bölgeler arasındaki ulaşımı olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle Karadeniz ve Akdeniz'de kıyı kesimleriyle bağlantı birçok yerde geçitlerle sağlanmaktadır. Marmara ve Ege'de yer şekilleri, ulaşım bakımından önemli bir doğal engel oluşturmaz.

    Türkiye'de en önemli tarım alanları, kıyılardaki ovalardır. Aynı zamanda kıyılar; sanayi, ticaret vb. ekonomik etkinliklerin de yoğun olduğu alanlardır.

    Geniş plajları, dağları, kaplıcaları ve birçok doğal güzellikleri Türkiye'ye büyük bir turizm potansiyeli sağlamaktadır.

    Türkiye, akarsular yönünden zengin bir ülkedir. Akarsuların yatak eğimleri fazladır; dar ve derin vadiler oluşturmuşlardır. Ayrıca akarsu rejimleri de düzensizdir. Bunlardan dolayı akarsular ulaşıma elverişli değildir. Ancak yatak eğimlerinin fazla olması, dar ve derin vadiler oluşturmaları, hidroelektrik üretimi için önemli bir potansiyel sağlar. Türkiye, enerji ihtiyacının bir kısmını akarsular üzerinden kurulmuş olan barajlardan elde eder.

    Türkiye'nin jeolojik yapısı da ekonomisini önemli ölçüde etkiler. Jeolojik yapısına bağlı olarak Türkiye, maden çeşidi yönünden zengin bir ülkedir. Türkiye'de; krom, demir, bakır, bor mineralleri, boksit ve cıva gibi birçok maden yatağı bulunmaktadır.

    İklim: Türkiye, konumundan dolayı çeşitli iklimlerin görüldüğü bir ülkedir. Akdeniz ve Karadeniz iklimi ile karasal iklim tiplerinin egemen olduğu Türkiye'de, bu iklimler arasında geçiş özelliği gösteren yerler de bulunmaktadır. Bu durum hem doğal bitki örtüsü hem de yetiştirilen tarım ürünlerinde çeşitliliğe neden olmaktadır.

    İklim özelliği yönünden ekonomik etkinliğe elverişli olmayan yerler; yüksek platolar ve dağlık alanlardır. Sanayi bitkileri, meyve ve sebzelerin önemli bir kısmı, iklimin elverişli olduğu kıyı bölgelerinde yetiştirilir.

    Çay, fındık ve mısır Karadeniz iklimine uyum gösteren bitkilerdir. Akdeniz iklimin etkili olduğu yerlerde ise daha çok pamuk, turunçgil, muz, susam, yer fıstığı gibi ürünler yetiştirilir.

    Nüfus: Ülkelerin en önemli güç kaynağı nüfustur. Bu nedenle ekonomik yapıyı etkileyen etmenlerin başında iş gücünü oluşturan nüfus gelir.

    Türkiye, nüfus artış hızı yüksek olan bir ülkedir. İlk nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılından 2010 yılına kadar geçen sürede Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 60 milyon artmıştır. Nüfus artış hızının fazla olması, kalkınma hızını düşürmektedir.

    Artan nüfus, tüketimin artmasına neden olmakta ve buna bağlı olarak ihracat azalmaktadır. Ayrıca artan nüfusun gereksinimini karşılamak için dışarıdan alınan mallar da artmaktadır. Böylece nüfus artışı, dış ticareti de etkilemektedir.

    Hızlı nüfus artışının ortaya çıkardığı diğer bir sorun, kırsal kesimden kentlere ve diğer ülkelere olan göçtür. Artan nüfus, tarım topraklarının bölüşülerek küçülmesine neden olmakta, geçimini tarımdan sağlayamayanlar göç etmektedirler. Özellikle yurt dışına gerçekleşen göçler, Türkiye açısından büyük bir iş gücü kaybıdır.

    Türkiye'de Uygulanan Ekonomi Politikaları

    Cumhuriyetin ilk yıllarında günümüze kadar ülkenin gelişmesi için bazı ekonomi politikaları uygulanmıştır. Bu politikaların ilk dönemi 1923 ile 1932 yılları arasını kapsar. 1923'te gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi'nde benimsenen ekonomi politikası; siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla desteklenmesi olmuştur. Bu amaçla bazı kararlar alınmış, alınan bu kararlar Cumhuriyet'in ilk beş yılındaki ekonomi uygulamalarına yön vermiştir. Bu dönemde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine önem verilmiş.

    1932 yılından sonra planlı kalkınma politikaları benimsenmiş, sanayinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Özel sektörün gücünün yetmediği alanlarda devlet yatırımlar yapmıştır. 1935'de Atatürk'ün devletçilik kavramı hakkındaki görüşleri şöyledir: "Türkiye'nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. asırdan beri sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdüğü fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş Türkiye'ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizde manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket iktisadiyatını devletin eline alması."

    1950 yılından sonraki dönemde devletin sanayi sektörüne olan yatırımları azalmıştır. Bu dönemde daha çok tarımın geliştirilmesine öncelik verilmiştir. Türkiye'de ekonomik kalkınma hızının yükseldiği bu dönemde alt yapı ve ulaşıma da gereken önem verilmiştir.

    1980'den sonraki süreç, devletçi politikanın hızla terk edilerek özel sermayenin ön plana çıkarıldığı dönemdir. Bu dönemden başlayarak günümüze kadar süregelen bu süreçte devlete ait sanayi kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar, büyük ölçüde özel sektöre devredilmiştir. 24 Ocak 1983'te alınan kararlar ile Türkiye'nin ekonomisi, küresel boyuttaki ekonomik gelişmelerle bütünleşmiştir.
     
  5. dewilblack New Member

    Emeğe Saygı
     

Sayfayı Paylaş